1 Her işini kusursuz yapmak; gökleri ve yeryüzünü oluşturan, karanlıkları ve aydınlığı kılan Allah'a aittir. Sonra da gerçekleri örtenler, Rablerine denk tutuyorlar [1].
2 O sizi çamurdan oluşturdu. Sonra bir ecel [son süre] tayin etti. Adı belirlenen ecel O'nun katındadır. Sonra siz, tartışıp duruyorsunuz.
3 Göklerde ve yeryüzünde Allah O'dur. Sırrınızı ve açığa vurduğunuzu bilir. Ve kazandığınız şeyleri de bilir.
4 Rablerinin ayetlerinden bir kısım ayet geldiğinde, ondan duyarsız, geri duranların dışında bir şey olmadılar [36:46].
5 Şüphesiz onlara geldiğinde, gerçek hakkında yalana sarıldılar [6:30-57-66]. O alay etmekte oldukları şeylerin önemli haberleri onlara gelecektir.
6 Onlardan önce nice kuşaklardan yıkıma uğrattıklarımıza dikkat etmiyorlar mı? Onlara yeryüzünde öyle imkanlar vermiştik ki, o imkanları size vermedik. Ve göğü üzerlerine bol bol gönderdik. Altlarından akan nehirler kıldık. Suçlarından dolayı onları yıkıma uğrattık. Onların ardından başka bir kuşak inşa ettik [1].
7 Şayet sana, üzeri yazılı kağıt içerisinde bir kitap indirseydik ve ona elleriyle dokunsalardı, gerçekleri örtenler kesinlikle: ''Bu, açıkça bir büyülemenin [etkili bir aldatmacanın, kafa karıştırmanın] dışında bir şey değildir.'' derlerdi.
8 ''Ona bir melek indirilmeli değil miydi?'' dediler. Şayet bir melek indirseydik, kesinlikle iş gerçekleştirilirdi. Sonra da onlar gözetilmezdi [1].
9 Şayet onu [elçiyi] bir melek kılsaydık, kesinlikle onu bir adam kılardık [1]. Ve kesinlikle üzerlerine giydikleri şeyi onlara yine giydirirdik [2].
10 Şüphesiz senden önceki elçilerle de alay edildi. Onlardan küçümseyenleri, alay etmekte oldukları şeyler kuşatmıştı [21:41].
11 De ki! ''Yeryüzünde dolaşın. Sonra yalana sarılanların sonu nasıl oldu bir gözlemleyin [1].''
12 De ki! ''Göklerde ve yeryüzünde olanlar kimindir?'' De ki! ''Allah'ındır.'' Allah rahmeti kendi üzerine yazmıştır [6:54, 7:156]. İçerisinde hiçbir belirsizlik olmayan kıyamet gününde kesinlikle sizi toplayacaktır. Kendilerini kayba uğratanlar var ya, onlar inanıp güvenmezler.
13 Gece ve gündüzün içinde oturan her şey O'nundur. Ve O, işitip bilendir.
14 De ki! ''Göklerin ve yeryüzünün fıtratını belirleyen [1] ve O, doyuran ve doyurulmayan [doyurulma ihtiyacı olmayan] Allah'tan başka yakın, yol gösterici, müttefik mi edineyim?'' De ki! ''Şüphesiz ben, barış ve esenliğe girenlerin / insanların barış ve esenliği için çalışanların ilki [öncüsü] olmamla emredildim [2].'' Sakın ortak koşanlardan olma!
15 De ki! ''Şüphesiz Rabbime asi olursam, dehşetli bir günün azabından korkarım.''
16 O gün ondan [o günün azabından] kim çevrilirse, şüphesiz ona rahmet etmiştir. Ve açıkça hak edilen kazanç işte budur.
17 Allah sana bir darlık temas ettirirse onu O'nun dışında kaldıracak yoktur. Sana bir hayır temas ettirirse de, O, her şeye bir ölçü koymuştur [10:107].
18 O, kulları üzerinde ezici güce [her türlü yaptırım gücüne] sahiptir. Ve O, haberdar olup, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
19 De ki! ''Hangi şeyin şahitliği daha büyüktür?'' De ki! ''Allah benim ve sizin aranızda şahittir. Ve bu Kur'an bana, onunla sizi ve ulaşabildiğim kimseleri uyarmam için vahyedildi [1]. Siz gerçekten Allah ile birlikte başka ilahlar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz [2]?'' De ki! ''Ben şahitlik etmem [3].'' De ki! ''Şüphesiz O, tek bir ilahtır. Ve şüphesiz benim, ortak koştuğunuz şeylerle ilişkim yoktur [4].''
20 Kendilerine kitap verdiklerimiz onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar [2:146]. Kendilerini kayba uğratanlar var ya, onlar inanıp güvenmezler.
21 Yalanı Allah'a iftira atan ve O'nun ayetleri hakkında yalana sarılan kimseden daha yanlış yapan kimdir? Şüphesiz O, yanlış yapanlara başarı kazandırmaz [10:17].
22 Bir gün onların hepsini toplarız. Sonra ortak koşanlara: ''Ortaklarınız olduklarını iddia ettikleriniz nerede?'' deriz [1].
23 Sonra onların fitnesi [onları ateşe atan, sıkıntıya sokan durum]: ''Rabbimiz Allah şahit olsun ki, biz ortak koşanlar değildik.'' demelerinin dışında bir şey olmadı.
24 Kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediklerini bir gözlemle. Uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gitti.
25 Onlardan kim sana kulak verirse, onu kavramalarına karşı kalplerine kapalılık ve kulaklarına ağırlık kıldık [17:46, 18:57]. Onlar, her ayeti görseler de inanıp güvenmezler [1]. Sana geldiklerinde seninle mücadele ederler ve o gerçekleri örtenler: ''Bu, öncekilerin satırlarının dışında bir şey değildir.'' derler.
26 Onlar, ondan [Kur'an'dan] alıkoyarlar, kendileri de ondan döneklik yaparlar. Onlar, ancak kendilerini yıkıma uğratıyorlar fakat şuurunda değildirler [41:26].
27 Onları, ateşin üzerinde tutuklandıklarında: ''Keşke döndürülsek de, Rabbimizin ayetleri hakkında yalana sarılmasak ve inanıp güvenenlerden olsak [1].'' dediklerini bir görsen.
28 Önceden gizlemekte oldukları şey onlara açığa çıktı. Şayet geri kavuşturulsalar, kesinlikle ondan alıkonuldukları şeylerin başına geri dönerler. Onlar kesinlikle yalancıdır.
29 ''O dünya hayatından başkası yoktur. Ve biz, harekete geçirilenler [yeniden diriltilecek] de değiliz.'' dediler.
30 Rablerinin huzurunda tutuklandıklarında bir görsen. ''Bu gerçek değil miymiş?'' dedi [1]. ''Rabbimiz şahittir ki elbette.'' dediler. Gerçekleri örtmekte olduğunuz şeylerden dolayı azabı tadın.'' dedi.
31 Şüphesiz Allah ile karşılaşma hakkında yalana sarılanlar kayba uğradılar. Saat onlara ansızın geldiğinde, onlar üstlendiklerini sırtlarında taşırken: ''Orada işlediğimiz kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize.'' dediler. İyi bilin ki, üstlendikleri çok kötüdür.
32 Dünya hayatı bir oyun ve bir oyalanmanın dışında bir şey değildir. Vahyin sınırlarına uyup korunanlar için ahiret yurdu hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız [12:109]?
33 Şüphesiz onların söylediklerinin seni hüzünlendirdiğini biliyoruz [1]. Böylelikle onlar, seni yalancı saymış olmuyorlar. Lakin o yanlış yapanlar, Allah'ın ayetlerini reddediyorlar [2].
34 Şüphesiz senden önce de elçiler yalancı sayıldı. Yardımımız onlara gelene kadar, yalancı sayıldıkları şeye ve eziyet edilmelerine direndiler [1]. Allah'ın takdir ettiği hükümler için değişiklik yoktur [6:115, 10:64, 18:27]. Şüphesiz elçilerin önemli haberlerinden sana gelmişti [37:171-172-173].
35 Onların geri durmaları [duyarsız kalmaları] sana büyük geldiyse; yerde bir tünel açmaya veya gökte bir merdiven aramaya gücün yetiyorsa, onlara bir ayet getir [1]. Allah gerekli görseydi, kesinlikle onları doğru yol üzerinde toplardı. Sakın cahillerden olma.
36 Ancak kulak verenler icabet ederler. Ölüleri Allah harekete geçirir. Sonra O'na döndürülürler.
37 ''Rabbinden ona bir ayet indirilmesi gerekmez miydi?'' dediler. Şüphesiz Allah, ayet indirmeye ölçü koymuştur [1]. Lakin insanların çoğu bu bilinçte değildirler.
38 Yerde hareket eden küçük büyük her bir canlı ve kanadıyla uçan kuştan hepsi sizin gibi ümmetlerin [toplulukların] dışında bir şey değildir. Biz kitapta [ilahi yasalarda] hiçbir kusur yapmadık [6:59]. Sonra Rablerine toplanırlar [1].
39 Ayetlerimiz hakkında yalana sarılanlar, karanlıklar içindeki sağır ve dilsizlerdir. Kim gereğini yaparsa, Allah onu sapıklıkta bırakır. Kim gereğini yaparsa da, onu dosdoğru bir yol üzerinde kılar [1].
40 De ki! ''Dikkat ettiniz mi? Şayet doğru sözlüler iseniz, Allah'ın azabı size gelse veya o saat size gelse, Allah'tan başkasına mı dua edersiniz?
41 Bilakis, yalnız O'na dua edersiniz. Gerekli görürse, dua ettiğiniz şeyi sizden kaldırır ve ortak koştuğunuz şeyleri de unutursunuz [6:63-64].
42 Şüphesiz senden önce de önderli toplumlara elçi gönderdik. Tevazu üstüne tevazu göstersinler [büyüklenmekten vazgeçsinler] diye onları darlıklarla, ve sıkıntı verici durumlarla tuttuk [7:94, 17:16].
43 Sıkıntı vermemiz onlara geldiğinde, tevazu gösterselerdi [büyüklenmekten vazgeçselerdi]. Lakin kalpleri katılaştı. Ve şeytan [1], onların yapmakta olduklarını onlara çekici gösterdi.
44 Onunla hatırlatıldıkları şeyi unuttuklarında, onlara her şeyin kapılarını açtık. Ta ki, kendilerine verilen şeylerle şımardıklarında, onları ansızın tutunca, umutlarını yitirenler oldular.
45 Böylece, yanlış yapan halkın arkası [kökü] kesildi. Her işini kusursuz yapmak alemlerin Rabbi Allah'a aittir.
46 De ki! ''Dikkat ettiniz mi? Şayet Allah işitmenizi ve görmenizi alsa, kalplerinizin üzerini mühürlese, Allah'tan başka hangi bir ilah onu size geri getirebilir?'' Ayetleri nasıl evire çevire açıklıyoruz bir gözlemle. Sonra onlar, yine de engel çıkarıyorlar.
47 ''De ki! "Dikkat ettiniz mi? Allah'ın azabı ansızın veya göstere göstere gelse, yanlış yapanlar halkı dışındakiler mi yıkıma uğratılır?''
48 Biz elçileri uyarıcılar ve müjdeciler olmaları dışında göndermeyiz [18:56]. Kim inanıp güvenir ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler [7:35].
49 Ayetlerimiz hakkında yalana sarılanlara gelince, yoldan çıkmış olduklarından dolayı onlara azap temas eder [20:48].
50 De ki! ''Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum [1] ve gaybı da bilmiyorum [2]. Size bir meleğim de demiyorum [3]. Bana vahyedilenin dışında hiçbir şeye uymuyorum [4].'' De ki! ''Hakikati gören ile kör davranan bir olur mu? Düşünmez misiniz?''
51 Onlara, O'nun yanı sıra bir yakın, yol gösterici, müttefik ve bir şefaatçinin [1] olmadığı, Rablerinin huzuruna toplanmaktan korkanları vahyin sınırlarına uyup korunsunlar diye onunla [Kur'an'la] uyar [2].
52 O'nun ilgi, sevgi, rızasını isteyerek sabah akşam [devamlı] dua edenleri kovma [11:29, 26:114]. Onların hesabından hiçbir şey senin üzerine değildir. Senin hesabından hiçbir şey de onların üzerine değildir. Onları kovarsan, yanlış yapanlardan olursun.
53 İşte böylece; "Allah'ın aramızdan memnun ettiği kimseler bunlar mıdır?" demeleri için, onların bazısını bazısıyla fitneledik [varlık ve imkanlarla sınadık]. Allah, nimetlerinin karşılığını verenleri daha iyi bilen değil midir?
54 Ayetlerimize inanıp güvenenler sana gelince de ki! "Esenlik üzerinizedir. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı [6:12, 7:156]. Sizden kim cahillikle kötülük yapar [4:17], sonra ardından hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelir ve kendini düzeltirse, gerçekten O, bağışlayandır, merhamet edendir [16:119].
55 Suçta ileri gidenlerin yolu açıkça belli olması için, ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
56 De ki! ''Şüphesiz ben, Allah'ın yanı sıra çağırdıklarınıza kulluk etmekten engellendim [40:66].'' De ki! ''Hevalarınıza uymam. Şüphesiz o taktirde, sapmış olurum ve ben doğru yolda olanlardan da olmam.''
57 De ki! ''Ben Rabbimden apaçık bir kanıt üzerindeyim ve siz onun hakkında yalana sarıldınız [6:5-30-66]. Acele ettiğiniz o şey [azap: 6:58] de benim yanımda değil. Allah'a ait olanın dışında bir hüküm de yoktur. Gerçeği anlatır ve O, ayırt edenlerin hayırlısıdır.''
58 De ki! ''Şayet acele ettiğiniz o şey, gerçekten yanımda olsaydı, benim ve sizin aranızdaki iş kesinlikle gerçekleştirilirdi. Allah yanlış yapanları daha iyi bilendir [1].''
59 Gaybın [görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyenin] anahtarı O'nun katındadır. O'nun dışında kimse onu bilmez. Karada ve denizde olanı bilir. O'nun bilgisi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarında kuru ve yaş hiçbir tane yoktur ki, apaçık bir kitapta olmasın [1].
60 O, sizi gece vefat ettirir. Gündüz elde ettiğiniz şeyleri bilir. Sonra adı belirlenmiş ecelin gerçekleştirilmesi için sizi harekete geçirir [39:42]. Sonra dönüşünüz O'nadır. Sonra yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verir.
61 O, kulları üzerinde ezici güce [her türlü yaptırım gücüne] sahiptir. Üzerinize koruyucu gönderir. Sizden birine ölüm geldiğinde, elçilerimiz [1] onu vefat ettirirler ve onlar kusur etmezler [2].
62 Sonra gerçek Mevlaları olan Allah'a kavuşturulurlar. İyi bilin ki, hüküm O'nundur. Ve O, hesap görenlerin en seri olanıdır [1].
63 De ki! ''Karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? 'Şayet bizi bundan kurtarırsan, kesinlikle verdiğin nimetlerin karşılığını verenlerden oluruz' diye, tevazu üstüne tevazu göstererek gizli açık dua edersiniz.''
64 De ki! ''Allah sizi ondan ve her türlü kederden kurtarır, sonra siz ortak koşarsınız [6:40-41].''
65 De ki! ''Ayaklarınızın altından veya üstünüzden azabı üzerinize göndermeye veya size farklı inanç, ideolojiler giydirip, birbirinize sıkıntı vermeye neden olan şeyler tattırmaya ölçü koyan O'dur [1]. Kavrasınlar diye ayetleri nasıl evire çevire açıklıyoruz bir gözlemle.
66 O gerçek olduğu halde halkın onun hakkında yalana sarıldı [6:5-30-57]. De ki! ''Ben üzerinize dayanak değilim.''
67 Her önemli haber için kararlaştırılmış yeri / zamanı vardır. İleride bileceksiniz.
68 Ayetlerimiz hakkında dalanları gördüğünde, ondan başka bir hadiseye [konuya] dalana kadar onlardan geri dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırlamanın ardından, yanlış yapanlar halkıyla birlikte oturma [4:140].
69 Onların hesabından vahyin sınırlarına uyup korunanlar üzerine bir şey [sorumluluk] yoktur. Lakin, vahyin sınırlarına uyup korunsunlar diye hatırlatmadır.
70 Dinlerini bir oyun ve bir oyalanma edinen ve dünya hayatının aldattıklarını [1] bırak. Onunla [2]; kişinin kazandığı şeylerle ipotek altına alınmasını ve ona Allah'ın yanı sıra bir yakın, yol gösterici, müttefik ve bir şefaatçi [3] olmamasını hatırlat. Hangi şekilde olursa olsun, denk bir karşılık denkleştirse de ondan alınmaz. Onlar, kazandıkları şeylerle ipotek altına alınmış olanlardır. Onlara, sıcak sudan içecek ve gerçekleri örtmekte olduklarından dolayı can yakıcı bir azap vardır.
71 De ki! ''Allah'ın yanı sıra bize menfaati olmayan ve bize darlık da veremeyenlere mi dua edelim? Allah bize doğru yolu gösterdikten sonra; şeytanın hevasına uydurup yeryüzünde şaşırttığı, arkadaşlarının da, ''Bize gel'' diye onu doğru yola çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üstünde geri mi dönelim?'' De ki! ''Şüphesiz o doğru yol, Allah'ın gösterdiği yoldur [1]. Biz, alemlerin Rabbi için İslamlaştırmamızı [2] emrolunduk…''
72 ''Ve cehalet ve yoksullukla mücadele etmeyi [emrolunduk]. O'nun sınırlarına uyup korunun. O'dur huzurunda toplanacağınız.''
73 O ki, gökleri ve yeri gerçek bir amaçla oluşturdu. ''Ol'' dediği gün olmaya başlar. Sözü gerçektir. Sura üflendiği gün, mülk O'nundur [1]. Görüneni, bilineni, sezileni ve görünmeyeni, bilinmeyeni, sezilmeyeni bilir. O, haberdar olup, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
74 Hani İbrahim babası Azer'e: ''Sen putları mı ilahlar ediniyorsun? Şüphesiz ben seni ve halkını açıkça bir sapıklığın içerisinde görüyorum.'' demişti.
75 İbrahim'e işte böyle, kesin olarak inanması için göklerin ve yeryüzünün melekütunu [1] gösteriyorduk.
76 Gece üstünü örttüğünde, parlayan / ışıldayan gördü: ''Bu Rabbimdir.'' dedi. Battığında da: ''Ben batanları sevmem.'' dedi.
77 Ayın ortaya çıktığını görünce: ''Bu Rabbimdir.'' dedi. Battığında da: ''Rabbim bana yol göstermezse, kesinlikle yolunu şaşırmışlar halkından olurum.'' dedi [1].
78 Güneşin ortaya çıktığını görünce: ''Bu Rabbimdir, bu daha büyüktür.'' dedi. O da batınca: ''Ey halkım! Şüphesiz benim, ortak koştuğunuz şeylerle ilişkim yoktur.'' dedi [1].
79 ''Şüphesiz ben, yönümü hanif olarak [1], göklerin ve yeryüzünün fıtratını belirleyene [2] yönelttim. Ve ben, ortak koşanlardan değilim [3].''
80 Halkı onunla tartıştı. ''Allah hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Şüphesiz bana yol göstermiştir. Rabbimin bir şey gerekli görmesi dışında, O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Rabbim ilim olarak her şeyi kuşatmıştır. Bu bilgileri devamlı olarak kullanmaz mısınız?'' dedi [1].
81 ''Siz, hakkında yetki indirmediği şeyleri Allah'a ortak koştuğunuzdan dolayı korkmazken, ben ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? Şayet biliyorsanız, iki kesimin hangisinin güvende olması daha gerçektir?''
82 İnanıp güvenenler ve imanlarına yanlışı [1] giydirmeyenler var ya, işte onlar güvende olanlardır ve doğru yolda olanlar onlardır.
83 İşte bunlar, halkına karşı İbrahim'e verdiğimiz delilimizdir. Gerekli gördüğümüz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir, bilgedir.
84 Ona İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Hepsine yol gösterdik. Önceden de Nuh'a yol göstermiştik. Ve onun soyundan Davud'a, Süleyman'a, Eyyub'a, Yusuf'a, Musa'ya ve Harun'a da. İyilik yapanlara işte böyle karşılık veririz.
85 Ve Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas'a. Hepsi düzelticilerdendi.
86 Ve İsmail'e, Elyesa'ya, Yunus'a ve Lut'a. Hepsini alemlere fazlalıklı kıldık.
87 Ve atalarından, soylarından ve kardeşlerinden. Onları seçtik ve onlara dosdoğru yolu gösterdik.
88 Bu, Allah'ın yol göstermesidir. Kullarından kim gereğini yaparsa onunla yol gösterir. Şayet ortak koşsalardı, kesinlikle yapmakta oldukları şeyler onlardan hiç olur giderdi [1].
89 İşte onlar, kendilerine kitabı, hükmü ve nebiliği verdiklerimizdir [1]. Bunlar onun [Kur'an'ın] hakkındaki gerçekleri örterse, şüphesiz ona, gerçekleri örtmeyen [2] bir halkı vekil etmişizdir [3].
90 İşte onlar Allah'ın yol gösterdikleridir. Onlara gösterilen yolu aynen izle [1]. "Onun üzerine sizden bir karşılık istemiyorum." de [38:86]. O, alemler için, yeri geldiğinde yerine getirmeniz için aklınızdan çıkarmamanız gereken hatırlatıcı bir bilginin dışında bir şey değildir [12:104].
91 Allah bir beşere bir şey indirmemiştir dediklerinde [36:15, 67:9], Allah'ı gerçek ölçüsüyle ölçmediler [22:74, 39:67]. De ki! ''Onu yazılı kağıtlar halinde ortaya koyup çoğunu gizlediğiniz [5:15], insanlar için bir yol gösterici ve bir nur olan, sizin ve atalarınızın bilmediği şeylerin öğretildiği, Musa'nın getirdiği kitabı kim indirdi?'' De ki! ''Allah.'' Sonra onları daldıkları yerde bırak, oynasınlar.
92 Bu; önündekini tasdik edici, kentlerin anasını ve çevresinde olanları uyarman [1] için indirdiğimiz bereketli [6:155, 38:29] bir kitaptır. Ahirete inanıp güvenenler, ona da inanıp güvenirler. Ve onlar, eğitim öğretim ve sosyal dayanışma faaliyetlerine karşı da koruyucudurlar [23:9, 70:34].
93 Yalanı Allah'a iftira atandan veya kendisine bir şey vahyedilmediği halde, ''Bana da vahyedildi'' diyenden ve: ''Allah'ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim'' diyen kimseden daha yanlışta olan kimdir? O yanlış yapanları, ölüm karışıklıkları içerisinde iken melekler ellerini uzattıklarında bir görsen [8:50, 47:27]. ''Canlarınızı çıkarın. Bugün, Allah'a karşı gerçek dışı şeyler söylemiş olmanızdan ve ayetlerine karşı büyüklenmiş olmanızdan dolayı alçaklık azabıyla karşılık verileceksiniz.''
94 Şüphesiz sizi ilk defasında oluşturduğumuz gibi bize fert olarak tek başınıza geldiniz [1]. Size verdiğimiz şeyleri arkanızda bıraktınız. Gerçekten ortaklarınız olduklarını iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi de beraberinizde görmüyoruz [2]. Şüphesiz aranız kesildi ve iddia etmekte olduğunuz şeyler de sizden kaybolup gitti [7:53].
95 Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarandır. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarandır [1]. İşte Allah budur. Nasıl da tersyüz ediliyorsunuz.
96 Sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi sukünet bulma [dinlenme], güneşi ve ayı hesap ölçüsü kıldı. Bu, üstün bilge olanın koyduğu ölçüdür.
97 O, karanın ve denizin karanlıklarında, onunla yolunuzu bulmanız için size yıldızları kıldı [1]. Şüphesiz bilinçli bir halk için ayetleri ayrı ayrı açıkladık.
98 O, sizi tek bir candan inşa etti [4:1, 7:189, 39:6]. Konaklama yeri ve konulduğu yeri [geçici ve kalıcı yeri: 11:6] vardır. Şüphesiz, kavrayan bir halk için ayetleri ayrı ayrı açıkladık.
99 O, gökten su indirdi. Onunla her şeyin bitkisini çıkardık. Onunla yeşillik çıkardık. Ondan birbiri üstüne binmiş taneler, hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar ve üzümlerden bahçeler, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytini ve narı çıkarırız [1]. Ürün verirken, olgunlaşmasını ve ürününü gözlemleyin. Bunda size, inanıp güvenen bir halk için kesinlikle ayetler vardır.
100 Oluşturduğu görünmez varlıkları Allah'a ortaklar kıldılar. Bir bilgiye dayanmadan, O'na oğullar ve kızlar ortaya çıkardılar. O, Onların niteledikleri şeylerden münezzehtir ve yüceler yücesidir.
101 Gökleri ve yeryüzünü yoktan var edendir. O'nun bir kız arkadaşı olmadığı halde [72:3], O'nun nasıl bir evladı olabilir? Her şeyi oluşturdu. Ve O, her şeyi bilendir.
102 Rabbiniz Allah işte budur. O'nun dışında bir ilah yoktur. Her şeyi oluşturandır [40:62], O'na kulluk edin. O, her şeyin üzerine dayanaktır.
103 Hakikati doğru görenler O'nu idrak edemez. O, her türlü hakikati idrak eder [1]. Ve O, bütün ayrıntıları bilip haberdar olandır.
104 Şüphesiz Rabbinizden size aydınlatıcı hakikatler gelmiştir. Kim hakikati görürse kendisi içindir. Kim kör davranırsa da kendi aleyhinedir. Ben üzerinize koruyucu değilim [6:107].
105 İşte böyle, ''Ders almışsın'' desinler ve bilinçli bir halk için onu açıkça ortaya koyalım diye, ayetleri evire çevire açıklıyoruz.
106 Rabbinden sana vahyedilen şeye uy [1]. O'nun dışında bir ilah yoktur [2]. Ortak koşanlardan geri dur [umursama].
107 Şayet Allah gerekli görseydi ortak koşamazlardı. Seni üzerlerine koruyucu [6:104] kılmadık. Sen onların üzerine dayanak da değilsin.
108 Allah'ın yanı sıra çağrıda bulunanlara sövmeyin ki, bir bilgiye dayanmadan, düşmanlıkla Allah'a sövmesinler. İşte böyle her önderli toplum için amellerini çekici gösterdik. Sonra dönüş yerleri Rablerinedir. Yapmakta oldukları şeyleri onlara haber verir.
109 Şayet onlara bir ayet gelirse, kesinlikle ona inanıp güveneceklerine dair güçlü yeminleriyle Allah'a kanıt gösterdiler. De ki! ''Şüphesiz ayetler Allah katındadır.'' Bilincinde değilsiniz ki, gerçekten o geldiğinde, yine de inanıp güvenmezler [1].
110 İlk defasında ona inanıp güvenmedikleri gibi, hakikati görmelerini ve beyin fonksiyonlarını döndürürüz. Onları tuğyanlarında [bardağı taşırmalarında] bocalarken bırakırız.
111 Şayet, gerçekten biz onlara melekleri indirsek ve ölüler onlara kelam etseler ve her şeyi onların önlerine toplasak, Allah'ın gerekli görmesi dışında inanıp güvenmezlerdi. Lakin onların çoğu cahillik ediyorlar.
112 İşte böyle, tanıdık, tanımadık ve bilindik, bilinmedik şeytanları [1], her nebi için düşman kıldık. Onların bazısı bazısına aldatıcı, süslü söz vahyeder. Şayet Rabbin gerekli görseydi [2] onu yapamazlardı. Onları uyduruyor oldukları şeylerle bırak.
113 Ahirete inanıp güvenmeyenlerin gönülleri ona meyletsin, ona razı olsunlar ve işlemekte oldukları şeyleri işlemeye devam etsinler.
114 O, size kitabı ayrıntılı bir şekilde açıklanmış olarak indirmişken [1], Allah'tan başka bir hakem mi arayayım [2]? Kendilerine kitap verdiklerimiz bilirler ki, gerçekten o, gerçek bir amaçla Rabbinden indirilendir. Sakın tartışmaya girenlerden olma.
115 Rabbinin takdir ettiği hüküm, doğruluk ve adalet olarak tamamlanmıştır. O'nun takdir ettiği hükümler için değişiklik yoktur. O işitendir, bilgedir.
116 Yeryüzündeki kimselerin çoğuna itaat edersen, seni Allah'ın yolundan saptırırlar [1]. Onlar, kanaatin dışında bir şeye uymazlar. Ve onlar, atıp tutmanın dışında bir şey de yapmazlar [10:36-66].
117 Şüphesiz O Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. Ve O, doğru yolda olanları da daha iyi bilir.
118 Şayet O'nun ayetlerine inanıp güveniyorsanız, üzerinde Allah'ın adının zikredildiği [1] şeylerden nasiplenin.
119 Size ne oluyor ki, üzerinde Allah’ın adının zikredildiklerinden nasiplenmiyorsunuz? Şüphesiz mecbur kalmanız dışında, size haram kıldıkları şeyleri ayrıntılı olarak açıklamıştır. Şüphesiz çoğu, bir bilgiye dayanmadan, hevalarıyla saptırıyorlar. Şüphesiz O Rabbin, sınırı çiğneyenleri daha iyi bilir.
120 Zarara neden olan şeylerin gizlisini de açığını da bırakın. Zarara neden olan şeyler kazananlar, işlemekte oldukları şeyler yüzünden cezalandırılacaklardır.
121 Üzerine Allah’ın adı zikredilmeyen şeylerden [1] nasiplenmeyin. Şüphesiz o, kesinlikle yoldan çıkmaktır. Şüphesiz şeytanlar, yakınlarına, müttefiklerine [6:123] sizinle mücadele etmeleri için vahyederler [6:112]. Şüphesiz onlara itaat ederseniz, kesinlikle siz de müşrik olursunuz [2].
122 Ölü iken onu dirilttiğimiz, ona insanlar içinde, onunla yürüdüğü bir nur kıldığımız kimse, örneği karanlıklar içinde olan ve oradan çıkamayan kimse gibi midir [6:71]? Gerçekleri örtenlere, yapmakta oldukları şeyler işte böyle çekici gösterildi.
123 İşte böyle, her kentte suçta ileri gidenleri, planlarını uygulasınlar diye oranın büyükleri [ileri gelenleri][1] kıldık. Fakat uyguladıkları planlar kendileriyledir de, bunun bilincinde değildirler [2].
124 Onlara bir ayet geldiğinde: ''Allah'ın elçilerine verilen şeylerin aynısı bize verilene kadar asla inanıp güvenmeyiz.'' dediler. Allah, risaletini kılacağı yeri daha iyi bilir. Suç işleyenlere, uygulamakta oldukları stratejilerinden dolayı Allah katında bir alçaklık ve şiddetli bir azap isabet edecektir.
125 Allah kime yol göstermeyi dilerse, göğsünü İslam için genişletir [39:22]. Kimin sapmasını dilerse de, göğe yükseliyor gibi göğsüne bir güçlük, bir daralma kılar [1]. Allah, ahlaki kokuşmuşluğu işte böyle inanıp güvenmeyenlerin üzerine kılar.
126 Bu, dosdoğru olarak Rabbinin yoludur. Şüphesiz, bilgilerini devamlı kullanan bir halk için ayetleri ayrı ayrı açıkladık.
127 Onlara [Rablerinin yoluna uyanlara], Rablerinin katında esenlik yurdu [10:25] vardır. Yapmakta oldukları şeylerden dolayı, O, onların yakını, yol göstericisi, müttefikidir.
128 Bir gün onların hepsini toplar: ''Ey cin [yabancılar] topluluğu! Şüphesiz insten [tanınanlardan] çoğalttınız [yandaş, taraftar edindiniz].'' Tanınanlardan velileri [1]: ''Rabbimiz, bazımız bazımızla yararlandı ve tayin ettiğin ecelimize ulaştık.'' dedi. ''Allah'ın gerekli görmesi dışında [11:107] orada kalıcı olarak bulunacağınız yer ateştir.'' dedi. Şüphesiz Rabbin, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir, bilgedir.
129 İşte böyle, kazanmakta oldukları şeylerden dolayı, yanlış yapanların bazısını bazısına yakın, yol gösterici, müttefik yaparız.
130 Ey ins ve cin topluluğu [1]! Size ayetlerimi anlatan ve bu gününüze karşılaşma konusunda sizi uyaran, sizden elçiler gelmedi mi [2]? ''Kendi aleyhimize şahidiz.'' dediler. Dünya hayatı onları aldattı [3]. Ve onlar gerçekten gerçekleri örtenler olduklarına kendi aleyhlerine şahitlik ettiler [4].
131 İşte bu, Rabbinin, ahalisi gafletteyken, yanlış yaparak kentleri yıkıma uğratıcı olmamasıdır [1].
132 Hepsi için yaptıkları amellerden dereceleri vardır. Rabbin, yaptıkları şeylerden gafil değildir.
133 Rabbin, hiçbir şeye muhtaç olmayan rahmet sahibidir. Gerekli görürse sizi giderir ve ardınızdan gerekli gördüğünü yerinize getirir [1]. Tıpkı, sizi başka bir halkın soyundan inşa ettiği gibi.
134 Şüphesiz size vaat edilen şey gelicidir. Ve siz, aciz bırakamazsınız.
135 De ki! "Ey halkım! bulunduğunuz yerde yapacağınızı yapın. Şüphesiz ben de yapmaktayım. Son yurt kimin olur ileride bileceksiniz. Şüphesiz O, yanlış yapanlara başarı kazandırmaz."
136 Ürettiği ekinlerden ve etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlardan Allah'a nasip kılarak iddialarıyla: ''Bu Allah için ve bu da ortaklarımız için.'' dediler. Ortakları için olanlar Allah'a ulaşmıyor, Allah için olanlar ise ortaklarına ulaşıyordu [1]. Ne kötü hüküm veriyorlar.
137 Ortakları işte böyle, müşriklerden çoğu için; onları tepe taklak etmek ve dinlerini bozmak için evlatlarını etkisiz hale getirmeyi çekici gösterdi. Allah gerekli görseydi onu yapamazlardı. Onları uydurdukları şeylerle bırak.
138 İddialarıyla ''Bu etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlar ve ekin yasaktır. Gerekli gördüğümüz kimse dışında onu kimse yiyemez. Sırtları haram edilmiş etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlardır.'' dediler. Üzerine iftira atarak [1], kimi etinden ve sütünden yararlanılan hayvanların üzerine Allah'ın adını zikretmezler [2]. Atmakta oldukları iftiralarıyla onları cezalandıracaktır.
139 ''Bu etinden ve sütünden yararlanılan hayvanların karınlarındaki erkeklerimize özeldir ve eşlerimize haram kılınmıştır. Şayet o ölü olursa, onlar ona ortaktır.'' dediler. Onların nitelemelerini cezalandıracaktır. Şüphesiz O, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir, bilgedir.
140 Bir bilgiye dayanmadan, akılsızca Allah'a iftira atarak, Allah'ın onlara verdiği rızıkları haram kılanlar ve evlatlarını etkisiz hale getirenler, şüphesiz kaybetmiştir. Şüphesiz sapmışlardır ve doğru yolda olamamışlardır [1].
141 Yükseltilmiş ve yükseltilmemiş bahçeleri [1], birbirine benzeyen ve benzemeyen hurmayı, nasibi [ürünü] çeşit çeşit zirai ürünleri, zeytini ve narı inşa eden O'dur [2]. Ürün verdiğinde ürününden nasiplenin. Ve hasadının gününde hakkını [3] verin. Ölçüsüz davranmayın. Şüphesiz O, ölçüsüz davrananları sevmez.
142 Ve yük taşıyan ve döşek olan etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlardan [1]. Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden nasiplenin ve şeytanın adımlarına uymayın [2]. Şüphesiz o size açıkça bir düşmandır.
143 Sekiz çift. Koyundan iki, keçiden iki. De ki! ''İki erkeği mi yoksa iki dişiyi mi yoksa, iki dişinin rahimlerinde bulunanı mı haram kıldı? Şayet doğru sözlüler iseniz, bana bir bilgiyle haber verin.''
144 Deveden iki sığırdan iki [1]. De ki! ''İki erkeği mi yoksa iki dişiyi mi yoksa, iki dişinin rahimlerinde bulunanı mı haram kıldı? Yoksa siz, Allah bunu size buyurduğunda şahitler miydiniz?'' Bir bilgiye dayanmadan, insanları saptırmak için, yalanı Allah'a iftira atan kimseden daha yanlış yapan kim olabilir? Şüphesiz Allah, yanlış yapanlar halkına yol göstermez.
145 De ki! ''Bana vahyedilen içerisinde, yiyenin onu yediği; ölü olması veya akıtılmış kan veya domuz eti -ki; şüphesiz o, ahlaki kokuşmuşluktur veya onunla Allah'tan başkası için tahsis edildiğinden yoldan çıkıştır.- haram kılınmış bir şey bulamıyorum [1]. Kim mecbur kalırsa, alışkanlık haline getirmeyene ve başkasının hakkına saldırmayana, şüphesiz Rabbin bağışlayandır, merhamet edendir.
146 Yahudileşenlere bütün tırnaklıları haram kılmıştık. Sığırdan ve keçiden, sırtında taşıdığı veya bağırsağında veya kemiğe karışan dışındaki yağlarını onlara haram kılmıştık. Sapkınlıkla ileri gitmelerini böyle cezalandırdık. Şüphesiz biz, doğru sözlüleriz [1].
147 Şayet seni yalancı saydılarsa: ''Rabbiniz geniş rahmet sahibidir.'' de. O'nun vereceği sıkıntı, suçta ileri gidenler halkından geri döndürülemez.
148 Ortak koşanlar: ''Şayet Allah gerekli görseydi biz ve atalarımız ortak koşmazdık ve hiçbir şeyden haram kılmazdık.'' diyecekler [1]. Onlardan öncekiler de verdiğimiz sıkıntıyı tadana kadar işte böyle yalana sarıldı. De ki! ''Yanınızda bilgiden varsa onu bize çıkarın. Kanaatin dışında bir şeye uymuyorsunuz, atıp tutmanın dışında bir şey de yapmıyorsunuz.''
149 De ki! ''En zirve delil Allah'ındır. Şayet gerekli görseydi, kesinlikle hepinize yol gösterirdi.''
150 De ki! ''Allah bunu gerçekten haram kıldıysa, şahitlik eden şahitlerinizi toplayıp getirin.'' Şahitlik ederlerse, sen onlarla birlikte şahitlik etme. Ayetlerimiz hakkında yalana sarılan, ahirete inanıp güvenmeyen ve Rablerine denk tutanların [1] hevalarına uyma.
151 De ki! ''Gelin Rabbiniz size neyi dokunulmaz kıldığını okuyup aydınlatayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanızı, anne babaya iyilik yapmayı [1]. Yoksulluk endişesiyle evlatlarınızı etkisizleştirmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Aşırılıkların açığından ve gizlisinden olana yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın dokunulmaz kıldığı bir canı etkisizleştirmeyin. Aklınızı kullanın diye Allah bunları size buyurdu / yükümlülük olarak verdi.
152 Şiddetli çağına ulaşana kadar daha iyileştirici olması dışında yetimin malına yaklaşmayın [4:2, 17:34]. Ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle tam ifa edin [1]. Kapasitesi dışında bir canı mükellef kılmayız [2]. Konuştuğunuzda, yakınınız da olsa adil olun [3]. Allah'a verdiğiniz sözü tam tutun [4]. Bu bilgileri devamlı kullanın diye Allah size buyurdu / yükümlülük olarak verdi.
153 Gerçekten bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. Yollara uymayın ki, sizi benim yolumdan ayırır [1]. Vahyin sınırlarına uyup korunun diye Allah bunları [17:22…39] size buyurdu / yükümlülük olarak verdi etti.
154 Sonra, Rableriyle karşılaşmaya inanıp güvenirler diye, bir yol gösterici ve bir rahmet olan, her şey için ayrı ayrı açıklayıcı ve iyi olanlara tamamlayıcı [1] olan kitabı Musa'ya verdik.
155 Bu indirdiğimiz bereketli [6:92, 38:29] bir kitaptır, ona uyun ve onun sınırlarına uyup korunun ki, size merhamet edilsin [1].
156 ''Bizden önce ancak iki taifeye kitap indirildi ve biz onların derslerinden kesinlikle gafildik.'' demeniz…[1].
157 Veya: ''Kitap bize indirilseydi kesinlikle onlardan daha doğru yolda olurduk.'' dersiniz diye, şüphesiz Rabbinizden size apaçık bir kanıt, bir yol gösterici ve bir rahmet geldi. Allah'ın ayetleri hakkında yalana sarılan kimseden ve ondan engelleyenden daha yanlış yapan kim olabilir? Ayetlerimizden engelleyenleri, engellemekte oldukları şeylerden dolayı karşılık olarak azabın kötüsünü vereceğiz.
158 Onlara meleklerin gelmesi veya Rabbinin gelmesi veya Rabbinin ayetlerinin bazısının gelmesi dışında bir şey gözlemiyorlar mı? Rabbinin ayetlerinin bazısının geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimsenin imanı yarar sağlamaz [1]. De ki! ''Gözleyin, şüphesiz biz de gözleyenleriz.''
159 Çeşitli inanç gruplarından olup dinlerini bölenler var ya [30:32], sen hiçbir şekilde onlardan değilsin [1]. Şüphesiz onların işi Allah'a kalmıştır. Sonra yapmakta oldukları şeylerin haberlerini onlara verecektir.
160 Kim bir iyilikle geldi, ona onun on misli vardır. Kim bir kötülükle geldi, onun misli dışında bir şeyle karşılık görmez ve onlara yanlış yapılmaz.
161 De ki! Şüphesiz Rabbim bana dosdoğru yolu gösterdi [1]. Dimdik ayakta duran bir dine. Hanif [2] olan İbrahim'in milletine [3]. O, ortak koşanlardan değildi.''
162 De ki! ''Şüphesiz salatım [1], nusukum [2], hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir.
163 ''Ortağı yoktur. Böyle emrolundum ve ben Müslimlerin [1] ilkiyim.''¹
164 De ki! ''O her şeyin Rabbi iken, Allah'tan başka bir rab mi arayayım?'' Her nefsin kazandığı kendinedir. Hiçbir üstlenen başkasının yükünü üstlenmez [1]. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. İhtilafta olduğunuz şeylerin haberlerini size verecektir.
165 O, sizi yeryüzünün halifeleri kıldı. Size verdikleriyle sizi belalandırmak [1] için bazınızın derecelerini bazınıza yükseltti [16:71, 43:32]. Şüphesiz Rabbinin sonuçlandırması seridir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir.