1 Güçlü, yönlendiren, lider işte bu, apaçık kitabın ayetleridir.
2 Şüphesiz, aklınızı kullanın diye, onu açık, anlaşılır bir hitap / bilgi kümesi olarak indirdik [1].
3 Bu Kur'an'ı sana vahyetmekle, sana kıssaların en iyi olanlarını anlatıyoruz. Önceden sen kesinlikle gaflette olanlardandın.
4 Hani Yusuf babasına: ''Ey babacığım, şüphesiz ben on bir parlayan / ışıldayan, güneş ve ay gördüm [1]. Onların benim için boyun eğdiklerini [2] gördüm [3].'' demişti.
5 ''Ey oğulcuğum, gördüğünü / görüşünü / vizyonunu kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana karşı bir plan tasarlamaya girişirler. Şüphesiz şeytan, insan için açıkça bir düşmandır.'' dedi.
6 İşte böylece Rabbin, seni seçip sana bir kısım olayların doğru yorumlanmasını öğretir. Bundan önce iki atan İbrahim ve İshak'a tamamladığı gibi, sana ve Yakub ailesine nimetini tamamlar. Şüphesiz Rabbin bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
7 Şüphesiz Yusuf ve kardeşlerinde, sorgulayanlar için ayetler vardır.
8 Hani: ''Kesinlikle Yusuf ve kardeşi babamıza daha sevimlidir. Üstelik biz güçlü bir grubuz. Babamız kesinlikle açıkça bir şaşkınlık içerisindedir.'' demişlerdi.
9 ''Yusuf'u etkisiz hale getirin veya uzak bir yere bırakın ki, babanızın yüzü [ilgisi, teveccühü] size olsun. Sonrasında siz, düzeltici bir halk olursunuz [1].''
10 Onlardan bir konuşmacı: ''Yusuf'u etkisiz hale getirmeyin. Şayet bir şey yapıyorsanız, onu kuyunun görünmeyen bir yerine bırakın. Gelip geçen biri onu buluntu olarak alsın.'' dedi.
11 ''Ey babamız, sana ne oluyor da, Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Biz Yusuf'a kesinlikle nasihat ediciyiz [iyiliğini istiyoruz].'' dediler.
12 ''Yarın onu bizimle gönder. Hoşça vakit geçirsin ve oynasın. Biz onu kesinlikle koruyucuyuz.''
13 ''Şüphesiz onunla gitmeniz beni hüzünlendirir. Siz ondan gafil iken, onu bir kurtun kapmasından korkarım.'' dedi.
14 ''Biz güçlü bir grup iken, şayet onu kurt kaparsa, o zaman biz kesinlikle kayba uğramış oluruz.'' dediler.
15 Onunla gittiklerinde, onu kuyunun görünmeyen yerine bırakmaya icma [1] ettiler [12:102]. Ve biz ona: ''Kesinlikle onlar şuurunda değillerken, onların bu işlerini onlara haber vereceksin.'' diye vahyettik ilham ettik.
16 Ve akşam ağlayarak babalarına geldiler.
17 ''Ey babamız, şüphesiz biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u eşyalarımızın yanına bıraktık, onu kurt kapmış. Biz doğru sözlüler olsak da, sen bize inanıp güvenmezsin.'' dediler.
18 Gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirdiler. ''Bilakis [1], benliğiniz işi size hoş göstermiş. Güzel bir sabır. Nitelediğiniz şeyler üzerine yardım dilenecek olan Allah'tır.'' dedi.
19 Oradan geçenler sucularını gönderdiler, kovasını sarkıttı. ''Müjde! Bu bir delikanlı.'' dedi. Onu sermaye [ticari bir mal olarak] gizlediler. Allah yaptıkları şeyleri bilendir.
20 Onu eksik bir değerle, birkaç dirheme sattılar. O konuda azıyla yetinenlerden idiler [üçe beşe bakmadılar].
21 Mısır'dan onu satın alan kişi kadınına: "Onun kaldığı yeri saygın tut [onu iyi yetiştir]. Bize bir menfaati olabilir veya onu evlat ediniriz." dedi. Yusuf'a o yerde, bir kısım olayların doğru yorumlanmasını öğretmemiz için işte böyle imkan verdik [yerleştirdik]. Allah işinde galiptir. Fakat insanların çoğu bu bilinçte değildirler.
22 Şiddetli zamanına ulaşınca, ona hüküm ve ilim verdik. Biz iyilik yapanlara işte böyle karşılık veririz.
23 Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak [1] istedi ve kapıları kilitleyip: "Gel seninim" dedi. "Allah'a sığınırım. Şüphesiz O Rabbim, kaldığım yeri en iyi şekilde iyileştirdi. Şüphesiz O, yanlış yapanlara başarı kazandırmaz.'' dedi.
24 Şüphesiz kadın ona, o da kadına meyletmişti. Ya Rabbinin kesin kanıtını görmüş olmasaydı? Ondan kötülüğü ve aşırılığı çevirmemiz için böyle yaptık. Şüphesiz o, arındırılmış kullarımızdandı.
25 Kapıya koşuştular. Kadın onun gömleğini arkasından yırttı. Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. ''Ahaline kötülük yapmak isteyenin karşılığı zindana atılmak veya can yakıcı bir azabın dışında ne olabilir?'' dedi.
26 ''O, nefsimden murat almak istedi.'' dedi. Kadının ahalisinden bir şahit şahitlik etti: ''Şayet onun gömleği önünden yırtılmışsa, kadın doğru söyledi ve o yalancılardandır [1].''
27 ''Şayet onun gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söyledi ve o doğru söyleyenlerdendir.''
28 Onun gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce [kadının efendisi]: ''Şüphesiz o, sizin bir planınızdandır ve planınız yamandır...'' dedi.
29 ''Yusuf! Sen de bundan geri dur [konuyu kapat]. [Ey kadın!] Sen de günahın için bağışlanma dile. Şüphesiz sen, hata yapanlardan oldun.'' dedi.
30 Şehirdeki bazı kadınlar: ''Aziz'in kadını gencinin nefsinden murat almak istemiş, sevgi onun yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz, onu açıkça bir şaşkınlık içerisinde görüyoruz.'' dediler.
31 Kadın, onların uyguladıkları planları [1] işitince, onlara haber gönderdi. Onlara konforlu bir ortam hazırladı ve onlardan her birine birer bıçak verip [Yusuf'a]: ''Karşılarına çık!'' dedi. Onu [Yusuf'u] gördüklerinde, gözlerinde büyüttüler ve ellerini kestiler [2]. ''Haşa, Allah için, bu bir beşer olamaz. Bu, saygın bir meleğin dışında bir şey değildir.'' dediler.
32 ''İşte bu, hakkında beni kınadığınız şeydir. Şüphesiz onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o korundu. Şayet ona emrettiğimi yapmazsa, kesinlikle zindana atılır ve küçük düşenlerden olur.'' dedi.
33 ''Rabbim, beni davet ettikleri şeyden zindan bana daha sevimlidir. Şayet onların planlarından beni çevirmezsen, onlara kayarım ve cahillerden olurum.'' dedi.
34 Rabbi ona icabet etti ve onların planlarını ondan çevirdi. Şüphesiz O, işitendir, bilgedir.
35 Sonra, kanıtları görmelerinin ardından onu bir zamana kadar zindana atmaları gerektiği onlara belirdi [1].
36 Onunla birlikte iki genç de zindana girdi. İkisinden biri: ''Şüphesiz ben, sarhoş edici bir şey sıkarken gördüm.'' dedi. Diğeri de: ''Şüphesiz ben de, başımın üstünde ekmek taşırken, kuşun ondan nasiplendiğini gördüm. Bunun doğru yorumunu bize haber ver. Şüphesiz biz, seni iyilik yapanlardan görüyoruz.'' dedi.
37 ''İkinize rızık olarak getirilen her yiyeceği, size gelmeden önce onun doğru yorumunu ikinize haber veririm. Bu ikisi Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir [1]. Şüphesiz ben, Allah'a inanıp güvenmeyen ve ahiret hakkında gerçekleri örten bir halkın inanç sistemini [hayat tarzını] terk ettim.'' dedi.
38 ''Ben, atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un inanç sistemine [hayat tarzına] uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize olur şey değildir. Bu, Allah'ın üzerimize ve insanların üzerine bir armağanıdır [1]. Lakin insanların çoğu bunun karşılığını vermiyorlar.''
39 ''Ey zindan arkadaşlarım, farklı farklı rabler mi hayırlı, yoksa ezici bir güce sahip olan bir tek Allah mı?''
40 ''O'nun yanı sıra, sizin ve atalarınızın o isimlendirdiği isimlerden başka şeylere kulluk etmiyorsunuz [1]. Allah onlara yetkiden bir şey indirmemiştir. Allah'a ait olanın dışında bir hüküm yoktur. Yalnızca O'na olmasının dışında da hiçbir şeye kulluk etmemenizi emretmiştir. Kayyim [ayakta tutan, dayanak olan] din budur. Lakin insanların çoğu bilinçli davranmıyorlar.''
41 ''Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden birisi sahibine sarhoş edici şey içirir. Diğeri ise, en zor işlerde çalıştırılırken kuşlar onun başından nasiplenir. İkinizin hakkında fetva istediği işin gerçekleşmesi budur.''
42 O ikisinden, kurtulacağına kanaat getirdiği kişi için: ''Sahibinin yanında beni hatırlat.'' dedi. Şeytan ona, efendisine hatırlatmayı unutturduğundan [1], zindanda birkaç sene daha kaldı.
43 Kral: ''Ben yedi cılız ineğin yedi besili ineği nasiplendiğini ve yedisi yeşil ve diğerleri kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Şayet siz görüntü için ibret alıyorsanız, bu görüntüm hakkında da bana fetva verin.'' dedi.
44 ''Karmakarışık hayallerdir [1]. Biz hayallerin doğru yorumlanmasını bilenler değiliz.'' dediler.
45 İkisinden, kurtulan kişi, uzun bir zaman diliminden sonra hatırladı: ''Beni hemen gönderin. Onun doğru yorumunu size haber vereyim.'' dedi.
46 ''Ey doğru sözlü Yusuf! İnsanlara döneyim de, onlar da bilinçlensinler diye, yedi cılız ineğin yedi besili ineği nasiplendiğini ve yedi yeşil ve diğerleri kuru başak hakkında bize fetva ver.''
47 ''[Şimdiye kadar ektiğiniz gibi] Aynı şekilde yedi yıl ziraat yapmaya devam edin. Hasat ettiğinizde, Nasiplendiğiniz şeylerden azı dışında, kalanı başağında bırakın.'' dedi.
48 ''Sonra bunun ardından, şiddetli yedi [kurak yıl] gelir, koruduklarınızdan [tohumlarınızdan] azı dışında, önceden sakladığınızı nasiplenirsiniz.''
49 ''Sonra bunun ardından, bir yıl gelir ki, onda insanlar yağmura kavuşur ve onda sıkarlar [1].''
50 Kral: ''Onu bana getirin.'' dedi. Elçi ona [Yusuf'a] geldiğinde: ''Sahibine dön. Ona, ellerini kesen kadınların [1] durumu neydi diye sor. Şüphesiz Rabbim, onların planlarını bilendir.'' dedi.
51 [Kral]: ''Yusuf'un nefsinden murat almak isterken amacınız [durumunuz] neydi?'' dedi. ''Haşa, Allah için, onun aleyhinde kötülükten yana bir şey bilmiyoruz.'' dediler. Aziz'in kadını: ''Şimdi gerçek ortaya çıktı. Onun nefsinden ben murat almak istedim. O kesinlikle doğru sözlülerdendir.'' dedi.
52 [Azizin kadını]: ''Bu, gerçekten ben gıyabında ona ihanet etmediğimi ve gerçekten Allah'ın, hainlerin planlarına yol vermediğini bilmesi içindir."
53 [Azizin kadını]: ''Ben nefsimi suçtan uzak tutmuyorum. Nefis, Rabbimin rahmet ettiği şey dışında, kesinlikle kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir.''
54 Kral: ''Onu bana getirin. Onu kendim için özel biri yapayım.'' dedi. Onunla kelam edince: ''Şüphesiz sen, bugün yanımızda güvenilirsin, imkan sahibisin.'' dedi.
55 ''O yerin hazinelerinin üzerine beni [sorumlu] kıl. Şüphesiz ben, korurum, bilgeyim.'' dedi.
56 İşte böyle Yusuf'a o yerde imkan verdik. Gerekli gördüğü yerde yerleşim kurardı [1]. Rahmetimizi gereğini yapan kimseye isabet ettiririz. Ve iyilik yapanların karşılığını da zayi etmeyiz.
57 İnanıp güvenenler ve vahyin sınırlarına uyup korunanlar için kesinlikle ahiretin karşılığı hayırlıdır.
58 Ve Yusuf'un kardeşleri onun yanına girdiler. O, onları tanıdı, onlar onu tanımadılar.
59 Onların ihtiyaçlarını hazırlattığında: "Babanızdan olan kardeşinizi bana getirin. Görmüyor musunuz ki, gerçekten ben ölçüyü tastamam ifa ettim ve ben ikram edenlerin hayırlısıyım." dedi.
60 "Şayet onu bana getirmezseniz, size yanımda ölçü yok [1] ve yaklaşmayın da."
61 "Ondan dolayı babasının iradesini almak isteyeceğiz. Kesinlikle bunu biz yaparız." dediler.
62 Gençlerine: "Ahalilerine döndüklerinde onu anlasınlar ve geri dönsünler diye, sermayelerini yüklerinin içine koyun." dedi.
63 Babalarına döndüklerinde: "Ey babamız, ölçü bizden men edildi [1]. Kardeşimizi bizimle gönder ki ölçebilelim [erzak alabilelim]. Biz kesinlikle onu koruruz." dediler.
64 Yakub: "Önceden kardeşi hakkında size güvendiğim gibi bir daha o konuda size güvenir miyim? Allah koruyanın hayırlısıdır. Ve O, merhamet edenlerin en merhamet edenidir." dedi.
65 Eşyalarını açtıklarında, onlara geri verilmiş sermayelerini buldular. "Ey babamız, daha ne arıyoruz. Bu bizim sermayemiz, bize geri verilmiş. Ahalimize yine tedarik ederiz, kardeşimizi de koruruz ve ölçüyü de bir deve artırırız. Bu kolay [pek az] bir ölçüdür." dediler.
66 Kuşatılmanız [saldırıya uğramanız] dışında kesinlikle onu bana getireceğinize dair Allah'tan bağlayıcı bir söz verene kadar onu sizinle asla göndermem.'' dedi. Onlar bağlayıcı sözlerini ona verince de: ''Söylediğimiz şeylerin dayanağı Allah'tır.'' dedi.
67 ''Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, farklı farklı kapılardan girin. Allah'tan hiçbir şeyi ben sizden gideremem. Allah'a ait olanın dışında bir hüküm yoktur. Ben O'na güvenip dayandım. Güvenip dayananlar O'na güvenip dayansınlar [1]'' dedi.
68 Babalarının onlara emrettiği yerden girdiklerinde, Yakub'un nefsinde ihtiyaç hissettiği şeyin gerçekleşmesi dışında, Allah'tan hiçbir şeyi onlardan gideremezdi. Şüphesiz o, öğrettiğimiz o şey için bilgi sahibiydi. Lakin insanların çoğu bilmiyorlar [1].
69 Yusuf'un yanına girdiklerinde kardeşini bağrına bastı ve: ''Şüphesiz ben senin kardeşinim. Onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı sıkılma.'' dedi [1].
70 Onların ihtiyaçlarını hazırlattığında, kardeşinin yükünün içine su kabı koydu. Sonra bir duyurucu duyurdu: ''Ey Kervan! Şüphesiz siz hırsızlarsınız!''
71 Onlara doğru dönerek: ''Ne arıyorsunuz?'' dediler.
72 ''Kralın ölçü kabını arıyoruz. Onu getiren kimseye bir deve yük [erzak ödülü var].'' dediler. [Duyurucu]: ''Ben de onu söz veriyorum.'' [dedi].
73 ''Vallahi, bizim bu yere bozgunculuk yapmak için gelmediğimizi ve hırsızlardan da olmadığımızı biliyorsunuz.'' dediler.
74 ''Şayet yalan söyleyenler iseniz, onun karşılığı nedir?'' dediler.
75 ''Onun karşılığı, kimin yükünün içinde bulunursa karşılığı onadır. Yanlış yapanlara işte böyle karşılık veririz.'' dediler.
76 Bunun üzerine aramaya kardeşinin erzağından önce onların erzaklarıyla başladı. Sonra onu kardeşinin erzağından çıkarttı. Yusuf için işte böyle bir plan yaptık. Allah'ın gerekli görmesi dışında, kralın dinine göre kardeşini alıkoyması olur şey değildi. Gerekli gördüğümüz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her bilgi sahibinin üzerinde bir bilen vardır.
77 ''Şayet çalıyorsa, önceden onun bir kardeşi de çalmıştır [1].'' dediler. Yusuf, onu içinde sakladı ve onlara açık etmeden: ''Ne istenmeyen [hayırsız] bir konumdasınız. Nitelediğiniz şeyleri Allah daha iyi biliyor.'' dedi.
78 ''Ey Aziz! Şüphesiz onun babası, ileri derecede ihtiyardır. Onun yerine birimizi alıkoy. Şüphesiz seni iyilik yapanlardan görüyoruz.'' dediler.
79 ''Eşyamızı onun yanında bulduğumuz kimse [1] dışındakini alıkoymaktan Allah'a sığınırız. O zaman biz, kesinlikle yanlış yapanlar oluruz.'' dedi [2].
80 Ondan karamsarlığa kapıldıklarında ayrılarak gizlice konuştular. Büyükleri: ''Babanızın sizden, Allah'tan bağlayıcı bir söz aldığını ve önceden de Yusuf'a işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam benim için izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O, hüküm verenlerin hayırlısıdır.'' dedi.
81 ''Babanıza dönün ve: 'Ey babamız, şüphesiz oğlun hırsızlık yaptı. Bildiğimiz şey dışında başka bir şeye şahit olmadık. Görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen şeylerin koruyucusu değiliz.' deyin.''
82 ''İçinde bulunduğumuz kente ve döndüğümüz kervandakilere sor. Biz kesinlikle doğru sözlüleriz.''
83 ''Bilakis nefsiniz size işi hoş gösterdi. Güzel bir sabır. Allah'ın, onların hepsini topluca bana getirmesini umuyorum. Şüphesiz O, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede bilge olandır.''
84 Onlardan uzaklaştı ve: ''Ey Yusuf'a olan üzüntüm!'' dedi. Hüzünden iki gözü bembeyaz oldu, yutkunuyordu.
85 ''Vallahi, sağlığın bozulana veya yıkıma uğrayanlardan olana kadar Yusuf'u zikrediyorsun [aklından, dilinden düşürmüyorsun].'' dediler.
86 ''Şüphesiz ben, içimde dolup taşan şeyi ve hüznümü Allah'a şikayet ediyorum. Ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri daha iyi biliyorum.'' dedi.
87 ''Ey oğullarım! Gidin ve Yusuf ve kardeşini araştırın. Allah'ın vereceği rahatlıktan karamsarlığa kapılmayın. Şüphesiz nankörler halkı dışındakiler, Allah'ın vereceği rahatlıktan karamsarlığa kapılmaz.''
88 Oraya girdiklerinde: ''Ey Aziz! Bize ve ahalimize darlık temas etti. Buraya toparlayabildiğimiz bir sermaye ile geldik. Bize ölçeği tam ifa et ve bize tasadduk [1] et. Allah tasadduk edenlerin karşılığını verir.'' dediler.
89 ''Siz cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine ne yaptınız bildiniz mi?'' dedi.
90 ''Sen misin? Sen kesinlikle Yusuf'sun.'' dediler. ''Ben Yusuf, bu da kardeşimdir.'' dedi. ''Allah bizi memnun etti. Şüphesiz O, kim vahyin sınırlarına uyup korunur ve dirençli olursa, Allah, iyileştirenlerin karşılığını zayi etmez.'' dedi.
91 ''Vallahi Allah seni üzerimize tercih etti [seni bize üstün kıldı]. Ve biz, kesinlikle hata yapanlardık.'' dediler.
92 ''Bugün size ayıplama yoktur. Allah sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhamet edenidir.'' dedi [12:15].
93 ''Bu gömleğimle gidin. Babamın yüzü üzerine bırakın, basireti gelsin [hakikati görsün, idrak etsin]. Ahalinizin tamamını bana getirin.'' dedi.
94 Kervan ayrılınca babaları: ''Bunamakla itham etmeyin ama, ben kesinlikle Yusuf'un kokusunu [esintisini] buluyorum.'' dedi.
95 ''Vallahi sen, kesinlikle eski şaşkınlığındasın.'' dediler.
96 Müjdecinin gelmesiyle, onu yüzünün üzerine bıraktığı gibi basireti kavuştu [hakikati gördü, idrak etti]. ''Ben size, 'şüphesiz ben, Allah tarafından bilmediğiniz şeyleri biliyorum' demedim mi?'' dedi.
97 ''Ey babamız, günahlarımıza bağışlama dile. Şüphesiz biz, hatalılar idik.'' dediler.
98 ''Rabbimin sizi bağışlamasını dileyeceğim. Şüphesiz O, bağışlayıp merhamet edendir.'' dedi [1].
99 Yusuf'un bulunduğu yere girdiklerinde, anne babasını bağrına bastı ve: ''Mısır'a girin. Allah gerekli görürse güvende olanlarsınız.'' dedi.
100 Anne babasını tahtının üzerine yükseltti. Derinden etkilenip [makamına, otoritesine] boyun eğdiler [1]. ''Ey babacığım, bu, önceden gördüğümün [görüşümün, vizyonumun] doğru yorumunun gerçekleşmesidir. Şüphesiz Rabbim, onu gerçek kıldı. Şüphesiz beni, zindandan çıkardığında ve şeytan benim ve kardeşlerimin arasına dürtmesinden sonra sizi çölden getirerek bana iyilik yaptı. Şüphesiz Rabbim, gerekli gördüğü şey için en ince ayrıntısını bile düzenleyendir [2]. Şüphesiz O, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede bilge olandır.'' dedi.
101 ''Rabbim şüphesiz bana mülkten verdi, bana olayların doğru yorumlanmasından öğretti. Göklerin ve yeryüzünün fıtratını belirleyen [1], dünyada ve ahirette yakınım, yol göstericim sensin. Beni bir Müslim [2] olarak vefat ettir ve beni düzeltici olanlara kat.''
102 İşte bu, sana vahyettiğimiz görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen haberlerdendir. Onlar işlerini icma ettiklerinde [12:15] ve planlarını uygularlarken onların yanında değildin.
103 Ne kadar düşkün olsan da, insanların çoğu inanıp güvenenler olmayacaktır.
104 Onun üzerine karşılıktan bir şey istemiyorsun. O, alemler için, bilgisini kullanmak için aklınızdan çıkarmamanız gereken bir öğretinin dışında bir şey değildir [6:90].
105 Göklerde ve yeryüzünde ayetten [1] niceleri vardır. Üzerinden gelip geçerler de, ondan duyarsız kalırlar.
106 Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanıp güvenmiyorlar [1].
107 Allah'ın bürüyen azabının bir kısmının onlara gelmesinden veya onlar şuurunda değillerken, saatin onlara ansızın gelmesinden güvende midirler?
108 De ki! "Benim yolum budur: Basiret [1] üzere Allah'a davet ediyorum. Ben ve bana uyan kimseler de [2]. Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. Ve ben, ortak koşanlardan değilim [3].
109 Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz kentlerin ahalisinden olan adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nasıl olmuş gözlemlesinler [1]. Vahyin sınırlarına uyup korunanlar için ahiret yurdu hayırlıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz [6:32]?
110 Ne zamanki elçiler yalancı sayıldıklarını anladılar ve karamsarlığa kapıldılar, onlara yardımımız geldi [1]. Böylece gerekli gördüğümüz kimseler kurtarıldı. Sıkıntı vermemiz suçta ileri gidenler halkından geri çevrilemez.
111 Şüphesiz Kur'an kıssalarında, sağlam duruşlu akıl sahipleri için ibret vardır. Uydurulmuş bir hadis değildir. Lakin, önündekini tasdik eden, her şeyi ayrıntılı açıklayan ve inanıp güvenen bir halk için bir yol gösterici ve bir rahmettir [1].