1 Her işini kusursuz yapmak, göklerdeki ve yeryüzündekilerin O'nun olduğu Allah'a aittir. Ahirette de her işini kusursuz yapmak O'na aittir. O, haberdar olup, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
2 Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, bağışlayıp merhamet edendir.
3 Gerçekleri örtenler: ''Saat bize gelmez.'' dediler. De ki! ''Görünmeyeni, bilinmeyeni, sezilmeyeni bilen Rabbim şahit olsun ki, elbette size kesinlikle gelir. Göklerde ve yeryüzünde zerre ağırlığınca da olsa O'ndan uzak kalmaz. Daha küçük veya bundan daha büyük hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta olmasın [1].
4 İnanıp güvenen ve düzeltici işler yapanlara karşılığını vermek içindir [1]. Onlara, saygın bir rızık ve bağışlanma vardır.
5 Ayetlerimizi aciz bırakmaya koşturanlar. Onlara da, Ricz'den [1] can yakıcı bir azap vardır [2].
6 Kendilerine ilim verilenler, onun sana Rabbinden indirilen gerçek olduğunu ve üstün ve her işini kusursuz yapanın yolunu [14:1, 22:24] gösterdiğini görürler.
7 Gerçekleri örtenler: ''Dağılıp tamamen parçalandıktan sonra, siz kesinlikle yeni bir oluşturuluş içinde olacaksınız diye haber veren adamı size gösterelim mi?'' dediler.
8 ''Yalanı Allah'a iftira atıyor. Yoksa o cinnet mi geçiriyor?'' Bilakis ahirete inanıp güvenmeyenler, azabın ve uzak bir sapıklığın içerisindedirler.
9 Göklerden ve yeryüzünden, önlerindeki ve arkalarındaki şeylere dikkat etmediler mi? Gerekli görürsek onları yere geçiririz veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz [1]. Şüphesiz bunda, devamlı Allah'a yönelen / bağlı her kul için bir ayet vardır.
10 34:10-11: Şüphesiz Davud'a bizden bir armağan verdik. Ey dağlar ve kuşlar, onunla beraber bana dönün [21:79, 38:18-19]. Ve geniş zırhlar yap diye demiri ona yumuşattık [1]. Dokumasında ölçü koy, tasarla [21:80] ve düzeltici işler yapın [2]. Şüphesiz ben, yaptığınız şeyleri hakkıyla görenim.
11 34:10-11: Şüphesiz Davud'a bizden bir armağan verdik. Ey dağlar ve kuşlar, onunla beraber bana dönün [21:79, 38:18-19]. Ve geniş zırhlar yap diye demiri ona yumuşattık. Dokumasında ölçü koy, tasarla [21:80] ve düzeltici işler yapın. Şüphesiz ben, yaptığınız şeyleri hakkıyla görenim.
12 Ve Süleyman için de rüzgarı. Sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay [1]. Bakırın kaynağını ona akıttık. Rabbinin koyduğu kurallar çerçevesinde, önünde yabancılardan çalışan kimseler vardı. Onlardan kim emrimizden kayarsa, tutuşturan azaptan ona tattırırız.
13 Gerekli gördüğü şeyleri; karargahlardan ve heykellerden / resimlerden [1], havuzlar gibi çanaklardan ve sabit kazanlardan ona yaparlardı. Davud ailesi! Nimetlerin karşılığını vermeye çalışın [2]. Kullarımdan nimetlerin karşılığını verenler azdır.
14 Üzerine ölümü gerçekleştirdiğimizde, onun ölümüne değneğini [yönetme gücünü] nasiplenen yeryüzü canlısı [1] dışında bir şey delalet etmedi. Ne zamanki yıkıldı, açıkça ortaya çıktı ki, yabancılar, görünmeyeni, bilinmeyeni, sezilmeyeni biliyor olsalardı, küçük düşürücü azabın içinde kalmazlardı [2].
15 Şüphesiz Sebelilerin meskeninde de bir ayet vardır. Sağdan ve soldan iki bahçe. Rabbinizin rızkından nasiplenin ve nimetlerinin karşılığını verin. Tertemiz bir belde ve bağışlayan bir Rab.
16 Geri durdular [duyarsız kaldılar]. Biz de, su seddinin suyunu gönderdik. Ve iki bahçelerini nasibi [ürünü, tadı] buruk, ılgınlık ve biraz sedir ağacından olan iki bahçe ile değiştirdik.
17 Bu, nankörlüklerinden [1] dolayı onlara verdiğimiz karşılıktır. Nankörlerin dışındakilere bu karşılığı verir miyiz?
18 Onlarla, bereketlendirdiğimiz kentler arasında sırt sırta kentler kıldık. Orada dolaşmaya ölçüler koyduk [yollar belirledik]. Orada, gecelerce ve günlerce güvende kimseler olarak dolaşın.
19 ''Rabbimiz, yolculuklarımızın arasını uzat.'' dediler ve kendilerine yanlış yaptılar [1]. Onları hadisler [2] kıldık. Onları dağıttık ve tamamen paramparça ettik. Şüphesiz bunda, dirençli olan ve nimetlerin karşılığını verenler için ayetler vardır.
20 Şüphesiz iblis, onların üzerine olan kanaatini doğruladı [1]. İnanıp güvenenlerden bir kesim dışında ona uydular [2].
21 Onun [iblisin] onlar üzerinde bir yetkisi [yaptırım gücü: 16:99, 17:65] yoktu. Ancak; kim ahirete inanıp güveniyor, kim ondan yana yeterli bilgiye, inanca sahip değil bilmemiz içindir [1]. Rabbin her şeyin üzerinde koruyucudur.
22 De ki! ''Allah'ın yakınından olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yeryüzünde zerre ağırlığınca bir şeye güç yetiremezler [1]. Onların, o ikisine [göklere ve yeryüzüne] bir ortaklıkları yoktur. O'nun, onlardan bir arka çıkanı [2] da yoktur.
23 Ona izin verdiği kimse dışında [1], O'nun katında şefaatin bir menfaati de yoktur. Kalplerinden tedirginlik giderilince: ''Rabbiniz ne dedi?'' dediler. ''Gerçeği.'' dediler. O, büyük bir yüceliğe sahiptir.
24 De ki! ''Göklerden ve yeryüzünden sizi kim rızıklandırıyor?'' De ki! ''Allah. Şüphesiz biz veya siz, doğru yolda veya açıkça bir sapıklığın içerisindedir.''
25 De ki! ''İşlediğimiz suçlardan sorumlu olmazsınız. Yaptığınız şeylerden de biz sorumlu olmayız.''
26 De ki! ''Rabbimiz aramızı toplar ve sonra aramızı hakikatle açar [1]. O açandır, bilendir.''
27 De ki! ''O'na kattığınız ortakları bana gösterin. Sandığınız gibi değil! Bilakis O Allah, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olandır.''
28 Biz seni bütün insanlar için uyarıcı ve müjdeci olmanın dışında göndermedik. Fakat insanların çoğu bu bilinçte değildirler.
29 ''Eğer doğru sözlüler iseniz, bu vaat ne zamandır?'' diyorlar.
30 De ki! ''Size vaat edilen günden ne bir saat erteleyebilirsiniz ne de öne alabilirsiniz.''
31 Gerçekleri örtenler: "Asla bu Kur'an'a ve önündekine inanıp güvenmeyiz." dediler. O yanlış yapanları Rablerinin katında tutuklanmışlar olduklarında bir görsen. Bazısı bazısına sözü döndürür. Zayıf düşürülenler büyüklenenlere: ''Eğer siz olmasaydınız kesinlikle inanıp güvenenler olurduk.'' derler.
32 Büyüklenenler zayıf düşürülenlere: ''Size gelmesinin ardından, doğru yoldan sizi biz mi alıkoyduk? Bilakis siz, suçta ileri gidenlerdiniz.'' dedi.
33 Zayıf düşürülenler büyüklenenlere: ''Bilakis gece gündüz plan uygulayarak Allah hakkında gerçekleri örtmemizi ve O'na eşler kılmamızı bize emrediyordunuz.'' dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını gizlediler. Gerçekleri örtenlerin boyunlarında demir halkalar kıldık [1]. Yapmakta oldukları şeylerin dışında mı karşılık görürler?
34 Biz bir kente uyarıcıdan göndermiş olmayalım ki, oranın refaha kavuşturulmuş varlık içerisinde olanları: ''Şüphesiz biz, onunla gönderilmiş olduğunuz şeye kafirlik ediyoruz.'' demiş olmasınlar [7:76, 43:24].
35 ''Biz mallarla ve evlatça daha çoğuz. Biz azap edilenler de değiliz.'' dediler [1].
36 De ki! ''Şüphesiz Rabbim, gereğini yapan kimse için rızkı açar / bollaştırır veya ölçülü verir [1]. Fakat insanların çoğu bu bilinçte değildirler.''
37 İnanıp güvenen ve düzeltici işler yapan kimse dışında, ne mallarınız ne de evlatlarınız [1] sizi katımıza yaklaştıran yakınlık vesilesi değildir [2]. Onlardır yaptıkları şeylerden dolayı kat kat karşılığı olanlar. Onlar, yüksek odalarda güvende olanlardır.
38 Ayetlerimizi aciz bırakanlar olarak koşturanlar. Onlar, azabın içinde hazır bulundurulanlardır [1].
39 De ki! ''Şüphesiz Rabbim, kullarından gereğini yapan kimse için rızkı açar / bollaştırır veya onu ölçülü verir. Bir şeyden ne infak ederseniz, O, hemen onu yerine getirir [1]. O, rızık verenlerin hayırlısıdır [22:58, 23:72].''
40 Bir gün onların hepsini toplarız. Sonra melekler için: ''Size kulluk edenler bunlar mıydı?'' der.
41 "Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederiz. Bizim yakınımız, yol göstericimiz onlar değil sensin. Bilakis onlar, bilinmeyen varlıklara kulluk ediyorlardı. Onların çoğu, onlara inanıp güveniyordu." dediler [1].
42 O gün, bazısının bazısına menfaate veya darlığa güçleri yetmez [1]. Ve yanlış yapanlara: "O yalana sarılmakta olduğunuz ateş azabını tadın." deriz.
43 Onlara apaçık kanıtlı ayetlerimiz okunup aydınlatıldıklarında: "Bu, atalarınızın kulluk ettiği şeylerden alıkoymak isteyen adamın dışında bir şey değildir." dediler. Ve: "Bu, hakikati tersyüz eden bir iftiranın dışında bir şey değildir." dediler. Ve gerçekleri örtenler, onlara geldiğinde gerçek için: "Bu, açıkça etkili bir aldatmacanın dışında bir şey değildir." dediler [1].
44 Onlara, ondan ders aldıkları kitaplardan vermedik. Onlara, senden önce [1] uyarıcıdan da göndermedik.
45 Onlardan öncekiler de yalana sarılmıştı [1]. Onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşmamışlardı. İnkarım nasılmış?
46 De ki! "Size tek bir şey: İkişer ikişer veya teker teker Allah için kalkmanızı, sonra arkadaşınızda cinnetten bir şey olmadığını, önünüzdeki şiddetli azap konusunda sizi uyaranın dışında bir şey de olmadığını [7:184] devamlı düşünmenizi öğütlüyorum."
47 De ki! "Sizden karşılıktan bir şey istemiyorum, o sizin olsun. Karşılığım ancak Allah'a aittir. O, her şeye şahittir."
48 De ki! "Şüphesiz Rabbim gerçeği ortaya koyar. Görünmeyenleri, bilinmeyenleri, sezilmeyenleri en iyi bilendir."
49 De ki! "Hak geldi. Batıl başlatamaz da, döndüremez de [1]."
50 De ki! "Ben saparsam kendi aleyhime saparım. Doğru yoldaysam, Rabbimin bana vahyettiği şeyledir [1]. Şüphesiz O, işitendir, yakındır.
51 Onları, vefat ederken tedirgin olduklarında bir görsen. Kaçışları yoktur. Yakın bir mekandan alınmışlardır.
52 "Ona inanıp güvendik." dediler. Onların uzak bir mekandan ulaşması nasıl olabilir [1]?
53 Şüphesiz önceden, onun hakkında gerçekleri örttüler. Ve uzak bir mekandan görünmeyene, bilinmeyene, sezilmeyene atıyorlardı [1].
54 Tıpkı önceden kendi inançlarından, ideolojilerinden olanlara yapıldığı gibi, canlarının istediği şeyle [1] aralarına perde çekildi. Şüphesiz onlar, yeterli bilgiye sahip olmamaktan belirsizlik içindeydiler.