1 Şüphesiz inanıp güvenenler başarıya ulaşmıştır.
2 Onlar, salatlarında huşu içinde olanlardır [1].
3 Ve onlar, boş sözden geri duranlardır [25:72, 28:55].
4 Onlar, arınmak için çalışanlardır [1].
5 Onlar, ırzlarını koruyanlardır.
6 Eşleri veya yeminlerine / antlaşmalarına sahip oldukları dışında. Onlar kınananlar olmazlar [1].
7 Kim bunun ötesini ararsa, onlar haddi aşanlardır.
8 Onlar, emanetlerine [1] ve taahhütlerine [2] riayet edenlerdir.
9 Onlar, salavatlarını koruyanlardır [1].
10 Varis olanlar onlardır [21:105].
11 Firdevs'e varis olanlardır. Onlar orada kalıcıdırlar.
12 Şüphesiz insanı, çamurdan bir özden oluşturduk.
13 Onu, imkan veren [1] bir konaklama yerinde, bir nutfe [meninin az bir kısmı1] kıldık.
14 Sonra o nutfeyi bir alaka [rahim duvarına asılı döllenmiş yumurta, embriyo] olarak oluşturduk. O embriyoyu bir et parçası [cenin] olarak oluşturduk. O et parçasını bir kemik olarak oluşturduk. O kemiğe et giydirdik. Sonra ona başka bir oluşturuş inşa ettik. Oluşturanların en iyisi [1] olan Allah, bereketin kaynağıdır [2].
15 Sonra, bunun ardından siz kesinlikle ölülersiniz.
16 Sonra, şüphesiz siz, kıyamet gününde harekete geçirilirsiniz [yeniden diriltilirsiniz].
17 Şüphesiz üzerinizde yedi yol oluşturduk. Oluşturuştan gafil olanlar olmadık.
18 Ve gökten bir ölçüyle su indirip onu yeryüzünde durgunlaştırdık. Şüphesiz biz, onun giderilmesine de ölçü koyanlarız.
19 Onunla size, hurmadan ve üzümden bahçeler inşa ettik. Size onda bir çok meyveler vardır ve ondan nasiplenirsiniz.
20 Bereketi ormandan [topraklardan] çıkan [1], nasiplenenler için yağ ve katık bitiren bir ağaç.
21 Etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlarda size bir ibret vardır [16:66]. Onların karınlarındaki şeyden sizi sularız. Ve onlarda size bir çok menfaat vardır ve onlardan nasiplenirsiniz.
22 Onların üzerinde ve gemilerin üzerinde taşınırsınız.
23 Şüphesiz Nuh'u halkına gönderdiğimizde: "Ey halkım, Allah'a kulluk edin, size O'ndan başka bir ilah yoktur. Vahyin sınırlarına uyup korunmaz mısınız?" demişti.
24 Bunun üzerine, halkından gerçekleri örten ileri gelenler: "Bu sizin gibi bir beşerin dışında bir şey değil. Sizin üzerinizde fazlalıklı olmak istiyor. Allah gerekli görseydi melekler indirirdi. Evvelki atalarımızın içerisinde böyle bir şey duymadık." dediler [28:36, 38:7].
25 "O, kendisinde cinnet [delilik] olan bir adamın dışında bir şey değil. Bir zamana kadar onu gözetleyin."
26 "Rabbim, beni yalanladıkları şeylere karşı bana yardım et." dedi.
27 Bunun üzerine ona: "Gözetimimizle ve vahyimizle o gemiyi üret. Emrimiz geldiğinde ve tennur kaynadığında [iş kızıştığında 11:37-40], her iki çiftten iki tane ve onlardan aleyhlerinde önceden sözü geçenler dışında ahalini oraya sok. Yanlış yapanlar hakkında benimle muhatap olma. Şüphesiz onlar boğulanlardır." diye vahyettik.
28 Düzenlediğinde de, sen ve seninle birlikte olan kimseler: "Her işini kusursuz yapmak bizi yanlış yapanlar halkından kurtaran Allah'a aittir." deyin.
29 Ve de ki! "Rabbim, beni bereketi bir indirilen yere indir. Sen indirenlerin hayırlısısın [1]."
30 Şüphesiz bunda ayetler vardır. Şüphesiz biz belalandıranlardık [1].
31 Sonra, onların ardından başka bir kuşak inşa ettik.
32 Onlara da, "Allah'a kulluk edin, size O'ndan başka bir ilah yoktur, vahyin sınırlarına uyup korunmaz mısınız?" diye, onlardan elçiler gönderdik.
33 Dünya hayatında kavuşturduğumuz varlıkla şımaran ve ahiret karşılaşması hakkında yalana sarılan ve gerçekleri örten halkından ileri gelenler [1]: "Sizin nasiplendiğiniz şeylerden nasipleniyor ve sizin içtiğiniz şeylerden içiyor. Bu yüzden, bu sizin gibi bir beşerin dışında bir şey değil." dediler.
34 "Ve eğer sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, şüphesiz o zaman, kaybedenler olursunuz."
35 "Ölüp kemik ve toprak olduğunuzda, gerçekten çıkarılanlar olacaksınız diye mi vaat ediyor?"
36 "Size vaat edilen şey uzaktır uzak."
37 "O, dünya hayatımızdan başkası yoktur. Yaşarız ve ölürüz. Harekete geçirilenler olacak da değiliz."
38 "O, Allah'a yalan uyduran bir adamın dışında bir şey değil. Ve biz ona inanıp güvenenler değiliz."
39 "Rabbim, yalana sarıldıkları şeylere karşı bana yardım et." dedi.
40 "Birazdan pişman olmuş hale gelecekler." dedi.
41 Derken, o çığlık gerçekle onları tutuverdi. Onları bir sel atığı kıldık. Yanlış yapanlar halkı için uzaklık vardır [geri dönüşleri yoktur].
42 Sonra, onların ardından başka kuşaklar inşa ettik.
43 Hiçbir önderli toplum, belirlenen son süresini öne alamaz ve erteleyemez [1].
44 Sonra elçilerimizi tek tek gönderdik. Her önderli toplum, elçilerini yalancı saydıkça, biz de bazısını bazısının peşine taktık [1]. ve onları hadisler [2] kıldık. İnanıp güvenmeyen halk için uzaklık vardır [geri dönüşleri yoktur].
45 Sonra, Musa ve kardeşi Harun'u, ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle gönderdik.
46 Firavun ve ileri gelenlerine. Büyüklendiler ve üstünlük taslayan bir halk oldular.
47 "Halkı bize kulluk eden, bizim gibi iki beşere mi inanıp güvenelim?" dediler.
48 İkisini yalancı saydılar ve yıkıma uğratılanlardan oldular.
49 Şüphesiz, doğru yolda olsunlar diye, Musa'ya kitabı verdik [2:53].
50 Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık [1]. İkisine, kalınabilecek yeri ve kaynakları olan bir tepeyi barınak edindirdik.
51 ''Ey elçiler! Temizlerden nasiplenin ve düzeltici işler yapın. Şüphesiz ben yaptığınız şeyleri bilirim.''
52 ''Şüphesiz bu ümmetiniz tek bir ümmettir ve ben de Rabbinizim, benim sınırlarıma uyup korunun [1].''
53 İşlerini aralarında zeburlara ayırdılar. Her taraftar, kendi tarafındakiyle sevinip şımarıyor [1].
54 Bir zamana kadar onları karışıklıkları içerisinde bırak.
55 23:55-56: Gerçekten, verdiğimiz mal ve oğullarla onları genişletip onların hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı hesap ediyorlar? Bilakis onlar şuurunda değildirler.
56 23:55-56: Gerçekten, verdiğimiz mal ve oğullarla onları genişletip onların hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı hesap ediyorlar? Bilakis onlar şuurunda değildirler.
57 Şüphesiz, Rablerinin rızasını kaybetme endişesi taşıyıp titreyenler [1],
58 Ve Rablerinin ayetlerine inanıp güvenenler,
59 Ve Rablerine ortak koşmayanlar,
60 Gerçekten Rablerine dönücü olduklarından, verdiklerini kalpleri ürpererek verenler,
61 Onlar hayırlarda yarışırlar ve onlar, onda öncülük ederler [1].
62 Bir nefse, kapasitesi dışındakini teklif etmeyiz [1]. Tarafımızda, gerçekle konuşan bir kitap vardır [2] ve onlara yanlış yapılmaz.
63 Bilakis, onların kalpleri bundan karışıklık içerisindedir. Onların yaptıkları bundan aşağıdadır ve onlar, onları yaparlar [1].
64 İçerisinde şımardıkları varlıklarını, azapla tuttuğumuzda da yakınmaya başlarlar.
65 Bugün yakınmayın. Şüphesiz size, bizden yardım olunmaz.
66 Şüphesiz, size ayetlerim okunup aydınlatılırken, arkanızı dönüp çekiliyordunuz.
67 Büyüklenerek, içinde bulunduğunuz karanlıkta hezeyanlar savuruyordunuz.
68 Hala bu sözü derin derin düşünmüyorlar mı [4:82, 47:24]? Yoksa onlara, evvelki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
69 Yoksa, elçilerini tanımadılar mı da, onlar onu inkar edenler oluyorlar [tanımıyorlar][1]?
70 Yoksa, ''Onda delilik var'' mı diyorlar? Bilakis, onlara gerçekle geldi. Ve onların çoğu, gerçek vahiy için hoşlanmayanlardır [1].
71 Eğer gerçek, onların hevalarına uysaydı, kesinlikle gökler ve yeryüzü ve içerisinde olanların düzeni bozulurdu. Bilakis onlara zikirlerini [1] getirdik. Fakat onlar, zikirlerinden geri duruyorlar [duyarsız kalıyorlar, umursamıyorlar].
72 Yoksa, onlardan bir çıkar mı vergi istiyorsun? Rabbinin verdikleri hayırlıdır. Ve O, rızık verenlerin hayırlısıdır [22:58, 34:39].
73 Ve şüphesiz sen, onları dosdoğru bir yola davet ediyorsun.
74 Ahirete inanıp güvenmeyenler ise, o yoldan başka yana dönüyorlar.
75 Onlara merhamet etsek ve onlardan bir darlığı kaldırsak, kesinlikle taşkınlıklarında bocalamaya devam ederler.
76 Şüphesiz, onları azapla tutuverdik de, onlar Rablerine boyun eğip tevazu göstermiyorlar [büyüklenmekten vazgeçmiyorlar].
77 Üzerlerine şiddetli bir azabın kapısını açtığımızda ise, onlar umutlarını yitirenler olurlar.
78 O, size hakikate kulak verme, hakikati görme ve gönül [beyin fonksiyonları] inşa edendir. Karşılığını ne kadar da az veriyorsunuz.
79 O, sizi yeryüzünde üretip çoğaltandır [1]. Ve O'na toplanacaksınız.
80 O, öldüren ve dirilten, gece ile gündüzü ardı ardına getirendir. Aklınızı kullanmaz mısınız?
81 Bilakis, evvelkilerin dediğinin benzerini dediler [51:53].
82 Dediler ki: ''Öldüğümüzde toprak ve kemik iken mi? Kesinlikle harekete geçirilenler olacağız öyle mi?''
83 ''Şüphesiz bu, bize ve önceden atalarımıza da vaat edilmişti. Bu evvelkilerin satırlarının dışında bir şey değildir [27:68, 46:17].''
84 De ki! ''Eğer biliyorsanız, yeryüzü ve orada olanlar kimindir?''
85 ''Allah'ındır.'' diyecekler. De ki! ''Bu bilgileri kullanmaz mısınız?''
86 De ki! ''Yedi göğün Rabbi ve muazzam arşın [evrenin] Rabbi kimdir?''
87 ''Allah'tır.'' diyecekler. De ki! ''Vahyin sınırlarına uyup korunmaz mısınız?''
88 De ki! ''Eğer biliyorsanız, her şeyin mülkiyeti elinde olan ve koruyup kollayan ve kendisi korunup kollanmaya ihtiyacı olmayan kimdir [36:83]?''
89 ''Allah'tır.'' diyecekler. De ki! ''Nasıl da büyüleniyorsunuz [aldatılıyorsunuz]?''
90 Bilakis, onlara gerçeği getirdik. Ve şüphesiz onlar, yalana sarılanlardır.
91 Allah evlat edinmemiştir. O'nunla birlikte bir ilah da yoktur. O zaman, kesinlikle her ilah, kendi oluşturduğu şeyle giderdi ve bazıları bazılarına üstün gelmeye çalışırdı [17:42, 21:22]. Allah, onların nitelediği şeylerden münezzehtir.
92 Görünmeyeni, bilinmeyeni, sezilmeyeni ve görüneni, bilineni, sezileni bilen, onların ortak koştukları şeylerden yüceler yücesidir.
93 23:93-94: De ki! ''Rabbim, onlara vaat ettiğini bana gösterirsen, Rabbim, beni o yanlış yapanlar halkının içerisinde kılma [1].''
94 23:93-94: De ki! ''Rabbim, onlara vaat ettiğini bana gösterirsen, Rabbim, beni o yanlış yapanlar halkının içerisinde kılma.''
95 Şüphesiz biz, onlara vaat ettiğimizi sana göstermenin ölçüsünü koyabiliriz.''
96 Kötülüğü, o daha iyi olanla sav [1]. Biz, onların nitelediği şeyleri daha iyi biliyoruz.
97 De ki! ''Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım [1].''
98 ''Ve Rabbim, yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.''
99 Onlardan birine ne zaman ki ölüm geldiğinde: ''Rabbim beni döndürün.'' dedi [1].
100 ''Terk ettiğim düzeltici işler yapayım diye.'' Sandığı gibi değil! Şüphesiz o, onun söylediği bir kelamdır. Önlerinde, harekete geçirilecekleri güne kadar bir berzah [engel][1] vardır [2].
101 Sura üflendiğinde, o gün aralarında bir soy bağı yoktur ve birbirlerini de sormazlar [1].
102 Kimin tartısı ağır gelirse, işte onlar, başarıya ulaşanlardır.
103 Kimin tartısı hafif gelirse de, işte onlar da cehennemde kalıcılar olarak, kendilerini kayba uğratanlardır [7:9, 101:8][1].
104 Onlar orada, acıdan sırıtan dişleriyle kalırlarken, ateş yüzlerini kızartır [1].
105 Ayetlerim size okunup aydınlatılmadınız mı [1]? Buna rağmen, onun hakkında yalana sarılıyordunuz.
106 ''Rabbimiz, mutsuzluğumuz / bahtsızlığımız bize galip geldi ve biz yoldan çıkan bir halk olduk.'' dediler.
107 ''Rabbimiz, bizi oradan çıkar. Eğer bir daha dönersek, o zaman biz, şüphesiz yanlış yapanlarız.''
108 ''Sinin oraya ve kelam etmeyin!'' dedi.
109 Bunun nedeni, kullarımdan kimileri: ''Rabbimiz, inanıp güvendik, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin hayırlısısın.'' diyorlardı.
110 Siz ise, onları küçümsüyordunuz ve zikrimi [mesajlarımı, öğretimi] unutturana kadar onlara gülüyordunuz [1].
111 Şüphesiz ben, bugün onlara, direnmelerinin karşılığını verdim. Gerçekten onlar, kazancı hak edenlerdir.
112 ''Yeryüzünde kaç sene sayısınca kaldınız?'' dedi.
113 ''Bir gün veya bir günün kısmı kadar kaldık, sayanlara sorun.'' dedi [1].
114 ''Birazı dışında kalmadınız. Gerçekten bunun bilincinde olsaydınız.'' dedi [1].
115 Sizi eğlence olsun diye oluşturduğumuzu ve bize döndürülmeyeceğinizi mi hesap ettiniz?
116 Gerçek hükümdar, yüceler yücesi olan Allah'tır. O'nun dışında bir ilah yoktur [59:23]. Saygın arşın [1] Rabbidir.
117 Kim kesin bir delili olmadan, Allah ile birlikte başka bir ilaha davet ederse, şüphesiz onun hesabı Rabbinin katındadır [1]. Şüphesiz O, gerçekleri örtenlere başarı kazandırmaz.
118 De ki! ''Rabbim, bağışla ve merhamet et. Sen merhamet edenlerin hayırlısısın.''