⚖️ Karşılaştır
7. Sure Mustafa Çavdar Şinasi Güneş

A'râf Suresi

Şinasi Güneş — Apacikuran.com

1 Güçlü yönlendirici kimdir ki gürültü koparıyorlar?

2 Sana indirilen kitap. Ondan dolayı göğsünde bir güçlük olmasın. Onunla uyarman [6:51-70, 50:45] ve inanıp güvenenlere, bilgilerini kullanmaları için akıllarından çıkarmamaları gereken bir öğreti olsun.

3 Rabbinizden size indirilene uyun! O'nun yanı sıra, yakınlara, yol göstericilere uymayın! Bu bilgileri ne kadar da az kullanıyorsunuz [1]!

4 Kentlerden nicelerini yıkıma uğrattık. Oraya verdiğimiz sıkıntı, ya gündüz dinlenirlerken veya gece evlerindeyken geldi [10:50].

5 Onlara verdiğimiz sıkıntı geldiğinde çağrıları: ''Şüphesiz biz zalimlerdenmişiz'' demelerinden başka bir şey olmadı.

6 Kendilerine elçi gönderilenlere de, gönderilen elçilere de sorarız [1].

7 Onlara bilgiyle anlatırız, uzakta olanlardan değiliz [1].

8 O gün tartı haktır [21:47, 101:6…8]. Kimin tartısı ağır gelirse, umduğuna kavuşacak olanlar onlardır.

9 Kimin tartısı hafif gelirse, onlar ayetlerimize yanlış yapmalarından dolayı kendilerini kayba uğratanlardır [23:103, 101:8].

10 Şüphesiz size yeryüzünde imkan verdik. Orada size geçimlikler kıldık. Karşılığını ne kadar az veriyorsunuz [22:41].

11 Sizi oluşturduk, sonra size şekil verdik, sonra meleklere [doğal güçlere] Adem için secde edin [1] dedik. Hemen secde ettiler. Ancak iblis secde edenlerden olmadı.

12 Dedi ki: ''Sana emrettiğimde secde etmekten seni men eden nedir?'' Dedi ki: ''Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten [enerjiden] oluşturdun ve onu çamurdan oluşturdun.''

13 Dedi ki: ''Hemen oradan alçal! Sana orada büyüklenmek olamaz. Çık! Şüphesiz sen küçülenlerdensin.''

14 Dedi ki: ''Harekete geçirilecekleri [diriltilecekleri] güne kadar beni gözet [süre ver].''

15 Dedi ki: ''Şüphesiz sen gözetilenlerdensin [süre verilenlerdensin].''

16 Dedi ki: ''Beni sapkınlığın aşırısına sürüklemenle, şüphesiz ben de onlar için senin dosdoğru yoluna otururum.''

17 ''Sonra, şüphesiz onların önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından [her bir taraftan] yanaşırım. Ve onların çoğunu verdiğin nimetlerin karşılığını verici bulamazsın.''

18 Dedi ki: ''Yerilmiş ve itilmiş / dışlanmış olarak oradan çık! Şüphesiz onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin hepinizden cehennemi doldururum.''

19 ''Ve ey Adem! Sen ve eşin bahçeyi mesken edinin [1]. Gerekli gördüğünüz yerden nasiplenin. Bu şecereye [çekişmenin kaynağı olan dallı budaklı şeylere] yaklaşmayın, yoksa yanlış yapanlardan olursunuz [2:35].''

20 Bunun üzerine şeytan, ikisinden gizli olan kötülüklerinden göstermek için onlara vesvese verdi. Ve dedi ki: ''Rabbiniz ikinizi bu şecereden ancak, güçlü ve kalıcı olursunuz diye engelledi.'' dedi.

21 Ve ikisine: ''Şüphesiz ben ikinize nasihat ediciyim'' diye kanıt gösterdi.

22 Bunun üzerine ikisini aldatışla sürükledi. İkisi şecereyi [çekişmenin kaynağı olan şeyleri] tadınca, ikisine kötülüklerini gösterdi [1] ve bahçenin varakından [2] üst üste kendilerine biriktirmeye başladılar. Ve Rableri ikisine: ''Ben ikinizi bu şecereden engellemedim mi? Ve şeytan ikinizin apaçık düşmanıdır dedim''. diye seslendi.

23 İkisi dedi ki: ''Rabbimiz, biz kendimize yanlış yaptık. Sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, şüphesiz biz kayba uğrayanlardan oluruz.''

24 ''Bir kısmınız bir kısmınız için düşman olarak alçalın [1]! Sizin için bir süreye kadar yeryüzünde konaklama ve yararlanma vardır'' dedi [2:36].

25 ''Orada yaşar ve orada ölür ve oradan çıkarılırsınız'' dedi.

26 Ey ademoğulları! Şüphesiz size, kötülüklerinizi örten ve sizi süsleyen elbise indirdik. Ve vahyin sınırlarına uyup korunma elbisesi, işte bu hayırlıdır. İşte bu, bilgilerini devamlı olarak kullanıp akıllarını başlarına alsınlar diye Allah'ın ayetlerindendir.

27 Ey ademoğulları! Şeytan sizi de; ikisinin kötülüklerini göstermek için elbiselerini üzerlerinden ayırarak anne babanızı bahçeden çıkardığı gibi sizi de ateşe atmasın [1]. Şüphesiz o ve kabilesi, sizin onları görmediğiniz yerden görürler. Şüphesiz biz, şeytanları inanıp güvenmeyenlerin yakınları, yol göstericileri, müttefikleri kıldık.

28 Ve onlar, bir aşırılık yaptıklarında: ''Atalarımızı onun üzerinde bulduk. Ve onu bize Allah emretti'' derler [1]. De ki! Şüphesiz Allah, aşırılığı emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

29 De ki! "Rabbim hakkaniyetli olmayı emretti." Her mescidin yanında yüzlerinizi doğrultun ve dinini O'na halis kılanlar olarak O'na davet edin. Sizi başlattığı gibi dönücüsünüz.

30 Bir kesimine yol gösterdi, bir kesiminin de üzerlerine sapıklık hak oldu. Şüphesiz onlar, Allah'ın yanı sıra şeytanları [1] yakınlar, yol göstericiler, müttefikler edindiler. Ve onlar, kendilerini de doğru yolda hesap ediyorlar [43:36-37-38].

31 Ey ademoğulları! Her mescidin yanında ziynetlerinizi alın. Nasiplenin için [keyfinize bakın] ve ölçüsüz davranmayın. Şüphesiz O, ölçüsüz davrananları sevmez.

32 De ki! Kulları için çıkardığı Allah'ın ziynetini ve rızıktan temiz olanlarını kim haram etti [1]! De ki! O, dünya hayatında inanıp güvenenler içindir. Kıyamet gününde de onlara halistir [7:50]. Bilinçli bir halk için ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.

33 De ki! Şüphesiz Rabbim, hayasızlıkların açık ve gizli olanından ve zarara yol açanı ve haksız yere baş kaldırmayı ve hakkında yetki indirmediğini Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır [1].

34 Ve her topluluk için bir ecel vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir saat ertelenir, ne de öne alınır [1].

35 Ey ademoğulları! Sizden ayetlerimi anlatan elçiler geldiğinde, kim vahyin sınırlarına uyup korunur, kendini düzeltirse, onların üzerine korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler [6:48].

36 Ayetlerimiz hakkında yalana sarılanlar ve ondan büyüklenenler var ya, onlar ateşin arkadaşlarıdır. Orada kalıcıdırlar.

37 Yalanı Allah'a iftira atan kimseden veya ayetleri hakkında yalana sarılandan daha yanlışta olan kimdir? Onlara yasadan [ölüm yasasından] nasipleri ulaşacaktır. Ta ki elçilerimiz geldiklerinde vefat ettirirken: "Allah'ın yanı sıra çağırdıklarınız nerede" derler. "Onlar bizden kayboldular" derler. Ve kendileri aleyhlerinde gerçekleri örtenler olduklarına şahitlik ederler.

38 Dedi ki: ''Sizden önce gelip geçen, tanıdığınızdan, tanımadığınızdan olan toplulukların da içinde olduğu ateşe siz de girin!'' Her topluluk girdiğinde kardeşine [yoldaşına] lanet eder. Orada ardı ardına toplandıklarında sonrakiler öncekiler için: ''Rabbimiz, bizi bunlar saptırdı. Onlara ateşten kat kat azap ver [33:68, 38:61]'' derler. Dedi ki: ''Hepsi için kat kattır. Lakin bilmiyorsunuz.''

39 Ve öncekiler sonrakiler için dedi ki: ''Sizin üzerimize bir fazlalığınız yoktu. Kazandıklarınızdan dolayı azabı tadın.''

40 Ayetlerimiz hakkında yalana sarılanlar ve ondan büyüklenenlere göğün kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçene kadar cennete giremezler. Suçta ileri gidenlere işte böyle karşılık veririz [30:12].

41 Onlara cehennemden döşek ve üzerlerinde örtü vardır. Biz, yanlış yapanlara işte böyle karşılık veririz.

42 Ve inanıp güvenerek düzeltici işler yapanlar, -ki biz, kişiyi kapasitesi dışında mükellef kılmayız [1]onlar cennet arkadaşlarıdır. Onlar orada kalıcıdırlar [2:82].

43 Göğüslerindeki çekememezlikten ne varsa çekip alırız [15:47]. Altlarından nehirler akar. Ve derler ki: ''Her işini kusursuz yapmak, bize bu yolu gösteren Allah'a aittir. Şayet Allah yol göstermeseydi biz yolu bulamazdık. Şüphesiz Rabbimizin elçileri gerçekle gelmişler.'' Ve onlara seslenilir: ''İşte yaptıklarınızdan dolayı varisi olunduğunuz cennet budur.''

44 Ve cennet arkadaşları ateş arkadaşlarına seslenir: ''Şüphesiz biz, Rabbimizin vaadini gerçek bulduk. Siz Rabbinizin vaadini gerçek buldunuz mu?'' ''Evet'' derler [1]. Aralarında bir duyurucu duyurur: ''Allah'ın dışlaması zalimlerin üzerinedir.''

45 Onlar ki, Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onda eğrilik ararlar. Ve onlar, ahiret hakkında da gerçekleri örtenlerdir..

46 Aralarında bir perde vardır. Arif [1] kişiler hepsini simalarıyla tanırlar. Henüz ona girmemiş, girmeyi uman cennetin arkadaşlarına seslenirler: ''Selam size!''

47 Bakışlarını ateş arkadaşlarına doğru çevirdiklerinde derler ki: ''Rabbimiz, bizi yanlış yapanlar halkıyla birlikte kılma.''

48 Arif arkadaşlardan kişiler, simalarından tanıdıklarına seslenir ve derler ki: ''Büyüklenmekte olduklarınız ve çokluğunuz sizden bir şey gidermedi.''

49 ''Allah'ın rahmetinin ulaşmayacağına dair kasem ettikleriniz [kesin emin olduklarınız] bunlar mı? Girin cennete. Size [1] korku yoktur ve siz hüzünlenmezsiniz.''

50 Ateş arkadaşları, cennet arkadaşlarına, sudan veya Allah'ın rızıklandırdıklarından kendilerine de akıtmaları için seslenirler. Derler ki: ''Allah onları gerçekleri örtenlere haram kılmıştır [7:32].''

51 Onlar ki; dinlerini oyun ve oyalanma edindiler ve dünya hayatı onları aldattı [1]. Bugüne ulaşmayı unuttukları ve ayetlerimizi reddettikleri gibi bugün de onları unuturuz.''

52 Onlara bir ilim üzere [4:166, 11:14] ayrı ayrı açıkladığımız [1], inanıp güvenenler halkı için bir yol gösterici ve bir rahmet olan bir kitap getirdik.

53 Onun yorumunun gerçekleşmesinden başka bir şey gözlemiyorlar mı? Onun yorumunun gerçekleştiği gün, öncesinde onu unutanlar der ki: ''Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler. Şefaatçilerden bize şefaat edecek var mı? Veya döndürülsek de yapmış olduklarımızdan başkasını yapsak?'' Şüphesiz kendilerini kayba uğrattılar ve attıkları iftiralar onlardan kaybolup gitti [6:94].

54 Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeryüzünü altı aşamada oluşturan, sonra en büyük egemenlik makamını düzenleyen, geceyi, devamlı takip eden gündüze örten, güneşi ve ayı ve yıldızları emriyle buyruğu altına alandır. Dikkat edin! Oluşturmak ve işleri yürütmek O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah bereketin kaynağıdır [1][2].

55 Rabbinize tevazu üstüne tevazu göstererek ve gizli açık dua edin [1]. Şüphesiz O, saldırganlık yapanları sevmez.

56 Yeryüzünde düzen sağlandıktan sonra bozgunculuk yapmayın. Ona korku ve umutla dua edin [1]. Allah'ın rahmeti iyileştirenlere yakındır.

57 Bilgilerinizi kullanın diye; rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen O'dur. Bulutlar ağırlığı yüklenince onu ölü belde için sürer, onunla su indirir, onunla her türden ürünler çıkarırız [1]. Ölüleri de işte böyle çıkartırız [2].

58 Temiz beldenin bitkisi, Rabbinin koyduğu kurallar çerçevesinde çıkar. Kötü olandan ise, yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz. Nimetlerin karşılığını verenler halkı için ayetleri evire çevire açıklıyoruz.

59 Şüphesiz Nuh'u halkına gönderdik. Dedi ki: ''Ey halkım! Allah'a kulluk edin, size O'ndan başka ilah yoktur. Şüphesiz ben, aleyhinize dehşetli bir günün azabından korkuyorum.

60 Halkından ileri gelenler dedi ki: ''Şüphesiz biz seni açıkça bir sapıklığın içinde görüyoruz.''

61 Dedi ki: ''Ey halkım! Bende bir sapıklık yok. Lakin ben alemlerin Rabbinin elçisiyim.''

62 ''Size Rabbimin gönderdiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Allah'tan sizin bilmediklerinizi biliyorum.''

63 ''Sizi uyarması ve vahyin sınırlarına uyup korunarak merhamet olunmanız için sizden bir adama Rabbinizden, kullanmanız için aklınızdan çıkarmamanız gereken bir öğreti gelmesine mi hayret ettiniz?''

64 Onu yalancı saydılar. Biz de onu ve beraberindekileri gemide kurtardık ve ayetlerimiz hakkında yalana sarılanları boğduk. Şüphesiz onlar kör bir halktılar.

65 Ve Ad'a kardeşleri Hud'u. Dedi ki: ''Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Size O'ndan başka ilah yoktur. Vahyin sınırlarına uyup korunmaz mısınız?''

66 Halkından gerçekleri örten ileri gelenler dedi ki: ''Şüphesiz biz sende bir aklı ermezlik görüyoruz. Ve şüphesiz biz senin yalancılardan olduğuna kanaat getiriyoruz.''

67 Dedi ki: ''Ey halkım! Bende bir aklı ermezlik yoktur. Lakin ben alemlerin Rabbinin elçisiyim.''

68 ''Size Rabbimin gönderdiklerini tebliğ ediyorum. Ve ben size güvenilir bir nasihat ediciyim.''

69 ''Sizi uyarmak için sizden bir adama Rabbinizden zikir gelmesine mi hayret ettiniz? ''Hatırlayın ki, Nuh halkından sonra sizi onların yerine geçirmişti. Oluşturuluşta boy pos, güçte sizi arttırdı. Allah'ın nimetlerini aklınızdan çıkarmayın ki başarıya ulaşasınız.''

70 Dediler ki: ''Sen, O'nu birleyerek yalnız Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın kulluk ettiklerini bırakmamız için mi geldin [14:10, 46:22]? Şayet doğru söyleyenlerden isen bize vaat ettiğin şeyi getir.''

71 Dedi ki: ''Şüphesiz Rabbinizden ahlaki kokuşmuşluk ve hoşnutsuzluk zaten üzerinize düşmüştür. Sizin ve atalarınızın isimlendirdiği o isimler [12:40, 53:23] hakkında mı benimle ileri geri konuşuyorsunuz? Allah onlar hakkında bir yetki indirmedi. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle birlikte gözleyenlerdenim.''

72 Bizden bir rahmet olarak onu ve beraberindekileri kurtardık. İnanıp güvenmeyen ve ayetlerimiz hakkında yalana sarılanların arkasını [kökünü] kestik.''

73 Ve Semud'a kardeşleri Salih'i. Dedi ki: ''Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Size O'ndan başka ilah yoktur. Size Rabbinizden apaçık kanıtlar geldi. Bu ''Allah'ın dişi devesi.'' Size ayettir. Bırakın onu Allah'ın yerinde nasiplensin. Ona kötülükle dokunmayın. Yoksa sizi elim bir azap tutar.''

74 ''Ad'dan sonra sizi onların yerine geçirdiğini hatırlayın. Sizi yeryüzünde yerleştirdi. Ovalarında saraylar ve dağları yontup evler ediniyorsunuz. Allah'ın nimetlerini aklınızdan çıkarmayın. Ve yeryüzünde bozguncular olarak kargaşa çıkarmayın.''

75 Halkından ileri gelenlerden büyüklenenler, zayıf düşürülmüşlerden iman edenlere dedi ki: ''Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?'' Dediler ki: ''Şüphesiz biz onunla gönderilene inanıp güveniyoruz.''

76 Büyüklenenler dedi ki: ''Şüphesiz biz sizin inanıp güvendiğinize küfrediyoruz [34:34, 43:24].''

77 Dişi devenin [kamunun gelir kaynaklarının] ayağını kestiler. Rablerinin emrinin dışına çıktılar. Dediler ki: ''Ey Salih! Şayet sen gönderilenlerden isen, bize vaat ettiğin şeyi getir.''

78 Onları sarsıntı yakaladı. Yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.

79 Onlardan uzaklaşırken dedi ki: ''Ey halkım! Size Rabbimin gönderdiklerini tebliğ ettim ve size nasihat ettim. Lakin siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.''

80 Ve Lut halkına: “Sizden önce alemlerden hiç kimsede olmayan bir aşırılığa mı yanaşıyorsunuz“ dedi [29:28].

81 “Şüphesiz siz, kadınlardan önce tutkuyla erkeklere yanaşıyorsunuz [27:55, 29:29]? Bilakis siz, hakkaniyetsiz davranan bir halksınız.”

82 Halkının cevabı: ''Onları kentinizden çıkarın. Şüphesiz onlar çok çok temizlenen insanlarmış.'' demekten başka bir şey olmadı.

83 Onu ve kadını dışında ahalisini kurtardık. O, geride kalanlardan oldu.

84 Onların üzerine bir yağış [1] yağdırdık. Suçta ileri gidenlerin akıbeti nasıl oldu bir gözlemle.

85 Ve Medyen’e kardeşleri Şuayb. Dedi ki: “Ey halkım! Allah’a kulluk edin. Size O’ndan başka ilah yoktur. Şüphesiz Rabbinizden apaçık kanıt geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam ifa edin. İnsanların eşyalarını eksiltmeyin [1]. Düzen kurulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Şayet inanıp güveniyorsanız sizin için hayırlı olan budur.”

86 ”Ve ona iman edeni, vaat ederek, Allah’ın yolundan döndürerek ve onda eğrilik arayarak her türlü yola oturmayın. Hatırlayın. Siz azdınız, sizi çoğalttı. Bozguncuların akıbeti nasıl oldu bir gözlemleyin.”

87 ”Sizden bir taife onunla gönderildiğim şeye inanıp güvendi, bir taife de inanıp güvenmediyse, Allah aramızda hüküm verene kadar direnin. Ve O, hüküm verenlerin hayırlısıdır.”

88 Halkından ileri gelenlerden büyüklenenler dedi ki: “Ey Şuayb! Seni ve seninle birlikte inanıp güvenenleri kentimizden çıkarırız veya inanç sistemimize [hayat tarzımıza] dönersiniz [14:13].” Dedi ki : “Biz kabul etmesek de mi?”

89 ''Şüphesiz, Allah bizi ondan kurtardıktan sonra sizin inanç sisteminize [hayat tarzınıza] dönersek, yalanı Allah’a iftira atmış oluruz. Rabbimiz Allah gerekli görmedikçe ona dönmemiz olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz O’na güvenip dayandık. Rabbimiz, aramızı ve halkımızla aramızı gerçekle aç [gerçeği ortaya çıkar 34:26]. Sen açanların hayırlısısın.''

90 Ve halkından ileri gelen gerçekleri örtenler dedi ki : “Şayet Şuayb’a uyarsanız şüphesiz o zaman kayba uğrarsınız.”

91 Onları bir sarsıntı tuttu, yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.

92 Şuayb’ı yalancı sayanlar, sanki orada zenginlik sürmemiş gibiydiler. Şuayb’ı yalancı sayanlar kayba uğrayanlardan oldular.

93 Onlardan uzaklaşırken dedi ki: “Ey halkım! Şüphesiz Rabbimin gönderdiklerini size tebliğ ettim ve size nasihat ettim. Gerçekleri örten bir halka nasıl üzüleyim.

94 Biz bir kente Nebi gönderdiysek ancak; ahalisini sıkıntılarla ve darlıkla tuttuk ki, tevazu üstüne tevazu göstersinler [1].

95 Sonra kötülüğün yerini iyiliğe değiştirdik, ta ki çoğaldılar [17:6] ve ibret almadan dediler ki: ''Şüphesiz atalarımıza da darlık, ve sevinç dokunmuştu.'' Bunun üzerine ansızın ve onlar farkında değillerken tutuverdik.

96 O kentlerin taraftarları [1] inanıp güvenseler ve vahyin sınırlarına uyup korunsalar, şüphesiz üzerlerine gökten ve yerden bereketi açardık. Lakin yalana sarıldılar. Biz de onları, kazanmış oldukları şeylerden dolayı tutuverdik.

97 O kentlerin ahalisi, evlerinde uyurlarken sıkıntı vermemizin gelmesinden güvende mi oldular?

98 O kentlerin ahalisi, kuşluk vakti ve eğlenirlerken sıkıntı vermemizin gelmesinden güvende mi oldular?

99 Allah'ın stratejisinden karşı güvendeler mi? Kayba uğrayan halktan başkası Allah'ın stratejisinden kendini güvende görmez [1].

100 Yıkıma uğrayan ahalisinden sonra, yeryüzüne varis olanlar, ibret alıp doğru yolda olmaları gerekmez miydi? Şayet gerekli görürsek, suçlarını onlara isabet ettirir, kalplerinin üzerine damgayı basarız ve onlar işitmezler.

101 İşte o kentlerin önemli haberlerinden sana anlatıyoruz. Şüphesiz elçileri apaçık kanıtlarla gelmişlerdi. Fakat öncesinde yalanladıkları şeye inanıp güvenmediler. Allah, gerçekleri örtenlerin kalplerinin üzerini işte böyle damgalar [10:74].

102 Onların çoğu için sözünde durmaktan yana bir şey bulmadık. Onların çoğunu ancak yoldan çıkmışlar olarak bulduk.

103 Sonra onların ardından Musa’yı Firavun ve ileri gelenlerine görevlendirdik. Onlar ona yanlış yaptılar. Bozguncuların akıbeti nasıl oldu bir gözlemle.

104 Ve Musa dedi ki: “Şüphesiz ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim [43:46].”

105 “Hakikat olan, Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemememdir. Size Rabbinizden apaçık bir kanıtla geldim. İsrailoğullarını benimle gönder.''

106 Dedi ki: “Eğer ayetle geldiysen ve eğer doğru söyleyenlerden isen getir onu.”

107 Birikimini [1] ortaya koyduğunda o açıkça silip süpürdü [26:32].

108 Ve gücünü çekip çıkardığında o, gözlemleyenler için kusursuzdu [1].

109 Firavunun halkından ileri gelenler dedi ki: “Şüphesiz bu, büyüleyici / etkili bir bilgindir.”

110 ”Sizi yerinizden çıkarmak istiyor. Ne emredersiniz [1]?”

111 Dediler ki: ''Onu ve kardeşini beklet ve şehirlere toplayıcılar gönder.''

112 ''Bütün büyüleyici / etkili bilginleri sana getirsinler.''

113 Büyüleyiciler /etkili bilginler Firavuna geldiğinde dediler ki: ''Şayet biz galip gelenlerden olursak, şüphesiz bize bir ödül olacaktır.''

114 ''Evet'' dedi. ''Ve şüphesiz siz yakınlaştırılanlardan olursunuz.''

115 Dediler ki: ''Ey Musa, sen mi ortaya atarsın, yoksa biz mi ortaya atanlardan olalım?''

116 ''Siz atın'' dedi. Attıklarında insanların gözlerini büyülediler. Onları kaygılandırdılar. Ve çok muazzam bir büyüleyicilik getirdiler.

117 Ve Musa'ya, birikimini ortaya atmasını vahyettik. O zaman onların afaki uydurmalarını yutmaya başladı.

118 Hak ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları batıl oldu.

119 Orada yenildiler ve küçük düşerek döndüler.

120 Ve büyüleyici bilginler secdeye atıldılar.

121 ''Biz alemlerin Rabbine inanıp güvendik'' dediler.

122 ''Musa ve Harun'un Rabbine''.

123 Firavun dedi ki: ''Ben izin vermeden önce mi inanıp güvendiniz? Şüphesiz bu, ahalisini oradan çıkarmak için şehirde uyguladığınız bir stratejidir. Yakında bileceksiniz.''

124 Şüphesiz ben de ellerinizi ve ayaklarınızı işlerinizden kesip sonra da hepinize en sert şekilde davranırım [1].

125 ''Şüphesiz biz, Rabbimize dönücüyüz'' dediler.

126 ''Ve senin bizden intikam alman ancak; bize gelen Rabbimizin ayetlerine inanıp güvenmemizdendir [1]. Rabbimiz, üzerimize sabır boşalt ve bizi Müslimler [2] olarak vefat ettir.''

127 Ve Firavunun halkından ileri gelenler dedi ki: ''Musa ve halkını yeryüzünde bozgunculuk yapmaları seni ve ilahlarını bırakması için mi bırakıyorsun?'' Dedi ki: ''Çocuklarını etkisizleştirip kadınlarını hayasızlaştırırım [1]. Şüphesiz biz, onların üzerine eziciyiz.''

128 Musa halkına dedi ki: ''Direnin ve Allah'tan yardım dileyin [2:45-153]. Şüphesiz yeryüzü Allah'ındır. Gerekeni yapanı varis kılar. Akıbet vahyin sınırlarına uyup korunanlarındır.''

129 ''Sen bize rastlamadan önce de, bize geldikten sonra da bize eziyet edildi." dediler. Dedi ki: "Umulur ki Rabbiniz düşmanlarınızı yıkıma uğratır ve sizi yeryüzünde onların yerine geçirir de nasıl davranacağınızı gözlemler [10:14]." dedi.

130 Şüphesiz Firavun ve ailesini, akıllarını başlarına alsınlar diye yıllarca ürünlerden kısmayla tuttuk.

131 Onlara bir iyilik geldiğinde ''Bu bizdendir.'' dediler. Ve onlara kötülük isabet ettiğinde de, Musa ve beraberindekilerin uğursuzluk getirdiğine bağladılar. Dikkat edin! Uğursuzlukları Allah katındandır. Lakin onların çoğu bilmiyorlar.

132 Ve dediler ki: ''Onunla bizi büyülemek için, ondaki ayetten ne kadar getirsen de, biz sana inanıp güvenecek değiliz.''

133 Bunun üzerine, üzerlerine ayrı ayrı ayetler olarak tufan, çekirge, haşere, kurbağa ve kan gönderdik [1]. Büyüklendiler ve suçta ileri gidenler halkı oldular.

134 Üzerilerine azaba neden olan afetler geldiğinde dediler ki: ''Ey Musa! Sana verilen söze binaen bizim için Rabbine dua et. Bu azaba neden olan afetleri bizden kaldırırsan sana inanırız ve şüphesiz İsrailoğullarını seninle birlikte göndeririz.''

135 Azaba neden olan afetleri belirli bir süreye ulaşıp onlardan kaldırınca sözlerinden döndüler [43:49-50].

136 Onlardan intikam aldık [suçlarına karşılık gelen cezayı verip adaleti sağladık]. Ayetlerimiz hakkında yalana sarılmaları ve ondan gafil olmalarından dolayı onları suda boğduk.

137 Kendileri zayıf düşürülmekte olan halkı, bereketlendirdiğimiz o yerin doğularına ve batılarına mirasçı yaptık. Dirençli olmalarından dolayı Rabbinin İsrailoğulları üzerine takdir ettiği iyi hüküm tamamlandı. Firavun ve halkının üretmekte ve yükseltmekte oldukları yapıları yerle bir ettik [28:5-6].

138 Ve İsrailoğullarını bol sudan geçirdik. Kendilerine özgü putlara kendilerini adayan bir halka rastladılar. Dediler ki: ''Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah kıl.'' Dedi ki: ''Siz gerçekten cahillik eden kendini bilmez bir halksınız.''

139 ''Şüphesiz onların içerisinde olduğu şey [inanç] yıkılıcıdır ve yapmakta oldukları da batıldır.''

140 ''O sizi alemler üzerine fazlalıklı kıldığı halde, size Allah'tan başka ilah mı arayayım'' dedi [1].

141 Sizi, azabın en kötüsünü reva gören Firavun ailesinden kurtardığımızda, çocuklarınızı etkisizleştirip, kadınlarınızı hayasızlaştırıyorlardı [1]. Bunda sizin için, Rabbinizden çok önemli, kalitenizi ortaya çıkaran bir sınav vardı.

142 Ve Musa'ya 30 geceliğine vade verdik ve onu 10 geceye tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit 40 geceye tamamlandı [2:51]. Ve Musa kardeşi Harun'a dedi ki: ''Halkın içinde benim yerime geç. Ve ıslah et ve bozguncuların yoluna uyma.''

143 Musa belirlediğimiz vakit için geldiğinde Rabbi ona kelam etti [hükümlerini takdir etti]. Dedi ki: ''Rabbim, göster de seni gözlemleyeyim.'' Dedi ki: ''Sen beni asla göremezsin. Lakin dağı gözlemle. Mekanına tam oturursa [1] beni göreceksin. Rabbi dağ için tecelli edince [2] onu yerle bir kıldı [3]. Musa, dehşete düşercesine / aklı gidercesine derinden etkilendi. Kendine gelince: ''Seni noksanlıklardan tenzih ederim, Sana yöneldim. Ve ben inanıp güvenenlerin ilkiyim.'' dedi.

144 Dedi ki: ''Ey Musa! Gönderdiklerimle ve kelamımla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiğimi tut ve karşılığını verenlerden ol.''

145 Ve ona verdiğimiz levhalarda her şeyden öğüt, her şey için ayrı ayrı açıklama yazdık. ''Onu kuvvetle tut. Halkına da emret, onu en iyi şekilde tutsunlar. Size yakında yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim.''

146 Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri ayetlerimden döndüreceğim. Her ayeti görseler de ona inanıp güvenmezler. Olgunluk yolunu görseler onu yol edinmezler. Aşırı sapkınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu, ayetlerimiz hakkında yalana sarılmaları ve ondan gafil olmalarındandır.

147 Ayetlerimiz ve ahirete kavuşma hakkında yalana sarılanların amelleri hiç olmuştur. Yaptıklarından başkasıyla mı karşılık görürler?

148 Musa'dan sonra halkı, takılardan aldatıcı sesi olan buzağı cesedi [1] edindi. Görmüyorlar mı ki o, onlara kelam edemiyor ve yol gösteremiyor? Onu edindiler ve yanlış yapanlardan oldular.

149 Ellerinin içine düşüp de sapmış olduklarının farkına varınca: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi bağışlamazsa, o zaman kayba uğrayanlardan oluruz" dediler [2:64].

150 Musa halkına hoşnutsuzluk ve üzüntüyle döndüğünde: ''Benden sonra ardımdan ne sıkıntılı şeyler yaptınız. Rabbinizin emrine mi acele ettiniz?''dedi. Ve levhaları yere bıraktı ve kardeşinin başını tutarak kendine çekti. [Harun]: ''Ey annemin oğlu! Şüphesiz bu halk beni zayıf düşürdü. Neredeyse beni öldürmeye yeltendiler. Bana düşmanları sevindiren bir şey yapma. Beni zalimler halkıyla birlikte kılma.'' dedi [20:86].

151 Dedi ki: ''Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla ve bizi rahmetine dahil et. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.''

152 Buzağıyı [dünya hayatının ziynetlerini] edinenlere [dünyevileşenlere], dünya hayatında Rablerinden hoşnutsuzluk ve zillet ulaşacaktır. Ve iftira atanlara işte böyle karşılık veririz.

153 Ve kötülük yapıp sonra onun ardından hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelenler ve inanıp güvenenler var ya; Şüphesiz onun ardından Rabbin bağışlayandır, merhamet edendir.

154 Musa'dan hoşnutsuzluk dinince levhaları aldı. Nüshasında, kaygılarının merkezinde Rableri olanlara bir yol gösterici ve bir rahmet vardı.

155 Musa, belirlediğimiz vakit için halkına 70 adam seçti. Onları sarsıntı [sosyal deprem] tutunca dedi ki: ''Rabbim, eğer gerekli görseydin onları da beni de öncesinde yıkıma uğratırdın. İçimizdeki aklı ermezler yüzünden bizi yıkıma mı uğratacaksın? O ancak senin sınavındır. Onunla gereğini yapanı saptırır, gereğini yapana yol gösterirsin. Yakınımız, yol göstericimiz, müttefikimiz sensin. Bizi bağışla, bize merhamet et. Ve sen bağışlayanların hayırlısısın.''

156 ''Bize bu dünya hayatında iyilik yaz. Ve ahirette de. Biz sana yöneldik.'' Dedi ki: ''Azabımı kime gerekli görürsem isabet ettiririm. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır [29:21]. Onu da, vahyin sınırlarına uyup korunanlara, arınmanın bedelini yerine getirenlere ve ayetlerime inanıp güvenenlere yazacağım.

157 Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulunan [61:6] ümmi bir Nebi olan Resul'e uyarlar. Onlara, herkesçe kabul edilen ortak iyi olanları emreder, herkesçe kabul edilen ortak kötülerden engeller, onlara temiz olanı helal, pis olanı haram kılar [5:4], onlardan ısr'ı [2:286, 3:81] ve üzerlerinde olan zincirleri kaldırır. Ona inanıp güvenen, onu kuvvetlendiren [48:9], ona yardım eden ve onunla birlikte inen nura uyanlar [64:8]. Başarıya ulaşacak olanlar onlardır.

158 De ki: "Ey insanlar! Ben, göklerin ve yeryüzünün egemenliği O'nun olan Allah'ın hepinize gönderdiği elçisiyim. O, hayat verir ve öldürür, O'nun dışında bir ilah yoktur. Allah'a ve Allah'ın kelimelerine [takdir ettiği hükümlere] inanıp güvenen ümmi bir nebi olan O'nun elçisine inanıp güvenin ve ona uyun ki doğru yolda olasınız.

159 Musa'nın halkından, hakikatle yol gösteren ve onunla adaletli davranan bir topluluk vardır.

160 Onları torunları olan on iki önderli topluluğa ayırdık. Halkı ondan su isteyince Musa'ya, "Birikimini taşta kullan" diye vahyettik. Ondan on iki kaynak oluştu. Her halk içeceği yeri bildi [2:60]. Üzerlerine bulutları gölge yaptık. Onlara kudret helvası ve bıldırcın / bal ikram ettik. Sizi rızıklandırdığımız temiz şeylerden nasiplenin. Onlar bize yanlış yapmadılar. Lakin kendilerine yanlış yaptılar [2:57, 20:80].

161 Onlara: "Bu kenti mesken edinin ve gerekli gördüğünüz yerden nasiplenin ve hatalıyız deyin ve kapılarından secde ederek [kentin kurallarına uyarak, kargaşa çıkarmadan] girin ki [2:58] hatalarınızı bağışlayalım, iyileştirenlere arttıracağız dediğimizde…

162 Onlardan yanlış yapanlar, onlara söylenen sözü başkasıyla değiştirdiler [2:59-211, 14:28]. Yanlış yapmalarından dolayı üzerlerine gökten afet gönderdik.

163 Onlara deniz kıyısındaki kentten sor. Sebt için haddi aşıyorlardı [1]. Sebt günü doyumsuzlukları / bunalımları akın akın geliyor, sebt yapmadıkları gün gelmiyordu. Yoldan çıkmış olmalarından dolayı onları işte böyle sınıyorduk.

164 Onlardan önderli bir topluluk: "Allah'ın yıkıma veya şiddetli bir azaba uğratıcı olduğu halka niçin öğüt veriyorsunuz?" dediğinde: "Rabbinize mazeret olsun ve vahyin sınırlarına uyup korunsunlar diye." dediler.

165 Hatırlatıldıkları şeyi unuttuklarında, kötülüğü engelleyenleri kurtardık, yanlış yapanları da, yoldan çıkmalarından dolayı sıkıntılı bir azapla tutuverdik.

166 Engellendikleri şeyden sınırı aşmalarından dolayı onlara, "Sinik maymunlar olun." dedik [2:65, 5:60].

167 Hani Rabbin, kıyamet gününe kadar üzerlerine kötü azabı reva gören kimseleri göndereceğini duyurmuştu [17:4…8]. Şüphesiz Rabbin, suçun karşılığında cezasını çabuk verendir. Ve şüphesiz O, bağışlayan, merhamet edendir.

168 Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan düzeltenler de vardı, onlardan buna yakın olanlar da vardı. Onları, dönsünler diye iyiliklerle ve kötülüklerle kalitelerini ortaya çıkaran sınavlara tabi tuttuk.

169 Onlardan sonra gelip, onların yerine geçen ve kitaba varis olanlar [19:59], bağışlanacağız diye daha aşağı olanı arzu edip tuttular. Arzu ettiklerinin benzeri gelince onu tutuyorlardı. Onlara, Allah hakkında haktan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kitabın teminatı alınmadı mı? Ve içinden ders alıyorlardı. Ahiret yurdu, vahyin sınırlarına uyup korunanlar için hayırlıdır. Akıl etmiyor musunuz?

170 Ve kitaba tutunup cehalet ve yoksullukla mücadeleyi ayakta tutanlar var ya, şüphesiz biz, düzeltici olanların karşılığını zayi etmeyiz [9:120, 18:30].

171 Hani, üzerlerinde gölge gibi olan ve onların başlarına geleceğini sandıkları dağı [dağ gibi sorunları] kaldırmıştık. ''Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içerisindekini aklınızdan çıkarmayın ki korunabilesiniz [2:63].''

172 Hani Rabbin, ademoğlundan, sırtlarından soylarını alırken kendileri üzerine şahit tutmuştu: “Rabbiniz değil miyim?” “Elbette. Şahidiz dediler.” Kıyamet gününde, şüphesiz biz bundan gafildik demeyesiniz.

173 Veya: “Şüphesiz öncesinde atalarımız şirk koşmuş ve biz de onlardan sonra gelen nesiliz, batıla dalanların yaptıkları yüzünden bizi yıkıma mı uğratacaksın?” demeyesiniz.

174 Dönsünler diye ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.

175 Ve onlara şu önemli haberi vererek aydınlat: Ona ayetlerimizi vermiştik de ondan ayrılmış, şeytan da onu kendine uydurmuş, sapkınlığın aşırısına sürüklenenlerden olmuştu.

176 Şayet gerekli görseydik onu onunla [ayetlerimizle] yükseltirdik. Lakin o, yere saplanıp kaldı ve hevasına uydu. Onun örneği köpeğin örneği gibidir. Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur veya onu terk etsen de dilini sarkıtıp solur. Ayetlerimiz hakkında yalana sarılan halkın örneği budur. Bu kıssayı anlat ki iyice düşünsünler.

177 Ayetlerimiz hakkında yalana sarılan ve kendilerine yanlış yapan halkın örneği ne kötüdür.

178 Kime Allah yol göstermişse, doğru yolda olan odur. Kimi sapıklıkta bırakmışsa da, onlar kayba uğrayanlardır.

179 Şüphesiz tanıdık ve tanımadıklarınızdan çoğunu cehennem için ürettik. Onların kalpleri vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla hakikati göremezler, kulakları vardır onunla hakikate kulak vermezler. Onlar, etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlar gibidirler, bilakis daha aşağı. Gaflette olanlar onlardır.

180 En iyi isimler O'nundur [17:110, 20:8, 59:24], O'nu, onunla çağırın. O'nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın. Yaptıklarıyla karşılık göreceklerdir.

181 Oluşturduklarımızdan bir topluluk vardır ki [1], hakikatle yol gösterir ve onunla adaletli davranırlar.

182 Ve ayetlerimiz hakkında yalana sarılanları, bilmedikleri yerden derece derece azaba yaklaştıracağız [68:44].

183 Onlara süre veriyorum. Şüphesiz benim planım dayanıklıdır [68:45].

184 Arkadaşlarında cinnet halinden bir şey olmadığını düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcının dışında bir şey değildir [34:46].

185 Göklerin ve yeryüzünün egemenliği ve Allah’ın oluşturmuş olduğu her bir şeyi ve belki de belirlenen sonlarının yaklaşmış olabileceğini gözlemlemiyorlar mı [17:99, 39:5, 46:3]? Ondan sonra hangi hadise inanıp güveniyorlar [45:6, 77:50]?

186 Allah, kimi sapıklıkta bırakırsa, ona yol gösterici yoktur. Onları tuğyanlarında [bardağı taşırmalarında] bocalar halde bırakır.

187 Sana, ''Onun demir atması ne zamandır?'' diye saatten soruyorlar [33:63, 79:42-43]. De ki: ''Şüphesiz onun ilmi Rabbimin katındadır [31:34, 43:85].'' Onun vaktini O'ndan başkası tecelli ettiremez. O, göklerde ve yeryüzünde olana ağırlığı çökmüştür. Size ansızın gelir. Sanki sen ondan çok iyi haberdarmışsın gibi sana soruyorlar. De ki: ''Şüphesiz onun ilmi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.''

188 De ki: ''Allah'ın gerekli görmesi dışında kendime yarara veya zarara malik değilim. Şayet görünmeyeni, bilinmeyeni, sezilmeyeni bilseydim [6:50] hayırdan çoğaltırdım. Ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben, inanıp güvenen bir halk için uyarıcı ve müjdecinin dışında bir şey değilim.''

189 O sizi tek bir nefisten [candan 4:1, 6:98, 39:6] oluşturdu. Kendisiyle sukünet bulsun diye ondan çiftini kıldı. Onu sarıp örtünce o hafif bir yük yüklenip onunla gidip geldi. Eşi ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a: "Bize salihlerden verirsen biz de karşılığını verenlerden oluruz" diye dua etti.

190 O ikisine bir salih verince, verileni O'na ortaklar kıldılar. Allah ortak koştuklarından yücedir [1].

191 Kendileri oluşturulmuş olan ve hiçbir şey oluşturmayanı mı ortak koşuyorlar?

192 Onlara yardım etmeye güçleri yetmez, kendilerine bile yardım edemezler.

193 Onları doğru yola davet etseniz size uymazlar. Onları davet etseniz de, sussanız da size karşı aynıdır.

194 Allah'ın yanı sıra çağırdıklarınız sizin gibi kullardır. Şayet doğru söyleyenlerden iseniz, çağırın da size cevap versinler.

195 Onların onunla yürüdükleri ayakları mı var? Yoksa, onların onunla yakaladıkları elleri mi var? Yoksa, onların onunla gördükleri gözleri mi var? Yoksa onların onunla işittikleri kulakları mı var? De ki! "Çağırın ortaklarınızı! Sonra da gözetmeksizin bana plan yapın!"

196 Şüphesiz "Benim velim [yakınım, yol göstericim, müttefikim] kitabı indiren Allah'tır. Ve O, düzeltici olanlara velilik eder."

197 "O'nun yanı sıra çağırdıklarınız, size yardım etmeye güçleri yetmez. Ve kendilerine de yardım edemezler."

198 Onları doğru yola davet etseniz kulak vermezler. Onların, seni gözlemlediklerini görürsün de onlar doğruyu göremezler [1].

199 Artanı al [2:219]. Örfle [77:1] emret. Cahillere kendini bilmezlere aldırma.

200 Ve şeytandan bir dürtü gelip seni dürttüğünde hemen Allah'a sığın [16:98, 23:97, 41:36]. Şüphesiz O, işiten'dir, bilen'dir.

201 Vahyin sınırlarına uyup korunanlar, şeytandan bir tayfa [esinti] onlara temas ettiğinde [vahiy] bilgilerini kullanır, hakikati görürler [50:8].

202 Ve onların [şeytanların] kardeşleri, onları sapkınlığın aşırısının içine çekerler, sonra da yanlarından ayrılmazlar.

203 Ve onlara bir ayet getirmediğin zaman "Sen derleyip toparlasan ya" derler. De ki! "Şüphesiz ben, ancak Rabbimden bana ne vahyedildi ise ona uyarım. Bu, Rabbinizden gözünüzü açacak göstergeler ve inanıp güvenen bir halk için bir yol gösterici ve bir rahmettir."

204 Ve Kur'an okununca ona kulak verin ve susun ki rahmet olunasınız [6:155].

205 Rabbini benliğinde tevazu üstüne tevazu göstererek, gizlice ve açıktan olmayan sözden, sabah ve akşam [devamlı] hatırla [mesajlarını aklından çıkarma] ve gaflete düşenlerden olma.

206 Rabbinin katında olanlar Rabbe yakın olanlar [21:19] O'na kulluktan büyüklenmezler, O'nun yaratış amacına göre hareket ederler ve otoritesine boyun eğerler [41:38].

← 6. En'âm 8. Enfal →