1 Ayrı ayrı ileten kimdir?
2 Kitabın indirilişi, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olan Allah tarafındandır.
3 Gökleri ve yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri, adı belirlenmiş bir süre ve gerçek bir amaç dışında oluşturmadık [1]. Gerçekleri örtenler ise, uyarıldıkları şeyden geri durdular [duyarsız kaldılar].
4 De ki! "Allah'ın yanı sıra çağrıda bulunduklarınıza dikkat ettiniz mi? Bana gösterin bakalım yerden ne oluşturmuşlar? Yoksa göklerde ortaklıkları mı var [34:22, 35:40]? Eğer doğru sözlüler iseniz, bana ilimden bir eser veya bundan önceki bir kitap getirin [1]."
5 Allah'ın yanı sıra, kıyamet gününe kadar ona cevap veremeyecek ve onların çağrılarından da gaflette olanlara çağrıda bulunan kimseden daha sapkın kimdir [1]?
6 İnsanlar toplandığında, onlara düşmanlar oldular. Onların kulluk etmelerine de kafirler oldular [1].
7 Apaçık kanıtlı ayetlerimiz onlara okunup aydınlatıldıklarında gerçekleri örtenler, kendilerine gelen hakikat için: "Bu açıkça, etkili bir aldatmacadır" dediler [1].
8 Yoksa onu uydurdu mu diyorlar [1]? Onu uydurmuşsam Allah'tan [gelecek] hiçbir şeye benim için gücünüz yetmez. O, içine daldırıldığınız şeyleri daha iyi bilir. Aramızda şahit olarak O yeter. O, bağışlayıp merhamet edendir.
9 De ki! "Ben elçilerden yeni ortaya çıkmış biri değilim [3:144]. Bana ve size ne yapılır idrak edemiyorum [1]. Ben, bana vahyedilenin dışında hiçbir şeye de uymuyorum [2]. Ben, açıkça bir uyarıcının dışında bir şey de değilim."
10 De ki! "Dikkat ettiniz mi? Ya [Kur'an] Allah katından ise ve siz onun hakkındaki gerçekleri örtmüşseniz ve İsrailoğulları'ndan bir şahit de onun benzerine şahit olup inanıp güvenmiş ve siz büyüklük taslamışsanız? Şüphesiz Allah, yanlış yapanlar halkına yol göstermez."
11 Gerçekleri örtenler inanıp güvenenlere: ''Eğer bir hayır olsaydı, ona karşı bizi geçemezlerdi [1]'' dediler. Onunla doğru yola uymadıklarında da: ''Bu eski, hakikati tersyüz eden bir iftiradır'' diyecekler.
12 Ve ondan önce bir önder ve bir rahmet olan Musa'nın kitabı vardı [11:17]. Ve bu da, yanlış yapanları uyarmak ve iyileştirenleri müjdelemek için, açık, anlaşılır bir dili [1] olan, tasdik edici bir kitaptır.
13 ''Rabbimiz Allah'tır'' deyip, sonra dosdoğru olanlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler [1].
14 Onlar, yaptıklarının karşılığı olarak orada kalıcılar olmak üzere cennet arkadaşlarıdır.
15 Biz insana anne babasına iyiliği vasiyet ettik [1]. Annesi onu zorlukla taşıdı ve onu zorlukla koydu. Onu taşıması ve onu ayırması otuz aydır [2]. Şiddetli çağına ulaştığında ve kırk seneyi tamamladığında [3]: ''Rabbim, beni, bana ve anne babama verdiğin nimetlerin karşılığını vermeye ve razı olduğun düzeltici işler yapmaya yönlendir. Benim için soyumu da düzelt. Şüphesiz ben, sana yöneldim ve şüphesiz ben Müslimlerdenim [4]'' dedi [27:19].
16 Onlar, vaat edildikleri doğru vaat olarak [1], yaptıklarını daha iyisiyle onlardan kabul ettiğimiz, kötülüklerinden geçtiğimiz cennet arkadaşlarının içindedirler.
17 Anne babasına: ''Öf ikinize. Şüphesiz benden önce kuşaklar gelip geçmişken, benim çıkarılmamı mı [yeniden diriltileceğimi mi] vaat ediyorsunuz?'' dedi. O ikisi Allah'a yalvararak: ''Eyvah sana! İnanıp güven. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir'' deyince: ''Bu, evvelkilerin satırlarının dışında bir şey değildir [23:83, 27:68].'' dedi.
18 Onlar, ins ve cinden [1] onlardan önce gelip geçen önderli toplum içerisinde, üzerlerine sözün gerçekleştiği kimselerdir. Onlar kaybedenlerdir [41:25].
19 Yaptıklarının tam karşılığı verilmesi için, hepsinin yaptıkları şeylerden dereceleri vardır ve onlara yanlış yapılmaz.
20 Gerçekleri örtenlerin ateşe arz olundukları gün: ''Dünya hayatınızda temiz şeylerinizi giderdiniz, onlarla yararlandınız. Yeryüzünde haksız yere büyüklendiğiniz ve yoldan çıktığınızdan dolayı [1], bugün küçük düşürücü azapla karşılık görürsünüz.''
21 Ad'ın kardeşinin bilgisini ver. Şüphesiz önünden ve arkasından uyarıcıların gelip geçtiği Ahkaf'ta [1] halkını: ''Allah'ın dışında hiçbir şeye kulluk etmeyin. Şüphesiz beni, aleyhinize dehşet bir günün azabı korkutuyor'' diye uyardığında:
22 ''Bize, ilahlarımızdan bizi çevirmen için mi geldin [7:70, 14:10]? Doğru sözlülerden isen, bize vaat ettiğini getir'' dediler.
23 ''Şüphesiz o bilgi Allah'ın katındadır. Ben gönderildiğim şeyi size tebliğ ediyorum [1]. Fakat ben, sizi cahillik eden bir halk olarak görüyorum'' dedi.
24 Onu geniş bir bulut şeklinde vadilerine yönelmiş gördüklerinde: ''Bu bize yağmur yağdıran geniş bir buluttur'' dediler. Bilakis o, hakkında acele ettiğiniz şeydir. İçerisinde can yakıcı bir azap olan rüzgar [44:11].
25 Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Meskenleri dışında görünmeyen oldular [51:42]. Suçta ileri gidenler halkına işte böyle karşılık veririz.
26 Onlara, size vermediğimiz imkanlar verdik. Onlara da kulak verme, hakikati görme kabiliyetleri ve beyin fonksiyonları kıldık [1]. Allah'ın ayetlerini reddederken alay ettikleri şeyler onları kuşattığında, kulak verme, hakikati görme kabiliyetleri ve beyin fonksiyonları onlardan bir şey gidermedi.
27 Şüphesiz çevrenizdeki kentlerden yıkıma uğratmıştık. Ve dönsünler diye, ayetleri evire çevire açıklamıştık.
28 Allah'ın yanı sıra yakınlık sağlamak için edindikleri ilahlar [1] onlara yardım etseydi ya. Bilakis onlardan saptılar. Bu, onların hakikati tersyüz eden iftiralarıydı.
29 Cinlerden [yabancılardan] bir neferi [3 ile 10 kişi arasında bir grubu: 72:1], Kur'an'ı dinlemeye sana çevirdiğimizde ve onlar ona hazır olduklarında: ''Susun'' dediler [1]. Gerçekleştirildiğinde de, uyarıcılar olarak halklarına doğru uzaklaştılar.
30 ''Ey halkımız! Şüphesiz biz, Musa'nın ardından indirilen, önündekini tasdik edici, gerçeğe ve dosdoğru yola rehberlik eden bir kitap dinledik'' dediler [72:1-2].
31 ''Ey halkımız, Allah'ın davetine icabet edin ve O'na inanıp güvenin [2:186]. Sizi suçlarınızdan bağışlasın ve sizi can yakıcı bir azaptan yanına alsın [kurtarsın].''
32 Kim Allah'ın davetine icabet etmezse, yeryüzünde aciz bırakamaz ve ona, O'nun yanı sıra yakınlar, yol göstericiler, müttefikler de olmaz. Onlar, açıkça bir sapıklığın içerisindedirler.
33 Gerçekten, gökleri ve yeryüzünü oluşturan ve onların oluşturulmasıyla yorulmayan Allah'ın, ölülere hayat vermeye de ölçü koyucu olduğuna dikkat etmediler mi? Elbette ölçü koyar. Şüphesiz O, her şeye ölçü koyandır.
34 Gerçekleri örtenlerin ateşin üzerine arz olundukları gün: ''Bu gerçek değil miymiş?'' dendi. ''Elbette Rabbimiz'' dediler. ''Gerçekleri örttüğünüz şeylerle azabı tadın'' dedi [6:30].
35 Kararlılık sahibi elçilerden dirençli olanlar gibi dirençli ol. Onlara acele etme. Onlar, kendilerine vaat edileni gördükleri gün, gündüzden bir saat dışında kalmamış gibidirler [1]. Bir tebliğdir. Yoldan çıkmışlar halkı dışındakiler yıkıma uğratılır mı?