⚖️ Karşılaştır
35. Sure Mustafa Çavdar Şinasi Güneş

Fâtır Suresi

Şinasi Güneş — Apacikuran.com

1 Her işini kusursuz yapmak, göklerin ve yeryüzünün fıtratını belirleyen, yaratılış yasalarını koyan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan [22:75][1] Allah'a aittir. Oluşturuşu gerekli gördüğü şekilde arttırır. Şüphesiz Allah, her şeye bir ölçü koyandır.

2 Allah, rahmetinden neyi açarsa onu kimse tutamaz. Ve neyi tutarsa, ardından onu gönderecek yoktur. Ve O, üstündür, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.

3 Ey insanlar! Allah'ın üzerinize olan nimetini aklınızdan çıkarmayın. Sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah'tan başka bir oluşturucu mu var? O'nun dışında bir ilah yoktur. Nasıl da tersyüz ediliyorsunuz [10:31-32].

4 Seni yalancı sayıyorlarsa, şüphesiz senden önceki elçiler de yalancı sayıldı. Ve işler Allah'a döndürülür.

5 Ey insanlar! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Ve aldatıcılar sizi Allah ile aldatmasın [1].

6 Şüphesiz şeytan size düşmandır. Onu düşman edinin. Şüphesiz o, taraftarını [58:19] ancak, tutuşturanın arkadaşı olmaları için davet eder [31:21].

7 Gerçekleri örtenlere şiddetli bir azap vardır. Ve inanıp güvenerek düzeltici işler yapanlara da bağışlanma ve büyük bir karşılık vardır.

8 Kötü ameli kendisine çekici gösterilen ve onu iyi gören kimse mi? Allah gereğini yapanı sapıklıkta bırakır ve gereğini yapana da yol gösterir. Canın onların üzerine yazık ederek gitmesin [1]. Allah onların üretmekte olduklarını bilir.

9 Allah, rüzgarları göndererek bulutları kaldırır. Onu ölü bir beldeye süreriz de, onunla ölümünden sonra yeryüzüne hayat veririz. Yayılış da işte böyledir [1].

10 Kim üstünlük istiyorsa, üstünlüğün tamamı Allah'a aittir [1]. Temiz kelam [iman] O'na doğru yükselir. Ve onu yükselten düzeltici ameldir [2]. Ve uyguladıkları planları kötülükler olanlara da şiddetli bir azap vardır. Onların uyguladığı planlar da bozulucudur.

11 Allah sizi topraktan, sonra nutfeden [meninin az bir kısmından] oluşturdu. Sonra sizi çiftler kıldı. O'nun ilmi olmadan dişi taşımaz ve bırakmaz [hamile kalmaz ve doğurmaz]. Ve ömür verilene ömür verilmesi ve ömründen kısılması kitaptadır [yasaya bağlıdır]. Şüphesiz bu, Allah'a kolaydır.

12 İki bol su bir değildir. Bu tatlı, susuzluğu giderici, içimi kolaydır. Ve bu tuzlu, acıdır [25:53]. Hepsinden taze et nasiplenirsiniz ve ondan giydiğiniz takılar çıkarırsınız [1]. Ve karşılığını veresiniz diye onun armağanından aramanız için, orada gemileri yarıp giderken görürsün [31:31].

13 Geceyi gündüzün içine sokuyor ve gündüzü gecenin içine sokuyor [1]. Güneşi ve ayı buyruğu altına aldı. Hepsi adı belirlenmiş bir süre için akıp gidiyor. İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır, egemenlik O'nundur. Onun yanı sıra çağırdıklarınız bir hurma çekirdeğinin zarına bile güç yetiremezler.

14 Onları çağırsanız çağrınızı duymazlar. Şayet duysalar size cevap veremezler. Ve kıyamet gününde de ortak koşmanıza küfrederler [1]. Haberdar olanın [Allah'ın] verdiği türden haberleri sana kimse veremez.

15 Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Kendine yetip, her işinde kusursuz olan Allah'tır.

16 Şayet gerekli görürse, sizi giderir de yeni bir oluşturuluş getirir [1].

17 Bu Allah'ın üstesinden gelemeyeceği bir şey değildir [14:20].

18 Hiçbir üstlenen başkasının üstlendiğini üstlenmez. Yükü ağır olan, onu taşımaya çağırsa da, ondan hiçbir şey taşınmaz. Velev ki yakını olsun [1]. Sen ancak, görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen yerlerde Rablerine karşı derin saygı duyup rızasını kaybetme endişesi taşıyanları [2] ve salatı ikame edenleri [3] uyarabilirsin. Ve kim arınırsa kendisi için arınır [4]. Ve varış yeri Allah'adır.

19 Hakikati gören ile kör davranan bir değildir.

20 Ve aydınlıkla karanlık da…

21 Ve gölge ile sıcaklık da…

22 Ölülerle diriler de bir değildir. Allah gerekli gördüğüne işittirir. Sen kabirlerde olana işittirici değilsin [1].

23 Sen bir uyarıcının dışında bir şey değilsin.

24 Biz seni gerçek bir amaçla uyarıcı ve müjdeci olarak gönderdik [2:119]. Hiçbir topluluk yoktur ki içinde uyarıcı geçmiş olmasın.

25 Seni yalancı saydılarsa, şüphesiz onlardan öncekilerden de yalancı saydılar. Elçiler onlara apaçık kanıtlarla ve hikmet yüklü sayfalarla ve aydınlatıcı kitapla gelmişlerdi [3:184].

26 Sonra gerçekleri örtenleri tutuverdim. İnkarım nasılmış.

27 Allah'ın gökten su indirmesine dikkat etmedin mi? Onunla renkleri çeşitli ürünler çıkardık. Ve yolları beyaz, kırmızı, renkleri çeşit çeşit dağlardan. Ve bir de koyu siyah [1].

28 Ve bunun gibi; insanlardan, canlılardan, etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlardan renkleri çeşit çeşit olanlar da vardır. Şüphesiz Allah'a, kullarından ancak bilgili [bilinçli] olanlar [1] derinden saygı duyup rızasını kaybetme endişesi taşır. Allah üstündür, bağışlayandır.

29 Allah'ın kitabıyla aydınlanıp, aydınlığı başkalarına da yansıtanlar, cehalet ve yoksullukla mücadeleyi ayakta tutanlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık infak edenler asla bozulmayan bir ticaret bekleyebilirler.

30 Karşılıklarını tastamam vermesi ve armağanından arttırması için. Şüphesiz O, bağışlayandır, karşılık verendir.

31 Kitaptan sana vahyettiğimiz; o önündekiler için tasdik edici gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir, haberdardır.

32 Sonra kitabı kullarımızdan tercih ettiğimize miras bıraktık [40:53]. Onlardan kimisi kendine yanlış yapar ve onlardan doğru orta olanlar vardır ve onlardan, Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde hayırlarda önde gidenler de vardır [1]. Büyük fazilet işte budur.

33 Adn cennetleri. Oraya girerler. Orada altından bilezikler ve incilerden takınırlar. Ve orada elbiseleri ipektir.

34 ''Her işini kusursuz yapmak, bizden hüznü gideren Allah'a aittir'' derler. Şüphesiz Rabbimiz bağışlayandır, karşılık verendir.

35 O ki armağanından, bizi durulacak yurda kondurdu. Bize orada yorgunluk dokunmaz. Bize orada bıkkınlık da dokunmaz.

36 Gerçekleri örtenlere ise, cehennem ateşi vardır. Üzerlerine gerçekleştirilmez ki ölsünler [1]. Ve onlardan azaptan yana bir şey de hafifletilmez. İşte biz gerçekleri örtenlere böyle karşılık veririz.

37 Orada feryat ederler: “Rabbimiz, bizi çıkar da yapmış olduklarımızdan başka düzeltici işler yapalım.” “Size bilgilerini kullanabilen birinin, bilgilerini defalarca kullanıp aklını başına alabileceği bir ömür vermedik mi? Ve size uyarıcılar da gelmişti [1]. Tadın! Yanlış yapanlar için bir yardımcı yoktur.”

38 Şüphesiz Allah, göklerin ve yeryüzünün görünmeyenini, bilinmeyenini, sezilmeyenini bilir. Şüphesiz O, göğüslerin içindekini de bilir.

39 Sizi yeryüzünde halife kılan O’dur. Kim gerçekleri örterse, gerçekleri örtmesi kendi aleyhinedir. Gerçekleri örtenlerin gerçekleri örtmesi, Rablerinin katında nefret uyandırmanın dışında bir şeyi artırmaz. Gerçekleri örtenlerin gerçekleri örtmesi kayıptan başka bir şeyi artırmaz.

40 De ki! Ortak koştuğunuz, o Allah’ın yanı sıra çağırdıklarınıza dikkat ettiniz mi? Yeryüzünde ne oluşturmuşlar bana gösterin [1]. Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa onlara bir kitap verdik de, onlar ondan apaçık bir kanıt üzerinde midirler [2]? Bilakis yanlış yapanlar, birbirlerine aldanıştan başka bir şey vaat etmiyorlar.

41 Şüphesiz Allah, zeval gelir diye, gökleri ve yeri tutmaktadır. Ve şayet ikisine bir zeval gelse, onun ardından hiç kimse ikisini tutamaz. Şüphesiz O, yumuşak davranandır, bağışlayandır.

42 Şayet onlara bir uyarıcı gelse, ilk toplumlardan daha doğru yolda olacaklarına dair var güçleriyle yemin ederek Allah’a kanıt gösteriyorlar. Onlara uyarıcı gelince de, bu onların nefretlerinden başka bir şey artırmadı.

43 Yeryüzünde büyüklenerek kötü planlar uyguladılar. Kötü plan uygulamak, ahalisinden başkasını kuşatmaz [52:42]. Öncekilere uygulanandan başkasını mı gözlüyorlar [1]? Sen Allah’ın uygulamasında asla bir değişim bulamazsın. Ve sen Allah’ın uygulamasında asla bir başkalaşma [uzaklaşma] da bulamazsın [2].

44 Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nasıl oldu gözlemlesinler [1]? Kuvvet olarak onlardan daha şiddetliydiler. Göklerde ve yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, ölçü koyandır.

45 Allah, insanları kazandıklarından dolayı tutuverseydi, yeryüzünün sırtında küçük büyük canlıdan kimse bırakmazdı. Lakin adı belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar ertelemektedir [1]. Süreleri gelince de, şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.

← 34. Sebe' 36. Yâ-Sîn →