1 Ey inanıp güvenenler! Kendi görüşlerinizi Allah ve elçisinin iki eli arasındakinin önüne geçirmeyin [1]. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Allah, işitendir, bilgedir.
2 Ey inanıp güvenenler! Seslerinizi Nebi'nin sesinin üstünde yükseltmeyin [49:4]. Şuuruna varmadan amelleriniz boşa gitmesin diye, birbirinizle ulu orta yaptığınız gibi, ulu orta konuşmayın.
3 Allah'ın elçisinin yanında seslerini kısanlar, işte onlar, vahyin sınırlarına uyma [bilinci] için, Allah'ın, kalplerinin pasını sildiği kimselerdir [22:32, 49:7]. Onlara bağışlanma ve muazzam bir karşılık vardır.
4 Sana, odaların ötesinden seslenenler, onların çoğu aklını kullanmayanlardır [49:2].
5 Sen onlara doğru çıkana kadar sabretselerdi, onlar için kesinlikle hayırlı olurdu. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
6 Ey inanıp güvenenler! Cahillikle bir halka [musibet] isabet ettirip, yaptığınıza pişman olmanıza karşı, yoldan çıkmış biri size önemli bir haberle geldiğinde, onu açıkça ortaya koyun [iyi araştırın 4:83, 17:36].
7 49:7-8: Allah'ın elçisinin aranızda olduğunu bilin. İşlerin çoğunda size itaat etseydi, kesinlikle sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, Allah'tan bir armağan ve nimet olarak, size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde çekici kıldı. Ve gerçekleri örtmeyi, yoldan çıkmayı ve isyanı sevdirmedi [49:3]. İşte onlar, olgunluğa ulaşanların ta kendileridir. Allah, bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
8 49:7-8: Allah'ın elçisinin aranızda olduğunu bilin. İşlerin çoğunda size itaat etseydi, kesinlikle sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, Allah'tan bir armağan ve nimet olarak, size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde çekici kıldı. Ve gerçekleri örtmeyi, yoldan çıkmayı ve isyanı sevdirmedi. İşte onlar, olgunluğa ulaşanların ta kendileridir. Allah, bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
9 Eğer inanıp güvenenlerden iki tayfa çarpıştırılırlarsa, aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri, diğerine karşı azgınlık ederse, Allah'ın emrine dönünceye kadar azanlarla çarpışın. Eğer dönerlerse, adaletle aralarını düzeltin ve hakkaniyetli olun. Allah, hakkaniyetli davrananları sever.
10 İnanıp güvenenler ancak kardeştir [3:103]. Öyleyse, kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'ın sınırlarına uyup korunun ki, merhamet olunasınız.
11 Ey inanıp güvenenler! Bir halk, başka bir halkı küçümsemesin. Onların, onlardan [küçümseyenlerden] hayırlı olmaları da olasıdır. Kadınlar da, başka kadınları küçümsemesin. Onların da, onlardan [küçümseyenlerden] hayırlı olmaları olasıdır. Kendinize kötü intiba bırakmayın [kötü şeylerle anılmayın, kötülükle fişlenmeyin]. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İmanın ardından, yoldan çıkışla isimlenmek ne sıkıntılıdır [32:18]. Kim hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelmezse, işte onlar, yanlış yapanların ta kendileridir.
12 Ey inanıp güvenenler! Kanaatin çoğundan uzak durun. Kanaatin bazısı zarara neden olur. Birbirinize casusluk yapmayın [açığını, eksiğini araştırmayın]. Birbirinizi yok saymayın [izinsiz veya habersiz hakkını kullanmayın, yemeyin]. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemesini sever mi? Ondan hoşlanmadınız. Allah'ın sınırlarına uyup korunun. Allah, hatasından kesin dönüş yapıp kendisine itaate yönelenlerin yönelişini kabul edendir, merhamet edendir.
13 Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden oluşturduk [1]. Birbirinizi tanımanız için, sizi uluslar ve kabileler kıldık [30:20-21-22]. Allah katında en saygın olanınız [17:62-70], en çok vahyin sınırlarına uyup korunanınızdır. Allah bilgedir, haberdar olandır.
14 O Araplar, ''İnanıp güvendik'' dediler. De ki! ''İnanıp güvenmediniz. ''Kendimizi barışa, esenliğe aldık / barıştan, esenlikten tarafız'' deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi [1].'' Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, amellerinizden hiçbir şey eksiltmez [24:50]. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
15 İnanıp güvenenler ancak, Allah'a ve elçisine inanıp güvenenler, sonra hiçbir kuşku duymayanlar ve mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda ellerinden geleni yapanlardır [61:11]. İşte onlar, özü sözü doğru olanların ta kendileridir [1].
16 De ki! ''Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz [1]? Allah, göklerde ve yeryüzünde olan şeyleri bilir. Allah, her şey hakkında bilgi sahibidir.''
17 Barışa, esenliğe girdiler diye / barıştan, esenlikten taraf oldular diye, seni minnet altında bırakıyorlar. De ki! ''Barışa, esenliğe girmenizi / barıştan, esenlikten taraf olmanızı başıma kakmayın. Bilakis, eğer doğru sözlü kimselerseniz, size imanın yolunu göstermesinden dolayı [1], Allah sizi minnet altında bırakır.''
18 Allah, göklerin ve yeryüzünün görünmeyenini, bilinmeyenini, sezilmeyenini bilir. Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görendir.