⚖️ Karşılaştır
19. Sure Mustafa Çavdar Şinasi Güneş

Meryem Suresi

Şinasi Güneş — Apacikuran.com

1 Düzenleyen, yol gösteren, seslenen, yüksekten izleyen ve gürültü koparanlar.

2 Rabbinin, kulu Zekeriya’ya rahmetinin bilgilendirmesidir.

3 Hani, gizli bir seslenişle Rabbine seslenmişti:

4 ''Rabbim, kemiğim zayıfladı, başım ihtiyarlık aleviyle tutuştu [3:40]. Rabbim, sana dua etmekle mutsuz olmadım'' demişti.

5 ''Şüphesiz ben, benden sonra yerime geçecek yakınlarımdan dolayı korktum. Kadınım çocuktan kesilmiştir. Bana katından bir yakın bahşet [3:38, 21:90].''

6 ''Bana varis olsun. Ve Yakup ailesine varis olsun. Rabbim, onu razı olduklarından kıl.''

7 ''Ey Zekeriya! Şüphesiz biz sana, adı Yahya olan bir delikanlı müjdeliyoruz [3:39]. Onu öncekilerden kimseye isim kılmadık [1].

8 ''Rabbim, kadınım çocuktan kesilmişken, ben de büyüklüğe ulaşmış, sınırı aşmışken benim nasıl delikanlım olur?'' dedi [3:40].

9 ''İşte böyle…'' [1] dedi [3:40]. Rabbin: ''O Bana kolaydır. Ve şüphesiz, önceden hiçbir şey değilken seni oluşturmuştum'' dedi [2].

10 ''Rabbim, benim için bir ayet kıl'' [1] dedi. ''Ayetin, düzgün olduğun halde insanlara üç gece konuşamamandır'' [2] dedi [3:41].

11 Mihraptan [özel karargahından] halkının karşısına çıktı ve onlara sabah akşam [devamlı] görevlerini yapmalarını vahyetti [3:41].

12 O dini terk ettiğinde [1] ona hüküm verdik: ''Ey Yahya! Kitabı kuvvetlice tut.''

13 Katımızdan yumuşaklık ve arınmış bir kişilik verdik. Ve o, vahyin sınırlarına uyup korunan biriydi.

14 Anne babası hakkında erdemli biriydi. Asi bir zorba değildi [1].

15 Doğurulduğu gün, öldüğü gün ve diri olarak harekete geçirildiği gün esenlik onun üzerinedir.

16 Kitapta Meryem'in de bilgisini ver. Hani, ahalisinden, doğu tarafında bir mekana kaçıp gitmişti.

17 Onlarla [ahalisiyle] arasına bir perde edinmişti. Ona ruhumuzu [vahiy bilgisini] gönderdik [1]. Ona düzgün bir beşeri örnek verdi.

18 ''Şayet vahyin sınırlarına uyup korunan biri isen, ben, senden Rahman'a sığınıyorum'' dedi.

19 [Zekeriya]: ''Şüphesiz ben, seni tertemiz bir delikanlıya hazırlamak için [1] Rabbinin elçisiyim.'' dedi.

20 ''Benim nasıl delikanlım olabilir? Bana bir beşer dokunmamıştır [1]. Ve ben taşkınlık eden biri de değilim'' dedi [3:47].

21 ''İşte böyle'' [1] dedi. Rabbin: ''O Bana kolaydır.'' Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için. Ve iş gerçekleştirilmiş oldu [3:45…48].

22 Böylece onu yüklendiğinde, onunla uzak bir mekana kaçıp gitti.

23 Doğum sancısı onu hurma dalına doğru getirdi. ''Keşke bundan önce ölseydim ve unutulanlar gibi unutulsaydım'' dedi.

24 Onun [ağacın] altından [Zekeriya] ona seslendi: ''Hüzünlenme. Rabbin altına bir su kanalı kıldı.''

25 ''Hurma dalını kendine doğru silkele. Sana taze, toplanma vakti gelmiş olanları dökülsün [1].''

26 ''Nasiplen ve iç [keyfine bak] ve gözün aydın olsun. Eğer beşerden birini görürsen: 'Ben Rahman'a oruç adadım. Bugün bir insanla konuşmam asla mümkün değildir' de.''

27 Onu kucaklamışken, onunla halkına rastladı. ''Ey Meryem! Şüphesiz sen, olmamış, görülmemiş, peydahlanmış bir şey getirdin'' dediler.

28 ''Ey Harun'un kız kardeşi! Baban kötü bir kişi değildi. Ve annen de taşkınlık eden biri değildi.''

29 Ona işaret ettiğinde [1]: ''Biz yüksek makamdaki kişiler [2], dinimizi terk etmiş biriyle nasıl konuşuruz'' dediler [3][4].

30 ''Ben Allah'ın kuluyum [1]. Bana kitap verdi ve beni Nebi kıldı [2].

31 Nerede olursam olayım beni bereketli kıldı. Ve hayatım devam ettiği sürece bana salatı ve zekatı [1] vasiyet etti [buyurdu, yükümlülük olarak verdi].

32 Ve anneme karşı erdemli olmamı…[1]. Beni ayrılıkçı, karşı çıkan bir zorba kılmadı.

33 Doğurulduğum gün, öldüğüm gün ve diri olarak harekete geçirildiğim gün esenlik benim üzerimedir.

34 İşte hakkında tartıştıkları sözün gerçeği Meryem oğlu İsa budur.

35 Allah'ın bir evlat edinmesi olacak şey değildir [1]. O bundan münezzehtir. Bir işi gerçekleştirirken ona ancak ''Ol'' der, hemen olmaya başlar.

36 Ve şüphesiz Allah, Rabbim ve Rabbinizdir, O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur [3:51, 43:64].''

37 Taraflar [hizipler] kendi aralarında ihtilafa düştüler [1]. Dehşetli bir günün şahitliğinden dolayı o gerçekleri örtenlerin vay haline!

38 Bize geldikleri gün hakikate kulak verir, doğruyu da görürler. Lakin yanlış yapanlar, bugün açıkça bir sapıklığın içindedirler.

39 Ve onları, iş gerçekleştiğindeki pişmanlık günüyle uyar. Onlar gaflet içerisindedirler. Ve onlar, inanıp güvenmiyorlar.

40 Yeryüzündekilere ve onun üstündekilere biz varisiz. Ve onlar bize döndürülürler.

41 Ve kitapta İbrahim'in de bilgisini ver. O, özü sözü doğru bir Nebi'ydi.

42 Hani babasına: "Ey babacığım, işitmeyen, görmeyen ve senden bir şey gidermeyen bir şeye niçin kulluk ediyorsun?" demişti…

43 "Ey babacığım, senin rastlamadığın ilimden bana geldi. Bana uy, sana düzgün yolu göstereyim."

44 "Ey babacığım, şeytana kulluk etme. Şeytan Rahman için bir isyankardı."

45 "Ey babacığım, ben, Rahman'dan sana bir azap dokunması, böylece şeytan için bir yakın, müttefik, yandaş olursun diye korkuyorum."

46 "Sen benim ilahlarımdan hoşlanmıyor musun ey İbrahim? Şayet son vermezsen, kesinlikle seni taşlarım. Bir mühlet bana uzak ol." dedi.

47 "Esenlik üzerine olsun. Sana Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz O bana çok armağan vermiştir." dedi [1].

48 "Ve Allah'ın yanı sıra çağrı yaptıklarınızdan uzaklaşıyorum ve Rabbime çağrı yapıyorum. Umulur ki, Rabbime çağrımla mutsuz olmam."

49 Onların Allah'ın yanı sıra kulluk ettiklerinden uzaklaşınca, ona İshak ve Yakub'u bahşettik [1]. Ve hepsini Nebi kıldık.

50 Onlara rahmetimizden bahşettik. Ve onları yüce bir doğruluk dili kıldık [1].

51 Ve kitapta Musa'nın da bilgisini ver. Şüphesiz o, muhlesti [arıtılmıştı]. Ve bir nebi, bir elçiydi.

52 Ve ona, en kutlu, nebilik aşamasının kenarından [1] seslendik. Ve özel konuşarak yaklaştırdık.

53 Ve ona, rahmetimizden kardeşi Harun'u nebi olarak bahşettik.

54 Kitapta İsmail'in de bilgisini ver. Şüphesiz o, vaadine sadıktı. Ve bir nebi, bir elçiydi.

55 Ve ahalisine, salatı ve zekatı [1] emrederdi. Ve Rabbinin katında razı olunmuşlardandı.

56 Kitapta İdris'in de bilgisini ver. Şüphesiz o, özü sözü doğru bir nebiydi.

57 Ve onu yüce bir mekana yükselttik.

58 Bunlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği nebilerden; Adem'in soyundan ve Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan ve İbrahim ve İsrail'in soyundan ve seçip yol gösterdiklerimizdendir. Onlara, Rahman'ın ayetleri okunduğunda gözleri dolar ve saygıyla boyun eğerlerdi [1].

59 Onlardan sonra gelip onların yerine geçenler, eğitim öğretim ve sosyal dayanışmayı zayi ettiler ve şehvetlere [tutkulara] uydular [7:169]. Yakında aşırı sapkınlıklarının sonuçlarıyla karşılaşacaklar [1].

60 Ancak; kim hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelir ve inanıp güvenerek düzeltici iş yaparsa, onlar cennete girerler ve hiçbir şekilde yanlışa uğramazlar [17:71].

61 Rahman'ın kullarına vaat ettiği görülmemiş Adn bahçeleri. Şüphesiz O'nun vaadi yerine getirilmiştir [1].

62 Orada boş söz işitmezler. Ancak esenlik [56:25-26]. Ve orada, onların sabah akşam [daima] rızıkları vardır.

63 İşte bu, kullarımızdan kim vahyin sınırlarına uyup korunursa, miras bıraktığımız cennettir [25:75-76].

64 Ve biz [Kur'an ayetleri], Rabbinin emri olmaksızın inmeyiz. Önümüzde ve arkamızda ve bunun arasında ne varsa O'nundur. Ve Rabbin unutkan değildir.

65 Göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir. O'na kulluk et ve kulluğunda dirençli ol. O'nun ismiyle isimlendirilen birini biliyor musun [1]?

66 Ve o insan: ''Öldüğümde ileride gerçekten diri olarak çıkarılacak mıyım?'' diyor [13:5, 36:78-79].

67 O insan, önceden hiçbir şey değilken, onu oluşturmamızın bilgisini kullanmıyor mu?

68 Rabbin kanıt olsun ki, onları ve şeytanları toplarız, sonra da kesinlikle onları diz çökmüş olarak cehennemin avlusunda [dış kenarında] hazır bulundururuz.

69 Sonra, aynı inanca sahip grupların hepsinden, Rahman'a karşı sınırı aşmada daha beter olanları çekip alırız.

70 Sonra, kesinlikle biz, oraya [ateşe] yaslanmaya daha yakın [layık] olanları daha iyi biliriz.

71 Sizden oraya [mahşere] varmayacak kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine gerçekleşmiş bir karardır.

72 Sonra, vahyin sınırlarına uyup korunanları kurtarırız. Ve yanlış yapanları, orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.

73 Apaçık kanıtlı ayetlerimiz onlara okunduğunda, gerçekleri örtenler inanıp güvenenlere: "iki kesimden [inananlar ve inanmayanlardan] hangisi makam olarak hayırlı ve örgüt olarak daha iyidir [25:24]?" dediler [38:2].

74 Onlardan önceki kuşaklardan nicelerini yıkıma uğrattık. Onlar, eşya ve gösterişçe daha iyiydiler.

75 De ki! "Kim sapıklıktaysa Rahman onun süresini uzatsın. Ta ki, kendilerine vaat edilen azabı ve saati görsünler. Böylece kim mekan olarak şerli ve ordu olarak daha zayıf öğrenecekler."

76 Ve Allah; hidayette olanın hidayetini arttırır. Kalıcı olan düzeltici işler, Rabbinin katında karşılık olarak hayırlı ve sonuç olarak hayırlıdır.

77 Ayetlerimiz hakkında gerçekleri örtüp, "Elbette bana mal ve evlat verilir" diyene dikkat ettin mi?

78 Görünmeyenleri, bilinmeyenleri, sezilmeyenleri mi araştırdı? Yoksa, Rahman'ın katında bir söz mü aldı?

79 Sandığınız gibi değil! Dediklerini yazacağız. Ve ona azaptan süreyi uzattıkça uzatacağız.

80 Ve ne demişse ona mirasçı oluruz. Ve bize fert olarak tek başına gelir [1].

81 Kendilerine üstünlük olsun diye Allah'ın yanı sıra ilahlar edindiler.

82 Sandığınız gibi değil! Onların kulluklarına küfredecekler ve onlara karşıt olacaklardır [1].

83 Dikkat etmedin mi? Biz, şeytanları gerçekleri örtenlerin üzerine gönderiyoruz da, onları kışkırttıkça kışkırtıyorlar.

84 Onlara acele etme. Şüphesiz onlara saydıkça sayıyoruz.

85 Bir gün, vahyin sınırlarına uyup korunanları, Rahman'a ağır konuklar olarak toplarız.

86 Suçta ileri gidenleri de, suya gider gibi cehenneme süreriz.

87 Rahman'ın katında söz edinmiş kimse dışında şefaate de malik olamazlar [1].

88 Ve "Rahman evlat edindi" dediler [1].

89 Gerçekten dehşet bir iddia getirdiniz.

90 Ondan dolayı neredeyse, gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktı.

91 Rahman'a evlat yakıştırmak!

92 Rahman için evlat edinmek yaraşmaz.

93 Göklerde ve yeryüzünde kim varsa hepsi Rahman'a bir kul olarak gelir.

94 Şüphesiz onların sayılarını saymış, hesaplayıp kaydetmiştir [1].

95 Ve hepsi kıyamet günü ona fert olarak tek başına gelir [1].

96 Şüphesiz inanıp güvenerek düzeltici işler yapanlara, Rahman içten bir sevgi [sevilen] kılacaktır.

97 Şüphesiz onunla vahyin sınırlarına uyup korunanları müjdelemen ve karşı çıkan halkı uyarman için, onu senin dilinle kolaylaştırdık [1].

98 Onlardan önceki kuşaklardan nicelerini yıkıma uğrattık. Onlardan tek bir şey hissediyor musun veya onların bir fısıltısını işitiyor musun [1]?

← 18. Kehf 20. Tâhâ →