1 Bütün noksanlıklardan münezzeh olan, kulunu [53:10] bir gece; ayetlerimizden bir kısmını ona göstermemiz için [53:18] Mescid-i Haram'dan [dokunulmaz eğitim öğretim kurumundan], çevresini bereketlendirdiğimiz uzaktaki mescide [okula] yürüttü. Şüphesiz O, işitendir, hakkıyla görendir [1].
2 Ve Musa'ya kitabı verdik. Ve Benim yanım sıra dayanak edinmeyin diye, onu İsrailoğulları için bir yol gösterici kıldık.
3 Nuh ile birlikte taşıdığımız kimselerin soyu. Şüphesiz o, nimetlerin karşılığını veren bir kuldu.
4 Kitapta İsrailoğullarına: ''Siz kesinlikle yeryüzünde iki kez bozgunculuk yapacak ve büyük bir yükselişle yükseleceksiniz'' diye kaza ettik [1].
5 İkisinden ilki olan vaadin zamanı gelince, üzerinize sıkıntı vermede şiddetli kullarımızı harekete geçirdik de, yurtların içlerine kadar girerek didik didik ettiler. Ve vaat yerine getirilmiş oldu.
6 Sonra sizi tekrar onların üzerine kavuşturduk [1]. Ve mallarla ve oğullarla sizi genişlettik ve nefer olarak sizi daha çok kıldık [7:95].
7 Eğer iyilik yaptıysanız kendiniz için iyilik yaptınız. Kötülük yaptıysanız da aynı şekilde. Sonraki vaadin zamanı gelince de, yüzlerinize kötülük yapmaları ve tıpkı ilk kez girdikleri gibi mescitlere girmeleri ve üstünlük taslamanıza neden olan ne varsa bir yıkışla yıkmaları için…[1].
8 Rabbinizin size merhamet etmesi umulur. Eğer siz döndüyseniz biz de döndük. Ve cehennemi, gerçekleri örtenler için mahsur kalınan yer [hisar] kıldık.
9 Şüphesiz bu Kur'an, o daha doğru / daha sağlam / daha ayakta tutan şey için yol gösterir. Ve düzeltici işler yapan inanıp güvenenleri müjdeler. Gerçekten onlara büyük bir karşılık vardır.
10 Ve gerçekten, ahirete inanıp güvenmeyenlere de can acıtıcı bir azap hazırladık.
11 İnsan, duası hayır iken, şerre dua eder. İnsan çok acelecidir [1].
12 Geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Yılların sayısını ve hesabını bilmeniz ve Rabbinizden bir armağan aramanız için gece ayetini imha ettik ve aydınlık olarak gündüz ayetini kıldık. Biz her şeyi ayrıntılı olarak ayrı ayrı açıkladık.
13 Ve her insanın kuşunu kendi boynuna gerekli kıldık [1]. Kıyamet günü ona, açılmış olarak karşılaştığı bir kitap çıkarırız [2].
14 Oku kitabını! Bugün hesap görücü olarak kendine yetersin.
15 Kim doğru yolu görürse ancak kendisi için doğru yolu görür. Kim saparsa da ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir üstlenen başkasının yükünü üstlenmez [1]. Biz bir elçi görevlendirene kadar azap ediciler olmadık [2].
16 Biz bir kenti yıkıma uğratmak istediğimizde [13:11], refaha kavuşturulmuş [varlık içerisinde] olanlarını emir sahibi [yönetici] yaparız [1] da, onlar orada yoldan çıkarlar ve söz üzerine hak olur. Böylece orayı yerle bir edişle yerle bir ederiz [2].
17 Nuh'un ardından nice kuşakları yıkıma uğrattık. Rabbinin, kullarının günahlarını hakkıyla görmesi ve haberdar olması yeter.
18 Kim acil olanı [dünya hayatını] isterse, gerekli gördüğümüz şeyi dilediğimiz kimse için orada ona çabuklaştırırız. Sonra ona cehennemi kılarız. Gözden düşmüş [alçalmış] ve itilmiş [dışlanmış] olarak oraya yaslanır.
19 Ve kim ahireti isterse ve o inanıp güvenmiş olarak ona gayret edilmesi gerektiği şekilde gayret ederse, onların gayretlerinin karşılığı verilir.
20 Onlara da, onlara da, hepsine [1] Rabbinin verdiklerinden [2] genişletiriz. Rabbinin verdikleri kısıtlanmış değildir.
21 Onlardan bazılarını bazılarının üzerine nasıl fazlalıklı yaptığımızı bir gözlemle. Ve ahiret, derece olarak daha büyüktür. Ve fazlalık olarak da daha büyüktür.
22 Allah ile birlikte başka bir ilah kılma [1]. Gözden düşmüş [alçalmış] ve yardımsız olarak oturup kalırsın.
23 Rabbin, O'nun dışında kimseye kulluk etmemenizi ve anne babanıza iyiliği hükme bağladı [1]. Şayet ikisinden biri veya her ikisi, yanında büyüklüğe [ihtiyarlığa] ulaşırlarsa, o ikisine öf deme ve onları azarlama. Onlara saygılı söz söyle.
24 O ikisine merhametten alçak gönüllülük kanadını indir. Ve de ki: ''Rabbim, küçük iken beni yetiştirip büyüttükleri gibi onlara merhamet et.''
25 Rabbiniz iç dünyanızda [nefsinizde, benliğinizde] olanı daha iyi bilir. Şayet düzelticiler olursanız, O, kesinlikle kendisine dönüş yapanlar için bağışlayandır.
26 Yakınlık sahibine [1], miskine [2], yol oğluna [3] hakkını ver. Boşa [kötü, zararlı şeylere] harcama yapma.
27 Şüphesiz boşa [kötü, zararlı şeylere] harcama yapanlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan, Rabbi için bir nankördür.
28 Eğer Rabbinden beklediğin bir rahmeti ararken, onlardan [1] mesafeli [ilgisiz] kalırsan, onlara kolaylaştırıcı söz söyle.
29 Elini boynuna bağlanmış kılma [cimri olma] ve onu tamamen açık tutar şekilde açma. Kınanmış ve pişman olmuş şekilde oturup kalırsın.
30 Şüphesiz Rabbin, gereğini yapan kimse için rızkı açar bollaştırır ve ölçülü verir [1]. Şüphesiz O, kullarından haberdar olandır, hakkıyla görendir.
31 Yoksulluk endişesiyle evlatlarınızı etkisizleştirmeyin [1]. Onları ve sizi biz rızıklandırıyoruz. Şüphesiz onları etkisizleştirmek büyük bir hatadır.
32 Zinaya yaklaşmayın. Şüphesiz o, bir aşırılıktır ve kötü bir yoldur.
33 Allah'ın dokunulmaz kıldığı bir canı, haksız yere etkisizleştirmeyin [öldürmeyin]. Kim yanlışa uğramış olarak etkisizleştirilirse, onun yakınını yetkili kıldık. Etkisizleştirmede ölçüsüz [hakkaniyetsiz] davranmasın. Şüphesiz ona yardım edilmiştir [2:178].
34 Daha iyisi olması dışında, şiddetli çağına ulaşana kadar yetimin malına yaklaşmayın [4:2, 6:152]. Verilen sözü yerine getirin. Şüphesiz verilen sözde sorumluluk vardır [33:15].
35 Ölçtüğünüzde ölçüyü tam yapın ve dosdoğru teraziyle tartın. Bu, hayırlı ve varılacak sonuç açısından daha iyidir [1].
36 Hakkında ilmin olmayan şeyin ardına düşme. Kulak verme, bakış açısı ve beyin melekeleri, kesinlikle hepsi ondan sorumludur.
37 Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz sen, asla yeri yaramazsın. Ve asla uzun dağlara ulaşamazsın.
38 Bunların hepsinin kötülüğü Rabbinin katında istenmeyen şeylerdir.
39 Bunlar Rabbinin hikmetten sana vahyettiği şeylerdendir [6:151-152]. Allah ile birlikte başka bir ilah kılma [2]. Kınanmış ve itilmiş [dışlanmış] olarak cehenneme bırakılırsın.
40 Rabbiniz, oğulları size seçkin kıldı da meleklerden dişiler mi edindi? Siz, kesinlikle dehşet bir söz söylüyorsunuz.
41 Şüphesiz bu Kur'an'da, bilgilerini devamlı kullansınlar ve akıllarını başlarına alsınlar diye evire çevire açıklamalar yapsak da, onların nefretlerinin dışında bir şeyi artırmıyor.
42 De ki! "Şayet onların dedikleri gibi, O'nunla birlikte ilahlar olsaydı, o zaman kesinlikle en büyük egemenlik makamının sahibine bir yol ararlardı."
43 O yüceler yücesi, onların söylemekte olduklarından büyük bir yücelikle münezzehtir.
44 Yedi gök ve yeryüzü ve içinde olanlar O'nu tesbih eder [O'nun belirlediği yörüngede, yaratış amacına göre hareket eder]. O'nu hamdiyle [her işini kusursuz yapmasıyla] tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Onların tesbihlerini kavrayamazsınız. Şüphesiz O, yumuşak davranandır, bağışlayandır.
45 Kur'an öğrenip öğrettiğin zaman, senin ve ahirete inanıp güvenmeyenlerin arasına gizli bir perde kılarız.
46 Onu kavramaları konusunda kalplerinin üzerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık kıldık [1]. Kur'an'da Rabbinin birliğini hatırlattığında, nefretle arkalarını dönerek uzaklaşırlar [2].
47 Biz, onların seni dinlediklerinde ne sebeple dinlediklerini de, o yanlış yapanların, gizlice konuşurlarken: ''Siz saçma sapan şeylerin etkisi altına girmiş, aldanmış bir adamdan başkasına uymuyorsunuz.'' dediklerini de daha iyi biliyoruz.
48 Senin hakkında nasıl benzetmeler vurgulayarak sapıyorlar bir gözlemle. Bir yola [çıkış yoluna] güçleri de yetmez.
49 Ve: ''Kemikler ve ufalanmış toprak iken mi yeni bir oluşturuluşla harekete geçirilenler olurmuşuz?'' dediler.
50 De ki! ''Demir veya taş olun.''
51 ''Veya göğüslerinizde büyüttüğünüz şeylerden bir oluşturuluş [1].'' Bunun üzerine: ''Bizi kim döndürür?'' diyecekler. De ki! ''En başında fıtratınızı belirleyen [2].'' Sana başlarını sallayacaklar ve: ''O ne zamandır?'' diyecekler. De ki! ''Yakın olması muhtemeldir.''
52 Sizi çağırdığı gün, hamdiyle [1] icabet edersiniz ve çok azı dışında kalmadığınıza [2] kanaat getirirsiniz.
53 Kullarıma de ki! O daha iyi olanı [sözün daha iyi olanını] söylesinler. Şüphesiz şeytan, aralarına dürter [1]. Şüphesiz şeytan, insan için açıkça bir düşmandır.
54 Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Gerekli görürse size merhamet eder veya gerekli görürse sizi azaba uğratır. Seni üzerlerine dayanak olarak göndermedik.
55 Ve Rabbin, göklerde ve yeryüzünde kim varsa daha iyi bilir. Şüphesiz bazı nebileri [1] bazılarına fazlalıklı yaptık. Ve Davud'a hikmet yüklü sayfalar verdik [2].
56 De ki! ''O'nun yakınından olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Sizden darlığı kaldırmaya ve başkalaştırmaya [uzaklaştırmaya] güçleri yetmez [34:22, 35:40].''
57 Onların çağırdıkları, hangileri Rablerine daha yakın diye vesile ararlar ve rahmetini bekler, azabından korkarlar. Şüphesiz Rabbinin azabı, hazırlıklı olunması [çekinilmesi] gereken bir şeydir.
58 Hiçbir kent yoktur ki, biz kıyamet gününden önce onu yıkıma uğratmış olmayalım veya ona şiddetli bir azapla azap etmeyelim. Bu kitapta satırlaştırılmıştır [11:48][1].
59 Öncekilerin onu yalanlaması bizi ayetler [1] göndermekten men etmedi. Semud'a hakikati gösteren dişi deveyi [2] vermiştik de onunla yanlış yapmışlardı. Biz, korkutmak dışında ayetler [doğal afetler] göndermeyiz.
60 Hani sana ''Rabbin insanları kuşatmıştır.'' demiştik. Kur'an'da lanetlenmiş şecereyi [1] ve sana gösterdiğimiz o görüntüyü [17:1, 53:7…18] insanlar için bir fitne [sınav vesilesi] olması dışında bir şey kılmadık. Onları korkutuyoruz. Fakat bu, onların büyük bir tuğyanın [bardağı taşırmanın] dışında bir şeylerini artırmıyor.
61 Hani meleklere [doğal güçlere]: ''Adem için secde edin [insanlığın emrine boyun eğin]!'' demiştik de, iblis [anlık, ham düşünce melekesi] dışında hemen secde etmişlerdi. ''Oluşturduğun bir çamur olan kimse için mi secde edeyim?'' demişti.
62 ''Bu, senin üzerime saygın tuttuğuna dikkat ettin mi? Şayet kıyamet gününe kadar beni ertelersen [bana süre verirsen], kesinlikle çok azı dışında soyunu kendime bağlarım.'' dedi.
63 ''Git! Onlardan sana kim uyarsa, şüphesiz tam karşılık bir ceza olarak cehennem karşılığınızdır [1].
64 Onlardan gücünün yettiklerini sesinle [söz ve vesveseyle] ayır. Atlılarınla ve yayalarınla [bütün gücünle] üzerlerine çullan. Mallarda ve evlatlarda onlara ortak ol [1] ve onlara vaat et. Şeytanın onlara vaadi, aldatışın dışında bir şey değildir.
65 Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir yetkin [1] yoktur. Dayanak olarak Rabbin yeter.
66 Rabbiniz, armağanından aramanız için denizde gemileri sürendir. Şüphesiz O, size merhametlidir.
67 Denizde size bir darlık dokunduğunda, O'nun dışında çağırdıklarınız kayboldu. Sizi karaya doğru kurtardığımızda ise, duyarsız / mesafeli durdunuz. İnsan nankördür [1].
68 Sizi kara tarafında yere geçirmesi veya üzerinize bir kasırga göndermesi konusunda güvende misiniz [1]? Sonra kendinize bir dayanak da bulamazsınız.
69 Yoksa, sizi başka bir sefer oraya döndürüp, kasıp kavurandan bir fırtına göndererek, gerçekleri örtmenizden dolayı sizi boğması konusunda güvende misiniz? Sonra kendinize bize karşı peşinize düşen [size arka çıkan] birini de bulamazsınız.
70 Şüphesiz ademoğlunu saygın kıldık [49:13]. Onları karada ve denizde taşıdık ve temiz şeylerden onları rızıklandırdık. Ve onları, oluşturduğumuz kimselerden çoğunun üzerine fazlalıklı kıldık [1].
71 Bir gün, insanların hepsini önderleriyle çağırırız [1]. Kimin kitabı sağından verilirse, onlar kitaplarını okurlar ve onlar kıl kadar bile yanlışlığa uğratılmazlar [19:60].
72 Kim burada kör olduysa, o, ahirette de kördür [20:126]. Ve yol olarak daha sapıktır.
73 Neredeyse, onun başkasını üzerimize iftira atman için [1] sana vahyettiğimizden seni ayırıyorlardı. O zaman seni, izinden gidilen bir önder edinirlerdi.
74 Şüphesiz, seni sağlamlaştırmamız olmasaydı, nerdeyse, az bir şey de olsa onlara yanaşıyordun.
75 O zaman, kesinlikle sana hayatın [azabının] kat katını ve ölümün [azabının] kat katını tattırırız. Bize karşı sana bir yardımcı da bulamazsın.
76 Seni oradan çıkarmak için neredeyse o yerden [Mekke'deki evinden] ayırıyorlardı [8:30]. O zaman, senden sonra az bir süre dışında onlar da kalamazlar.
77 Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden olan kimselerin uygulaması budur. Uygulamamız için bir başkalaşma [uzaklaşma] bulamazsın [1].
78 Güneşin kaybolmasından, gecenin iyice kararmasına kadar salatı ikame et [1]. Ve fecr vakti [2] okuması [eğitim öğretimini]. Şüphesiz fecr vakti okuması [eğitim öğretimi] şahit olunandır [3].
79 Ve sana özgü ek bir değer olarak, onunla [Kur'an'la] geceden teheccüd et [uykunu böl ve Kur'an'la yoğunlaş]. Rabbinin, seni övülmüş mevkiye [konuma 61:6] görevlendirmesi muhtemeldir.
80 De ki! "Rabbim, beni girilen yere özü sözü doğru girdir ve çıkılan yere özü sözü doğru çıkar [1]. Ve benim için katından yardımcı bir yetki kıl [2]."
81 De ki! "Hak geldi ve batıl yok oldu. Şüphesiz batıl yok olucudur [1]."
82 Kur'an'dan indirdiğimiz o şeyler, inanıp güvenenler için bir şifa ve bir rahmettir [1]. Yanlış yapanların ise, hüsranı dışında bir şeyi artırmıyor.
83 İnsana nimet verdiğimizde, duyarsız / mesafeli olur ve yan çizer [41:51]. Ve ona şer dokununca da, karamsar olur [1].
84 De ki! "Herkes karakterine göre amel eder. Ve Rabbiniz, yol olarak kimin o daha doğru olan yolda olduğunu en iyi bilir."
85 Sana ruhtan soruyorlar. De ki! "Ruh Rabbimin işindendir. Azı dışında, ilminden size verilmemiştir [1]."
86 Şayet gerekli görürsek, sana vahyettiğimizi gideririz de, sonra sana, onun hakkında bize karşı bir dayanak da bulamazsın.
87 Ancak Rabbinden bir rahmettir [1]. Şüphesiz senin üzerine O'nun armağanı büyüktür.
88 De ki! "Şayet ins ve cin [1], bu Kur'an'ın bir benzerini getirmeye toplansa, şayet bazıları bazıları için arka çıkan da olsa, bir benzerini getiremezler.
89 Şüphesiz bu Kur'an'da, insanlar için her türlü örnekten evire çevire açıklamalar yaptık. Fakat insanların çoğu, kaçınıp, gerçekleri örtmenin dışında bir şey yapmadılar [1].
90 Ve: "Yerden bize bir kaynak fışkırtana kadar sana asla inanıp güvenmeyiz." dediler.
91 "Veya, senin hurmalardan ve üzümlerden bir bahçen olmalı. Aralarında da fışkırıp duran nehirler fışkırtmalısın."
92 "Veya, iddia ettiğin gibi göğü parçalar halinde üzerimize düşürmelisin. Veya, Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin [25:21]."
93 "Veya, senin altından bir evin olmalı. Veya, göğe yükselmelisin. Bize okuduğumuz bir kitap indirene kadar da yükselişine asla inanmayız." De ki! "Rabbim bütün noksanlıklardan münezzehtir. Ben beşer bir elçinin dışında bir şey miyim [1]?"
94 Onlara bir yol gösterici geldiğinde, insanları inanıp güvenmekten: "Allah beşer bir elçi mi görevlendirdi?" demelerinin dışında bir şey men etmedi [1].
95 De ki! "Şayet yeryüzünde huzur içinde yürüyenler melekler olsaydı, kesinlikle onlara gökten melek bir elçi indirirdik [1]."
96 De ki! "Benim ve sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz O, kullarından haberdardır, hakkıyla görendir."
97 Allah kime yol gösteriyorsa o doğru yoldadır [1]. Kimi sapıklıkta bırakırsa da, asla onlara O'nun yanı sıra yakınlar, yol göstericiler bulamazsın [42:44]. Ve onları kıyamet günü yüzleri üstü sağır, dilsiz ve kör olarak toplarız. Barınakları cehennemdir. Her dindiğinde onlara tutuşturanı artırırız.
98 Bu, ayetlerimiz hakkında gerçekleri örtmeleri ve: "Kemikler ve ufalanmış toprak iken mi yeni bir oluşturuluşla harekete geçirilenler olurmuşuz?" demelerinden dolayı onların karşılıklarıdır.
99 Gerçekten gökleri ve yeryüzünü oluşturan Allah'ın, onların [yeniden dirilişe inanmayanların] benzerini oluşturmaya ölçü koyabileceğine ve onlara, içinde tereddüt olmayan bir ecel [1] kıldığına dikkat etmiyorlar mı? Yanlış yapanlar, gerçekleri örtmenin dışında her şeyden kaçınıyorlar.
100 De ki\! "Şayet siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, harcama endişesiyle kesinlikle sımsıkı tutardınız. İnsan eli sıkıdır.''
101 Şüphesiz Musa'ya apaçık kanıtlar olan dokuz ayet verdik. İsrailoğulları'na sor. Onlara geldiğinde Firavun ona: "Ey Musa, ben senin kesinlikle saçma sapan şeylerin etkisi altında olduğuna, aldatıldığına kanaat getiriyorum." demişti.
102 "Bunların, aydınlatıcı olarak göklerin ve yeryüzünün Rabbinin dışında biri tarafından indirilmediğini öğrendin. Ey Firavun, şüphesiz ben de senin kesinlikle yok olduğuna kanaat getiriyorum." dedi.
103 Bunun üzerine onları yerlerinden ayırmak istedi. Onu ve onun beraberinde kim varsa tamamını boğduk.
104 Ondan sonra İsrailoğulları için: "O yerde oturun. Ahiret vaadi geldiğinde sizi bir araya getiririz." dedik.
105 Onu gerçek bir amaçla indirdik ve gerçek bir amaçla indi. Ve biz seni, müjdeci ve uyarıcı olmanın dışında bir şey için göndermedik.
106 Ve biz onu, beklenti üzerine [1] insanlara öğrenip öğretmen için, bir hitap kümesi olarak ayırdık ve onu art arda indirdik [2].
107 De ki! Ona inanıp güvenin veya inanıp güvenmeyin. Onun öncesinde kendilerine ilim verilenler, onlara okunduğunda, derinden etkilenip çeneleri üstü kapanır [çenelerini kapatır] boyun eğerler [1].
108 "Rabbimiz bütün noksanlıklardan münezzehtir. Rabbimizin vaadi kesinlikle yerine getirilendir." derler.
109 Gözleri dolup, derinden etkilenerek çeneleri üstü kapanırlar [çenelerini kapatırlar] ve onların huşuları artar.
110 De ki! "İster Allah'a davet edin, ister Rahman'a davet edin. Hangisine davet ederseniz edin, en iyi isimler O'nundur [1]. Salatını [2] çok açıktan yapma, onu gizli de yapma. Bunun arasında bir yol ara [3].
111 De ki! ''Her işini kusursuz yapmak; evlat edinmeyen [1], mülkte ortağı olmayan ve zilletten dolayı bir yakını, yol göstericisi, müttefiki olmayan Allah'a aittir. O'nu tam bir büyüklemeyle büyükle [74:3].