1 Yolunu şaşıranları uyandıran, uyaran, işte bu Kur'an'ın, apaçık kitabın ayetleridir.
2 İnanıp güvenenler için yol gösterici ve müjdedir [1].
3 Onlar ki; cehalet ve yoksullukla mücadeleyi ayakta tutarlar ve arınmanın bedelini yerine getirirler. Ve onlar, ahirete de kesin olarak inanırlar [2:3-4, 31:4].
4 Ahirete inanıp güvenmeyenlere gelince, onlara amellerini çekici kıldık. Böylece bocalayıp dururlar.
5 Onlar ki, kesinlikle azabın kötüsü onlaradır. Ve onlar, ahirette daha çok kayba uğrayanlardır [1].
6 Şüphesiz sen de, adaleti sağlayan en doğru hükümleri veren ve bilge olan tarafından, kendisine Kur'an bırakılansın.
7 Hani Musa yanındakilere: ''Ben bir ateş hissettim [1]. Size ondan bir parça haber getireceğim. Veya bir ışık [parlak bir fikir] getiririm de, siz de destek olursunuz [2].'' demişti.
8 Oraya geldiğinde: ''Ateşin içindeki ve etrafındaki bereketli kılındı. Alemlerin Rabbi olan Allah, bütün noksanlıklardan münezzehtir.'' diye seslenildi.
9 ''Ey Musa! Şüphesiz O Allah benim, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olan.
10 ''Asanı [birikimini, çobanlığı] bırak.'' Onun, iyi algılayamadığı bir varlık gibi hızlı hareket ettiğini görünce arkasını dönüp uzaklaştı ve takip etmedi [1]. ''Ey Musa korkma! Şüphesiz ki benim. Katımda elçiler korkmaz.''
11 ''Ancak, kim yanlış yapar ve kötülüğü ardından iyiliğe değiştirirse; şüphesiz ben, bağışlayanım, merhamet edenim [25:70].
12 Koynundaki gücünü [Harun'u] dahil et ve kötülük olmadan, kusursuz bir şekilde, dokuz ayetle Firavun halkına çık. Şüphesiz onlar, yoldan çıkmış bir halk oldular [1].
13 Doğruları gösteren, aydınlatıcı ayetlerimiz onlara gelince: ''Bu açıkça etkili bir aldatmacadır.'' dediler [1].
14 Kendileri ikna oldukları halde, yanlış yapmaları ve üstünlük taslamalarından dolayı onu reddettiler. Bozguncuların sonu nasıl oldu bir gözlemle.
15 Şüphesiz biz Davud ve Süleyman'a ilim verdik. Dediler ki: ''Her işini kusursuz yapmak, inanıp güvenen kullarından çoğunun üzerine bizi fazlalıklı kılan Allah'a aittir.''
16 Süleyman Davud'a varis oldu. ''Ey insanlar! Bize kuşların mantığı [1] öğretildi. Ve bize her şeyden verildi. Bu, kesinlikle açıkça bir armağandır.''
17 İnsten, cinden [yerli ve yabancı insanlardan] ve kuşlardan ordular, Süleyman için toplanıp dağıtılırlardı [görevleri taksim edilirdi].
18 Karınca vadisine vardıklarında dişi karınca: ''Meskenlerinize girin ey karıncalılar [1]! Süleyman ve askerleri farkına varmayarak sizi kırıp geçirmesinler.'' dedi.
19 Onun sözünden dolayı gülümseyerek tebessüm etti [1] ve: ''Rabbim, beni; bana ve anne babama verdiğin nimetlerin karşılığını vermeye ve razı olduğun düzeltici işler yapmaya yönlendir. Ve rahmetinle beni düzeltici kullarının arasına dahil et.'' dedi [46:15].
20 Kuşları yoklayınca: ''Hüdhüd'ü [1] neden görmüyorum? Yoksa kayıplara karışanlardan mı oldu.'' dedi.
21 ''Ya bana açıkça bir belge getirir veya ona kesinlikle şiddetli bir azapla azap ederim veya onu mağdur, perişan ederim.''
22 Kısa bir süre beklentide olduktan sonra [Hüdhüd] dedi ki: “Senin kuşatamadığın bir şeyi kuşattım. Sana Sebe’den kesin doğru olan, önemli bir haber getirdim.”
23 ”Şüphesiz ben, hükümdarlık yapan bir kadın buldum. Ona her şeyden verilmiş. Ve onun muazzam bir tahtı var.”
24 ''Onu ve halkını Allah'ın yanı sıra güneşe secde eder buldum [1]. Şeytan da onlara amellerini çekici gösterip onları yoldan alıkoyduğundan, onlar doğru yolu bulamıyorlar.''
25 Göklerde ve yeryüzünde saklı olanı çıkaran Allah'a secde etmiyorlar mı? Gizlediğiniz şeyleri ve ilan ettiğiniz şeyleri bilir.
26 O muazzam egemenlik makamının Rabbi olan Allah'ın dışında bir ilah yoktur.
27 ''Doğru mu söyledin, yoksa yalan söyleyenlerden misin gözlemleyeceğiz.'' dedi.
28 Bu kitabımla [kutsal kitapla] git ve onu onlara bırak. Sonra uzaklaş ve ne dönüş yaptıklarını gözlemle.
29 ''Ey ileri gelenler! Şüphesiz bana saygın bir kitap bırakıldı.'' dedi.
30 ''Şüphesiz o, Süleyman'dandır ve şüphesiz o, Rahman ve Rahim olan Allah'ın adınadır [1].''
31 ''Bana karşı üstünlük taslamayın ve bana Müslimler olarak [1] gelin diye.''
32 ''Ey ileri gelenler! Bana işimde fetva verin. Bir işte, siz şahitlik edene kadar ben kesip atıcı değilim.'' dedi [1].
33 ''Biz, şiddetli bir sıkıntı verme kuvvetine [güçlü bir orduya] sahibiz. Emir sendedir. Ne emredersin onu gözlemle.'' dediler.
34 ''Şüphesiz hükümdarlar, bir kente girdiklerinde, oradaki kurulu düzeni bozuyorlar ve oranın izzetli kesimini aşağılanmış kılıyorlar. Ve işte böyle yaparlar.'' dedi.
35 ''Şüphesiz ben, onlara hediye göndereyim. Elçiler ne ile dönüyorlar gözlemleyelim.''
36 Süleyman'a geldiğinde: ''Bana mal ile geniş imkanlar mı veriyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, sizin verdiğinizden hayırlıdır. Bilakis siz, hediyenizle şımarıyorsunuz.'' dedi.
37 ''Onlara dön. Onlara karşı, kesinlikle karşısında duramayacakları ordularla gelirim ve kesinlikle onları en aşağılanmış olarak oradan çıkarırım ve onlar küçük düşenlerden olurlar.''
38 ''Ey ileri gelenler! Hanginiz onlar bana Müslimler olarak [1] gelmeden önce, onun tahtını bana getirir?'' dedi [2].
39 Cinlerden [1] bir İfrid [2]: ''Sen makamından kalkmadan önce [3] onu sana getiririm. Şüphesiz ben, onun üzerinde kesinlikle kuvvetliyim, güvenilirim.'' dedi.
40 Yanında kitaptan bir ilim olan: “Senin yönün kendine kavuşmadan önce ben onu sana getiririm.” dedi [1]. Onu yanında yerleşik görünce: “Bu, karşılığını verici miyim yoksa nankörlük edici miyim diye sınamak için Rabbimin armağanındandır. Kim karşılığını verirse kendisi için karşılık vermiş olur. Kim nankörlük ederse, şüphesiz Rabbim, hiçbir şeye muhtaç olmayandır, saygındır.” dedi [2].
41 ''Onun tahtını çirkinleştirin [1]. Doğru yolda mı, yoksa doğru yolda olmayanlardan mı gözlemleyelim.'' dedi.
42 Geldiğinde: ''Senin tahtın böyle miydi?'' denildi. ''Gerçekten o, onun gibi. Ve önceden bize bilgi verildi ve biz Müslim olanlardandık [1]'' dedi.
43 Allah'ın yanı sıra kulluk ettikleri, onu alıkoymuştu. Şüphesiz o, gerçekleri örten bir halktandı.
44 Ona: ''Köşke [İslam'a] gir.'' denildi. Onu [İslam'ı] derinine hesap etti ve bacaklarından kaldırdı [1]. Süleyman: ''Şüphesiz o, camlardan göz bebeklerinden [ayetlerden] parlak, tertemiz bir köşktür.'' dedi. ''Rabbim, şüphesiz ben kendime yanlış yaptım. Ve Süleyman ile birlikte, alemlerin Rabbi Allah için İslamlaştım [2]'' dedi [3].
45 Şüphesiz Semud'a, Allah'a kulluk edin diye kardeşleri Salih'i gönderdiğimizde, onlar hasımlık eden iki kesim oldular.
46 ''Ey halkım! Niçin iyilikten önce kötülük için acele ediyorsunuz? Merhamet edilin diye, Allah'a bağışlanma dilemeniz gerekmez mi?'' dedi.
47 ''Sen ve seninle beraber olan kimselerle uğursuzluğa uğradık.'' dediler. ''Uğursuzluğunuz Allah'tandır. Bilakis siz, kendi kendini ateşe atan bir toplumsunuz.'' dedi.
48 O şehirde dokuz kişilik yakın arkadaş grubu vardı. O yerde bozgunculuk yapıyor, düzeltici davranmıyorlardı.
49 Allah'ı kanıt göstererek: ''Ona ve onun ahalisine bir düzen kuralım. Sonra onu koruyan yakınına: Kesinlikle onun ve tarafındakilerin yıkıma uğratılmasına şahit olmadık ve biz kesinlikle doğru söyleyenlerdeniz diyelim.'' dediler.
50 Onlar bir plan uyguladılar, biz de bir plan uyguladık ve onlar şuurunda değillerdi.
51 Onların uyguladığı planın sonucunu bir gözlemle. Gerçekten biz, onları ve halklarını toptan yerle bir ettik.
52 İşte onların yanlış yapmalarından dolayı harap olmuş, çökmüş evleri [29:38]. Şüphesiz bunda, bilinçli bir halk için ayetler vardır [26:158, 51:43-44-45].
53 Ve inanıp güvenenler ve vahyin sınırlarına uyup korunanları kurtardık.
54 Hani Lut halkına: ''Siz hakikati gördüğünüz halde, o aşırılığa mı yanaşıyorsunuz?'' demişti.
55 Siz, kadınların yanında, tutkuyla erkeklere mi yanaşıyorsunuz [7:81, 29:29]? Bilakis siz, cahillik eden bir halksınız.
56 Halkının cevabı: ''Lut ailesini kentinizden çıkarın. Şüphesiz onlar, çok çok temizlenen insanlarmış.'' demelerinin dışında bir şey olmadı.
57 Kadını dışında, onun tarafındakileri kurtardık. Onun geride kalanlardan olmasına ölçü koyduk.
58 Üzerlerine bir yağış yağdırdık [1]. Uyarılanların yağışı ne kötüdür.
59 De ki: Her işini kusursuz yapmak Allah'a ve esenlik seçkin kıldığı [35:32] kullarının üzerinedir. Allah mı hayırlıdır, yoksa ortak koştukları şeyler mi?
60 Yoksa, gökleri ve yeryüzünü oluşturan ve gökten size su indiren mi? Onunla göz alıcı sulak bahçeler bitiririz. Sizin, onun bir ağacını dahi bitirmeniz olur şey değildir. Allah ile birlikte bir ilah mı? Bilakis onlar, denk tutan bir halktır [1].
61 Yoksa, yeryüzünü konaklama yeri kılan, aralarında nehirler kılan, ona sabit ağırlıklar kılan ve iki bol suyun arasına engel kılan mı [1]? Allah ile birlikte bir ilah mı? Bilakis, onların çoğu bilinçli değildirler.
62 Yoksa, darda kalmışa, dua ettiğinde icabet eden ve kötülüğü kaldıran ve sizi yeryüzünün halifeleri kılmakta olan mı? Allah ile birlikte bir ilah mı? Bilgileri ne kadar da az kullanıyorsunuz.
63 Yoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde olarak gönderen mi? Allah ile birlikte bir ilah mı? Allah, onların ortak koştukları şeylerden yüceler yücesidir.
64 Yoksa, oluşturuluşu başlatıp ve sonra onu döndüren, sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile birlikte bir ilah mı [1]? De ki! ''Şayet doğru söyleyenlerden iseniz, kesin delilinizi getirin.''
65 De ki! ''Allah'ın dışında, göklerde ve yeryüzündeki kimseler, görünmeyeni, bilinmeyeni, sezilmeyeni bilmez. Ve onlar, ne zaman harekete geçirileceklerinin [yeniden diriltileceklerinin] de şuurunda değildirler.
66 Bilakis, ahiret hakkında bilgiler art arda geldi. Fakat onlar, ondan yetersiz bilgiye sahipler. Bilakis onlar, ondan yana kördürler.
67 Gerçekleri örtenler: ''Biz ve atalarımız toprak iken, kesin olarak çıkarılacağız öyle mi?'' dediler.
68 ''Şüphesiz bundan önce de biz ve atalarımıza bu vaat edildi. Bu, öncekilerin satırlarından başka bir şey değildir [23:83, 46:17].''
69 De ki! ''Gezin yeryüzünde de, suçta ileri gidenlerin akıbeti nasıl oldu bir gözlemleyin [1].''
70 Onlara üzülme. Onların uyguladıkları stratejiden dolayı da bir daralmanın içinde olma [1].
71 Ve: ''Şayet doğru söyleyenlerden iseniz, bu vaat ne zamandır?'' diyorlar.
72 De ki! ''Acele ettiğinizin bir kısmı sizin ardınızda olması muhtemeldir [1].''
73 Şüphesiz Rabbin, insanlara armağan sahibidir. Lakin çoğu, karşılığını vermiyorlar.
74 Ve şüphesiz Rabbin, kesinlikle göğüslerinde saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir.
75 Gökte ve yeryüzünde görünmeyenden, bilinmeyenden, sezilmeyenden hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta [tabiat kitabında, yasasında] olmasın.
76 Şüphesiz bu Kur'an, İsrailoğulları'na, hakkında onların ihtilafa düştükleri çoğu şeyi anlatıyor [1].
77 Şüphesiz o, inanıp güvenenler için bir yol gösterici ve bir rahmettir.
78 Şüphesiz Rabbin, aralarında hükmüyle gereğini gerçekleştirir. Ve O, bilgelikte üstün olandır.
79 Öyleyse, Allah'a güvenip dayan. Şüphesiz sen, apaçık bir gerçek üzerindesin.
80 Şüphesiz sen, ölülere işittiremezsin. Ve arkasını dönüp uzak durarak, çağrıya sağır olanlara da işittiremezsin.
81 Ve sen, körleri sapıklığından döndürüp yol gösterici olamazsın. Sen, onlar Müslimler olup [1], ayetlerimize inanıp güvenen kimseler dışındakilerine işittiremezsin [2].
82 Ve söz başlarına gelince, onlara yerden hareket eden bir canlı çıkarırız da, gerçekten insanların ayetlerimize kesin olarak inanmamış olduklarını onlara kelam eder [99:4].
83 Ve bir gün, her toplumdan ayetlerimizi yalanlayanları ayrı bir küme olarak toplarız da dağıtılırlar [41:19].
84 Geldikleri zaman: "Onu ilim olarak kuşatamadan mı ayetlerimi yalanladınız? Yapmakta olduğunuz neydi?" der [1].
85 Yanlış yapmalarından dolayı söz başlarına gelmiştir. Onlar, ses de çıkaramazlar.
86 Gerçekten biz, geceyi onda sukünet bulmaları için, gündüzü de aydınlatıcı kıldığımıza dikkat etmediler mi? Bunda inanıp güvenen bir halk için kesinlikle bir ayet vardır.
87 Sura üflendiği gün, Allah'ın gerekli gördüğü kimse dışında, göklerde ve yeryüzünde kim varsa tedirgin olur. Ve hepsi, O'na horlanmışlar olarak gelir.
88 Dağları görürsün de durgun hesap edersin. Oysa o, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın yapımı olarak, bulutun yürümesi [gidip gelmesi] gibi yürür. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan haberdardır.
89 Kim bir iyilikle gelirse, ona ondan hayırlısı vardır [28:84]. Ve onlar, o gün tedirginlikten de güvende olanlardır.
90 Ve kim kötülükle gelirse, yüzleri ateşe sürtülür. Yapmış oldukları şeylerin dışında mı cezalandırılırlar?
91 Şüphesiz ben, dokunulmaz kıldığı bu beldenin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Her şey O'nundur. Ve Müslimlerden olmamla da emrolundum [1].
92 Ve Kur'an'ı bağlantılarıyla okuyup aktarmakla [emrolundum]. Kim doğru yolu görürse, kendisi için doğru yolu görür. Ve kim saparsa da de ki! "Şüphesiz ben ancak uyarıcılardanım."
93 Ve de ki! "Her işini kusursuz yapmak Allah'a aittir. Size ayetleri gösterecek [40:13-81, 41:53] ve onu tanıyacaksınız. Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir."