1 Her işini kusursuz yapmak, kuluna kitabı indiren ve onda hiçbir eğrilik, pürüz kılmayan Allah'a aittir.
2 Ayakta tutan [98:3]. O'nun tarafından şiddetli bir sıkıntıya karşı uyarması ve düzeltici işler yapan inanıp güvenenleri, onlara iyi bir karşılığın olduğunu müjdelemesi için.
3 Orada beklenti içerisinde olanlar olarak [1], ebediyen.
4 Ve, ''Allah evlat edindi'' diyenleri [1] uyarması için.
5 Onların ve atalarının, onun hakkında bir bilgileri yoktur. Ağızlarından ne büyük bir kelam çıkıyor. Yalanın dışında bir şey söylemiyorlar.
6 Onlar bu hadise inanıp güvenmezlerse diye, onların bıraktığı eserlere üzüntüden kendini tüketicisin [1].
7 Şüphesiz yerin üzerinde olanları, onların hangisi daha iyileştirici işler yapacağını ortaya çıkarmamız için çekici kıldık [1].
8 Şüphesiz biz, üzerinde olan şeyleri kuru, otsuz toprak da kılanlarız.
9 Yoksa sen, gerçekten Kehf [1] ve Rakim [2] arkadaşlarının, hayret edilecek ayetlerimizden olduklarını mı hesap ettin [3]?
10 O gençler [1], büyük mağaraya / laboratuvara sığındıklarında [2]: ''Rabbimiz, tarafından bize bir rahmet ver. İşimizden bize doğruyu yapabilme bilinci, olgunluğu hazırla'' dediler.
11 Büyük mağarada nice yıllar kulakları üzerine vurduk [1].
12 Sonra, hangi taraf, kaldıkları uzun süreyi daha iyi sayıp kaydettiğini bilmemiz için onları [1] görevlendirdik.
13 Onların haberlerini, sana gerçek bir amaçla anlatıyoruz [1]. Şüphesiz onlar, Rablerine inanıp güvenen donanımlı gençlerdi. Biz de onlara rehberliği arttırdık [2].
14 Kalktıklarında [1]: ''Rabbimiz göklerin ve yeryüzünün Rabbidir. O'nun yanı sıra bir ilaha asla çağrı yapmayız [2]. Şüphesiz o zaman, saçmalamış oluruz'' dediklerinde, onların kalplerini pekiştirdik.
15 Bunlar, O'nun yanı sıra ilahlar edinen halkımızdır. Onlara, açıkça ortaya koyan kanıtlı bir yetki getirmeleri gerekmez miydi? Yalanı Allah'a iftira atan kimseden daha yanlış yapan kimdir?
16 Allah'ın dışında kulluk ettiklerinden uzaklaştığınızda, büyük mağarayı / laboratuvarı barınak edinin [1] ki, Rabbiniz size rahmetinden yaysın, size işinizden bir dayanak hazırlasın.
17 Güneşi, doğduğunda büyük mağaralarının sağ tarafından ziyaret ettiğini, battığında da onları sol tarafından uzaklaştığını görürsün. Ve onlar, ondan geniş bir boşluktadırlar. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime rehberlik etmişse, o rehberlik edilen doğru yoldadır [1]. Kimi sapıklıkta bırakırsa da, ona, asla irşat eden bir yakın, yol gösterici bulamazsın.
18 Sen onları [rakim arkadaşlarını] uykuda oldukları halde uyanık hesap edersin [1]. Onları sağa ve sola döndürürüz. Köpekleri de, girişte ön ayaklarını uzatmıştı. Onların üzerine bir araştırma yapsaydın, onlardan kaçarak uzaklaşırdın ve onlardan korkuyla dolardın [2].
19 İşte böylece, biz onları aralarında soruşturma yapsınlar diye görevlendirdik. Onlardan bir konuşmacı: ''Ne kadar kaldınız?'' dedi. ''Bir gün veya bir günün parçası kadar kaldık'' dediler [1]. ''Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Bu evrakla birinizi şehre görevlendirin de, besin olarak hangisi daha temiz gözlemlesin ve size ondan bir rızık getirsin. En ince detaylara dikkat etsin de, kimse onların şuuruna varmasın.'' dediler.
20 "Şüphesiz onlar, sizi fark ederlerse, sizi taşa tutarlar veya sizi inanç sistemlerine / yaşam tarzlarına geri döndürürler [1]. O zaman da, asla ebediyen başarıya ulaşamazsınız [2]."
21 İşte böylece onları; gerçekten Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu ve o saat hakkında hiçbir tereddüt olmadığını bilmeleri için anlamalarını sağladık. Aralarında işlerini müzakere ederlerken: ''Onların üzerine bir bina yapın'' dediler. Rableri onları daha iyi bilir. İşinde galip gelenler: ''Onların üzerinde bir mescit / okul / fakülte edinelim'' dediler [1].
22 Onlar üçtür, dördüncüleri köpekleridir diyecekler. Ve gaybı taşlayarak, beştir, altıncıları köpekleridir ve yedidir, sekizincileri köpekleridir diyecekler. De ki! ''Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Azı dışında onlar bilmezler. Onlarla, ortada olan durum dışında tartışma ve onların hiç birinden fetva [adamakıllı bir görüş] isteme.
23 Bir şey için, ''Yarın, işte bunu kesinlikle yapacağım'' sakın deme.
24 ''Ancak Allah gerekli görürse'' [de]. Unuttuğunda Rabbini zikret [1]. Ve: ''Bundan, doğru olana daha yakın olmam için Rabbimin rehberlik etmesi umulur'' de.
25 ''Büyük mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve dokuz daha arttırdılar [1].''
26 De ki! ''Ne şekilde kaldıklarını Allah daha iyi bilir [1]. Göklerin ve yeryüzünün bilinmeyeni, görünmeyeni, sezilmeyeni O'nundur. Hakikati daha iyi görür ve işitir. Onlara, O'nun yanı sıra bir yakın, yol gösterici yoktur. O, hükmü hakkında hiçbir kimseyi ortak etmez [2].
27 Sen, Rabbinin kitabından sana vahyettiğini oku ve aydınlat. O'nun takdir ettiği hükümler [koyduğu ilkeler] için değişiklik yoktur [6:34-115, 10:64]. Ve O'nun yanı sıra asla bir sığınak da bulamazsın.
28 Ve kendini; sürekli O'nun ilgisini, sevgisini, rızasını, teveccühünü isteyip, Rablerine dua edenlerle birlikle dirençli kıl. Dünya hayatının çekiciliğini isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbini Zikrimizden [yeri geldiğinde uygulamanız için aklınızdan çıkarmamanız gereken mesajlarımızdan] gafil kıldığımız, hevasına uyan ve işi kusur olan kimseye itaat etme.
29 De ki! "Hak Rabbinizdendir [1]. Gerekli gören kimse inanıp güvensin ve gerekli gören kimse gerçekleri örtsün [2]. "Şüphesiz yanlış yapanlara bir ateş hazırladık ki, onun duvarları onları kuşatır. Feryatla yardım isteseler de, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan su ile yardım edilir. Ne sıkıntı verici bir içecek ve ne kötü bir dayanak / ağırlanma yeridir.
30 İnanıp güvenen ve düzeltici işler yapanlara gelince, biz daha iyileştirici işler yapanların [1] karşılığını zayi etmeyiz [2].
31 Onlara, altlarından nehirler akan Adn bahçeleri vardır. Orada koltuklarına yaslanmış olarak, altından bilezikler takınırlar ve ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerler. Ne güzel bir karşılık ve iyi bir dayanak / ağırlanma yeridir.
32 Onlara iki adamın örneğini vurgula. Onlardan birine üzümden iki bahçe kılmıştık ve hurmayla çevirmiştik ve aralarında zirai ürünler kılmıştık.
33 Her iki bahçe de, hiçbir şeyi eksik bırakmadan nasibini [ürününü] vermişti. Ve aralarında nehir fışkırtmıştık.
34 Ve onun ürünü oldu. Arkadaşı için onunla konuşurken: ''Mal olarak ben senden çoğum ve er olarak da senden daha üstünüm'' dedi.
35 Kendine yanlış yapar [1] bir halde bahçesine girdi. ''Bunun hiçbir zaman yok olacağına kanaat getirmiyorum'' dedi.
36 ''Ve saatin [hesap gününün] de gelip çatacağına kanaat getirmiyorum. Ve eğer Rabbime döndürülürsem de, kesinlikle ondan hayırlı bir dönüşüm bulurum [41:50].''
37 Onun arkadaşı, onunla konuşurken: ''Seni topraktan, sonra nutfeden [meninin az bir kısmından] oluşturan ve seni bir adam olarak düzenleyene [1] nankörlük mü ediyorsun?'' dedi.
38 ''Fakat O Allah, benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.''
39 ''Mal ve evlat olarak beni daha az görüyorsan, bahçene girdiğinde: 'Bunlar Allah'ın gerekli gördükleri. Allah'ın dışında bir kuvvet yoktur.' demen gerekmez mi?''
40 ''Belki Rabbim bana senin bahçenden hayırlısını verir. Sana da, gökten hesabında olmayan şeyler gönderir de [bahçen] çıplak bir toprak haline gelir.''
41 ''Veya, suyu çekilmiş hale gelir de onu kovalamaya gücün yetmez [18:41].''
42 Ve ürünü kuşatıldı [1[. Orada harcadıkları şeyler üzerine avuçlarını ovuşturur hale geldi. O yükselttikleri, üzerine çökmüş, harap olmuştu. ''Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım'' diyordu [2].
43 Allah'ın yanı sıra ona yardım eden bir birlik de olmadı. Kendi kendine yardım edebilen biri de olmadı.
44 İşte burada velayet [yakınlık, yol göstericilik] gerçek olarak Allah'a aittir. O, karşılık olarak hayırlıdır ve sonuç olarak da hayırlıdır.
45 Onlara dünya hayatının örneğini vurgula. O, gökten indirdiğimiz su gibidir. Yerin bitkileri onunla karışır, kırıntı haline gelir. Rüzgarlar da onu savurur [1]. Şüphesiz Allah, her şeyin üzerine muktedirdir [2].
46 Mal ve oğullar dünya hayatının çekiciliğidir. Kalıcı olan düzeltici işler, Rabbinin katında karşılık olarak hayırlı olan ve emel olarak da hayırlı olandır.
47 Dağları yürüttüğümüz gün yeri net [çıplak] görürsün [20:106]. Ve onlardan hiç kimseyi bırakmadan hepsini toplarız.
48 Sıra sıra Rabbine arz olunurlar. Şüphesiz sizi ilk defasında oluşturduğumuz gibi bize geldiniz [1]. Bilakis, size vaat ettiğimizi kılmayacağımızı iddia ediyordunuz.
49 Ve kitap koyuldu. Onda olanlardan dolayı suçta ileri gidenleri titrerlerken görürsün. ''Eyvah bize! Bu nasıl bir kitap ki, küçük büyük bırakmadan sayıp kaydetmiş [1]. Yaptıkları şeyleri hazır buldular. Rabbin hiç kimseye yanlış yapmaz.
50 Meleklere [doğal güçlere] Adem için secde edin [emrine boyun eğin] dediğimizde, iblis [anlık, ham düşünce melekesi] dışındakiler secde etmişti. O, cinlerdendi [1]. Rabbinin emrinden çıktı. Benim yanım sıra onu ve soyunu yakınlar, yol göstericiler, müttefikler mi ediniyorsunuz? Onlar size düşmandır. Yanlış yapanlar için ne sıkıntılı bir değişimdir.
51 Göklerin ve yeryüzünün oluşturulmasına ve kendilerinin oluşturulmasına şahit kılmadım. Saptıranları yardımcı edinen de değildim [1].
52 ''Ortaklarım olduklarını iddia ettiklerinize seslenin'' dediği gün, onlara çağrı yaparlar da onlara icabet etmezler. Aralarına engel kıldık [1].
53 Suçta ileri gidenler, ateşi görünce, onun başlarına geldiğini anlarlar ve ondan çevrilmenin yolunu bulamazlar.
54 Şüphesiz bu Kur'an'da, insanlar için her örnekten evire çevire açıklamalar yaptık. O insan ise, her şeyden daha çok ileri geri konuşan biri olup çıktı [1].
55 Onlara yol gösterici geldiğinde, insanların ona inanıp güvenmesini ve Rablerine bağışlanma dilemesini; evvelkilerin uygulamasının gelmesi [1] veya azabın karşılarına gelmesi dışında bir şey men etmedi.
56 Biz elçileri, uyarıcılar ve müjdeciler olmaları dışında göndermeyiz [6:48]. Gerçekleri örtenler ise, hakkı gidermek için batılla ileri geri konuşurlar [1] ve ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alay konusu edinirler.
57 Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp ondan geri duran [duyarsız kalan] ve ellerinin sunduklarını unutan kimseden daha yanlış yapan kimdir [32:22]? Şüphesiz biz, onu kavramalarına karşı onların kalplerinin üzerine kapalılık ve kulaklarına ağırlık kıldık [6:25, 17:46]. Onları yol göstericiye davet ettiğinde asla ebediyen doğru yola uymazlar.
58 Rabbin, rahmet sahibi bağışlayandır. Kazandıklarından dolayı onları tutuverseydi, kesinlikle onlara azabı acele ettirirdi. Bilakis onlara, O'nun yanı sıra asla kaçacak bir yer bulamayacakları vaat edilen vardır.
59 İşte bu, yanlış yaptıklarında yıkıma uğrattığımız kentler. Biz, onların yıkıma uğratılmaları için de bir vaat kılmıştık.
60 Hani Musa, genç [1] arkadaşı için: ''İki denizin toplandığı [2] yere ulaşıncaya kadar vazgeçmeyeceğim veya uzun bir zaman ilerleyeceğim.'' demişti [3].
61 İkisinin toplandığı yere ulaşınca, sıkıntılarını / bunalımlarını unuttular. Bilgin kimsede yolunu tutarak [1] kaybolup gitti [2].
62 Oradan geçtiklerinde genç arkadaşı için: ''Kahvaltımızı getir. Şüphesiz yolculuğumuzdan dolayı bu yorgunlukla karşılaştık'' dedi.
63 ''Dikkat ettin mi? Kayaya [1] sığındığımızda ben sıkıntımı / bunalımımı unuttum. Onu [2] hatırlatmamı, şeytanın dışında kimse unutturmadı. Bilgin kimsede hayret edilecek bir şekilde yolunu [4] tuttu.'' dedi.
64 ''Aradığımız şey işte buydu'' dedi. Eserlerinin üzerini izleyerek geri döndüler [1].
65 Tarafımızdan ona bir ilim öğrettiğimiz ve katımızdan ona bir rahmet verdiğimiz kullarımızdan bir kul buldular [1].
66 Musa ona: "Sana öğretilen, olgunluğa ulaştırıcı şeylerden bana da öğretmen için sana uyabilir miyim? dedi.
67 "Şüphesiz sen, asla benimle birlikte dirençli olmaya güç yetiremezsin." dedi.
68 "Haberdar edilerek kuşatamadığın şeye nasıl dirençli olabilirsin?"
69 "Allah gerekli görürse, beni dirençli bulacaksın ve işine karşı çıkmayacağım." dedi.
70 "Eğer bana uyuyorsan, o konuda sana aklında tutman gereken yeni bir bilgi verene kadar bana hiçbir şeyden soru sorma [1]." dedi.
71 Böylece yola koyuldular. Ta ki o gemiye bindiklerinde onu deldi. "Ahalisinin boğulması için mi onu deldin? Şüphesiz sen tehlikeli bir şeye geldin." dedi.
72 "Şüphesiz sana, benimle asla dirençli olmaya güç yetiremezsin demedim mi?" dedi.
73 "Unuttuğum şeyle beni sorumlu tutma ve işimden dolayı bana zorluk sarma." dedi.
74 Böylece yola koyuldular. Ta ki bir delikanlıya karşılaştıklarında, onu etkisiz hale getirdi. "Temiz, masum bir canı, bir can karşılığı olmaksızın etkisiz hale mi getirdin? Şüphesiz anlaşılmaz bir şeye geldin." dedi.
75 "Şüphesiz sana, benimle asla dirençli olmaya güç yetiremezsin demedim mi?" dedi.
76 "Eğer sana bir şeyden sorarsam, benimle arkadaşlık etmezsin. Şüphesiz tarafımdan yeterince mazeret dilemeye ulaştın." dedi [1].
77 Böylece yola koyuldular. Ta ki, bir kentin ahalisine geldiklerinde, doyurulmak istedilerse de onlar, ikisini misafir etmeye kaçındılar. Orada, yıkılmaya meyilli bir duvar bulunca onu doğrulttu. "Eğer gerekli görseydin, onun üzerine kesinlikle bir karşılık edinirdin." dedi.
78 "Bu aramızın ayrılmasıdır. Üzerine dirençli olmaya güç yetiremediğin şeylerin haberlerini sana en doğru yorumuyla vereceğim." dedi.
79 "Gemiye gelince... O, denizde çalışan ihtiyaç sahiplerinindi. Onu kusurlu hale getirmek istedim [1]. Ötelerinde, her bir gemiyi gasp eden bir melik vardı."
80 "Delikanlıya [1] gelince... Anne babası iki inanıp güvenendi. İkisini tuğyana [1] ve küfre sarmasını [2] huşu [3] ettik [4].''
81 "Böylece, Rablerinin temizlik olarak ondan hayırlı ve merhamete daha yakın olanıyla değiştirmesini istedik [1]."
82 "Duvara gelince... Şehirdeki iki yetim delikanlınındı. Onun altında onlara birikmiş bir hazine vardı. Babaları düzeltici biriydi. Rabbinden bir rahmet olarak; Rabbin şiddetli çağlarına ulaşmalarını ve birikmiş hazinelerini çıkarmalarını istedi [1]. Onu kendi işimden dolayı yapmadım [2]. Üzerinde dirençli olmaya güç yetiremediğin şeylerin doğru yorumu işte budur [3].''
83 Sana Zülkarneyn'den [1] soruyorlar. De ki! ''Size ondan bir bilgi okuyup aydınlatacağım.''
84 Şüphesiz ona, o yerde imkan ve her şeyden bir sebep [1] verdik.
85 Ve bir sebebe uydu.
86 Güneşin battığı yere [1] ulaşınca, onu kokuşmuş balçıklı bir gözede [2] batıyor buldu. Ve yanında bir halk buldu. ''Ey Zülkarneyn! Ya onlara azap etmen ya da onlar hakkında iyilik edinmen [3]'' dedik.
87 ''Yanlış yapanlara gelince... İleride ona azap ederiz. Sonra, Rabbine döndürülünce de, ona görülmemiş bir azapla azap edilir.'' dedi.
88 İnanıp güvenen ve düzeltici iş yapana gelince, en iyi karşılık onundur. Ona, işimizden kolaylığı söyleyeceğiz.
89 Sonra bir sebebe uydu.
90 Güneşin doğduğu yere [1] ulaştığında, onu bir halkın üzerine doğuyor buldu. Onlara, onun yanı sıra [2] bir gizlilik [örtü] kılmamıştık.
91 İşte böyle. Şüphesiz, kendi tarafındakileri haberdar olarak kuşatmıştık [1].
92 Sonra bir sebebe uydu.
93 İki set [1] arasına ulaştığında, ikisinin yanı sıra, neredeyse bir sözü kavrayamayan [2] bir halk buldu.
94 [Sözü kavrayamayan halk] Dediler ki: ''Ey Zülkarneyn, şüphesiz Yecüc ve Mecuc [1], o yerde bozgunculuk edenlerdir [2]. Aramızda bir set [3] kılman üzere sana bir çıkar [vergi] kılalım mı?''
95 ''Rabbimin bana sağladığı imkanlar hayırlıdır. Bana kuvvetle yardım edin de aranızda sağlam bir engel [1] kılayım.'' dedi.
96 ''Bana hadid olan zeburları [1] getirin.'' İki engelin arası düzenlenince de: ''Üfleyin [imzalayın]'' dedi. Onu bir ateş [parıldayan] kıldıklarında [2]: ''Getirin de tarafların işini bitireyim'' dedi [3].
97 Onu aşmaya güçleri yetmez ve onu delmeye de güçleri yetmez [1].
98 ''Bu, Rabbimin rahmetindendir. Rabbimin vaadi geldiğinde, onu yerle bir kılar. Rabbimin vaadi gerçektir'' dedi.
99 O gün onları, dalgalanarak birbirlerine karışır halde bırakırız. Ve sura üflenmiş, onları bir toplayışla toplamışızdır.
100 Ve o gün cehennemi, gerçekleri örtenler için bir sunuşla sunarız [1].
101 Onların gözleri, zikrimden [yeri geldiğinde kullanmanız için aklınızdan çıkarmamanız gereken mesajlarımdan] kapalılık içerisindeydi ve kulak vermeye güç yetiremiyorlardı.
102 Gerçekleri örtenler, kullarımı yanım sıra yakınlar, yol göstericiler edinmeyi mi hesap ediyorlar. Şüphesiz biz cehennemi, o gerçekleri örtenler için bir ikram olarak hazırladık [1].
103 De ki! ''Ameller bakımından en kayba uğrayanların haberini size vereyim mi?''
104 Onlar, gerçekten iyileştirici şeyler ürettiklerini hesap ederlerken, dünya hayatındaki koşturmaları hedefine ulaşmayanlardır.
105 Onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na karşılaşma hakkındaki gerçekleri örtmelerinden dolayı amelleri boşa gidenlerdir [1]. Kıyamet günü onlara bir tartı kurmayız [2].
106 İşte bu, gerçekleri örtmeleri ve ayetlerimi ve elçilerimi alaya almalarından dolayı karşılıkları olan cehennemdir.
107 İnanıp güvenen ve düzeltici işler yapanlara, ikram olarak Firdevs bahçeleri vardır.
108 Orada kalıcıdırlar. Oradan bir değişiklik de aramazlar [1].
109 De ki! ''Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, eğer bir o kadarını daha getirip genişletsek de, Rabbimin kelimelerinin bitmesinden önce kesinlikle deniz biterdi [31:27].''
110 De ki! ''Ben ancak sizin gibi bir beşerim [41:6, 17:93]. Bana vahyediliyor ki, gerçekten ilahınız ancak tek bir ilahtır. Kim Rabbine karşılaşmayı bekliyorsa, düzeltici iş yapsın ve Rabbine kullukta hiçbir şeyi ortak koşmasın.''