1 İnsana seslenen, uyandıran,
2 Ve adaleti sağlayan en doğru hükümleri içeren [43:4] Kur'an'ı kanıt gösteriyorum ki,
3 Şüphesiz sen gönderilenlerdensin [1].
4 Dosdoğru bir yol üzerindesin,
5 Üstün merhamet sahibinin indirdiği.
6 Ataları uyarıldığı halde kendileri gaflette olan halkı uyarman için [1].
7 Şüphesiz çoğunun üzerine söz gerçekleşti. Onlar inanıp güvenmezler.
8 Şüphesiz onların boyunlarına o, çenelerine kadar halkalar taktık, kafaları kalkıktır [1].
9 Onların önlerinden set, ve arkalarından set çektik ve onları perdeledik, onlar doğruyu göremezler [1].
10 Ve onları uyarsan da, uyarmasan da aynıdır, onlar inanıp güvenmezler [2:6-7].
11 Şüphesiz sen ancak; bu zikre [hatırlatıcı bilgiye, öğretiye] uyan ve gaybda [görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen yerlerde] Rahman'a karşı derinden saygı duyup rızasını kaybetme endişesi taşıyanı [1] uyarabilirsin. Onu bağışlanmayla ve saygın bir karşılıkla müjdele [67:12].
12 Şüphesiz ölülere biz hayat veririz ve takdim ettiklerini ve bıraktıkları eserleri yazarız [1]. Ve apaçık bir önderde [Kur'an'da] her şeyi sayıp kaydettik [2].
13 Onlara kentin arkadaşlarlarının örneğini vurgula. Oraya elçiler geldiğinde…
14 Onlara iki tane [elçi] gönderdiğimizde ikisini de yalancı saydılar. Bunun üzerine, biz de üçüncüyle üstün hale getirdik. Dediler ki: ''Şüphesiz biz size gönderilenleriz.''
15 ''Siz bizim gibi bir beşerin dışında bir şey değilsiniz, Rahman bir şey indirmedi, siz yalana sarılanların dışında bir şey değilsiniz'' dediler [1].
16 ''Rabbimiz biliyor ki, kesinlikle biz size gönderilenleriz'' dediler.
17 ''Bize apaçık bir tebliğden başka bir şey düşmez [1].''
18 ''Sizinle uğursuzluğa uğradık, şayet son vermezseniz kesinlikle sizi taşa tutarız ve size bizden elim bir azap dokunur'' dediler.
19 ''Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size hatırlattık / hatırlatıcı bilgi verdik diye mi? Bilakis siz, ölçüsüz davranan bir halksınız'' dediler.
20 Şehrin uzağından bir adam koşup gelerek: ''Ey halkım! Bu elçilere uyun'' dedi.
21 ''Uyun o kimselere ki, sizden bir karşılık istemiyorlar ve onlar doğru yoldalar.''
22 ''Bana ne oluyor ki, fıtratımı [yazılımımı, yaratılış yasalarımı] belirleyen ve O'na döndürüleceğinize kulluk etmeyeyim.''
23 ''O'nun yanı sıra ilahlar edinir miyim [1]? Rahman bana bir zarar dilerse, onların şefaati benden bir şey gidermez ve beni kurtaramazlar.''
24 ''O zaman ben, kesinlikle açıkça bir sapıklığın içerisinde olurum.''
25 ''Şüphesiz ben, Rabbinize inanıp güvendim, kulak verin!''
26 ''Cennete gir'' denildi. ''Keşke halkım bilseydi'' dedi…
27 ''Rabbimin beni bağışladığını ve beni saygın konuma getirilenlerden kıldığını.''
28 Onun ardından halkının üzerine bir ordu indirmedik, indirecek olanlar da değildik.
29 Bir tek çığlığın dışında bir şey olmadı, o zaman sönüverdiler.
30 Yazık şu kullara ki, ne zaman bir elçi gelse, onunla alay etmenin dışında bir şey yapmadılar.
31 Kendilerinden önce nice kuşakları yıkıma uğrattık. Onların kendilerine dönmediklerine dikkat etmediler mi [21:95]?
32 Ve ancak onların hepsi, toplanıp huzurumuzda hazır bulundurulacaklar.
33 Ölü yeryüzü onlara bir ayettir. Ona hayat verir, ondan tane çıkarırız da ondan nasiplenirler.
34 Orada hurma ve üzüm bahçeleri kıldık. Ve oradan pınarlardan fışkırttık.
35 Onun ürünlerinden ve ellerinin yaptıklarından nasiplenmeleri için. Karşılığını vermezler mi [1]?
36 Yeryüzünde bitenlerden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden hepsini çiftler olarak oluşturan, bütün noksanlıktan münezzehtir.
37 Gece onlara ayettir. Ondan gündüzü ayırırız da o zaman karanlıkta kalırlar.
38 Ve güneş kendi karar yeri için akıp gider. Bu, üstün bilge olanın koyduğu ölçüdür.
39 Ayın menzillerinin ölçüsünü de belirledik. Ta ki, o, sanki kuru bir hurma dalına döner.
40 Güneş, ay'a ulaşıp çatamaz ve gece, gündüzün önüne geçemez. Hepsi bir yörüngede yüzerler [21:33][1].
41 Dolu gemide soylarını taşımamız onlara bir ayettir.
42 Onlara bindiklerinin benzerlerinden oluşturduk.
43 Ve eğer gerekli görürsek onları boğarız da ne feryatlarına yetişebilir, ne de onları kurtarabilirler.
44 Ancak bizden bir rahmet ve belli bir zaman yararlanma dışında.
45 Onlara: "Geçmişte yaptıklarınız ve gelecekte başınıza gelecekler hakkında vahyin sınırlarına uyup korunun ki size merhamet edilsin" dendiğinde…[1]
46 Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldiğinde, onlar sadece ondan duyarsız oldular / umursamadılar.
47 Onlara: "Allah'ın sizi rızıklandırdıklarından infak edin" dendiğinde, o gerçekleri örtenler [2:254] inanıp güvenenlere: "Allah gerekli görürse doyurabileceğini biz mi doyuralım? Siz ancak açıkça bir sapıklığın içindesiniz" dediler [1].
48 Ve: "Şayet doğru söyleyenlerden iseniz, o vaat ne zamandır?" diyorlar [21:38, 67:25].
49 Onlar hasımlık ederlerken, onları tutan tek bir çığlığın dışında bir şey gözlemiyorlar [38:15].
50 Vasiyette bulunmaya güçleri yetmez ve yakınlarına da dönemezler.
51 Ve sura üflendi. O zaman onlar, mezarlarından Rablerine doğru akın ederler.
52 "Eyvah bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim harekete geçirdi? Bu Rahman'ın vaat ettiğidir. Ve elçiler doğru söylemiş." derler [1].
53 Tek bir çığlığın dışında bir şey değil. O zaman hepsi huzurumuzda hazır bulundurulurlar.
54 Bugün nefis / benlik hiçbir şekilde yanlışa uğramaz. Ve yaptıklarının dışında şeylerle de karşılık verilmez [40:17].
55 Şüphesiz bugün cennet arkadaşları, keyifli meşguliyetler içerisindedir.
56 Onlar ve onlara eşlik edenler, gölgeler içinde, koltukların üzerinde yaslanmışlardır.
57 Onlara orada meyveler ve çağırdıkları / istek duydukları ne varsa vardır.
58 Merhametli Rabb'den söz: "Esenlik" tir [1].
59 "Ey suçta ileri gidenler, bugün siz ayrılın!"
60 36:60-61: "Ey ademoğulları! Size: ''Şeytana kulluk etmeyin, şüphesiz o size açıkça bir düşmandır. Ve bana kulluk edin, dosdoğru yol budur?" diye taahhüt etmedim mi?
61 36:60-61: "Ey ademoğulları! Size: ''Şeytana kulluk etmeyin, şüphesiz o size açıkça bir düşmandır. Ve bana kulluk edin, dosdoğru yol budur?" diye taahhüt etmedim mi?
62 Şüphesiz sizden bir çok nesli saptırdı. Akıl etmiyor muydunuz?
63 Size vaat edilen cehennem budur.
64 Gerçekleri örtmenizden dolayı bugün oraya yaslanın!"
65 Kazanmış olduklarından dolayı, bugün ağızlarının üzerini mühürleriz, bize elleri konuşur ve ayakları şahitlik eder [1].
66 Eğer gerekli görseydik, gözlerinin üzerini silerdik de o zaman doğru yolu bulmak için yarışırlardı. Nasıl doğruyu görebilirler ki [1]?
67 Eğer gerekli görseydik, onları mekanlarının üzerinde sabit hale dönüştürürdük de, ne ileri gitmeye, ne de geri dönmeye güçleri yetmezdi [1].
68 Kimin ömrünü uzatırsak, oluşturuluşunu tersine çeviririz. Akıl etmiyorlar mı [1]?
69 Biz ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da. O, hatırlatıcı bir bilgi ve apaçık bir hitabın dışında bir şey değildir [1].
70 Diri olanları uyarmak [1] ve gerçekleri örtenlerin üzerine sözün gerçekleşmesi içindir.
71 Kudretimizle yaptığımız, onlara oluşturduğumuz ve ona sahip oldukları, etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlara dikkat etmiyorlar mı?
72 Ve onu onlara alçalttık. Böylece ondan biniyorlar ve ondan nasipleniyorlar.
73 Ve onlara ondan içecekler ve menfaatler vardır. Karşılığını vermiyorlar mı?
74 Kendilerine yardım edilsin diye Allah'ın yanı sıra ilahlar edindiler [37:25].
75 Onlara yardıma güçleri yetmez de, onlar, onlara hazır kıta askerdirler [1].
76 Onların sözleri seni hüzünlendirmesin. Şüphesiz biz, onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını da biliriz.
77 O insan açıkça bir hasım kesildiğinde, onu bir nutfeden [az bir sıvıdan, meninin az bir parçasından] oluşturduğumuza dikkat etmedi mi?
78 Oluşturuluşunu unutuyor da: "O çürümüş kemikleri kim diriltir?" diyerek bize örnek vurguluyor [16:74].
79 De ki! "İlk kez kim inşa ettiyse, onu diriltir. O, her türlü oluşturmayı bilir [53:47]."
80 O ki, size yeşil ağaçtan ateş kıldı da siz ondan yakıyorsunuz.
81 Gökleri ve yeryüzünü oluşturan, onların benzerini oluşturmaya ölçü koyamaz mı? Elbette. O, oluşturuluşları, bilendir [15:86].
82 Şüphesiz bir şey dilediği zaman emri ancak ona "Ol" demesidir, o hemen olmaya başlar [16:40].
83 Her şeyin egemenliği elinde olan [23:88-89] ve kendisine döndürüleceğiniz, bütün noksanlıklardan münezzehtir.