⚖️ Karşılaştır
21. Sure Mustafa Çavdar Şinasi Güneş

Enbiyâ Suresi

Şinasi Güneş — Apacikuran.com

1 İnsanlar için hesapları yaklaştırıldı. Ve onlar, gaflet içerisinde geri duruyorlar [duyarsız kalıyorlar][1].

2 Onlara, Rablerinden gelen zikirden [1] yeni bir bilgiyi, ancak eğlenerek dinliyorlar.

3 Kalpleri oyalanmaktadır. Yanlış yapanlar, gizledikleri gizli görüşmelerinde: "Bu da ancak sizin gibi bir beşer değil mi? Doğruyu gördüğünüz halde, sihre [aldatmacaya] mi yanaşıyorsunuz?"

4 De ki [1]! "Rabbim, gökteki ve yeryüzündeki her sözü bilir. O, işitendir, bilendir."

5 "Bilakis karmaşık hayallerdir, bilakis onu uydurdu, bilakis o şairdir, evvelkilere gönderildiği gibi, bize bir ayet getirsin." dediler.

6 Onlardan önce yıkıma uğrattığımız hiçbir kent inanıp güvenmemişti. Onlar mı inanıp güvenirler?

7 Senden önce onlara vahyettiğimiz, adamlardan başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline [önceki vahiyler konusunda ehil olanlara 10:94, 16:43] sorun.

8 Onları, yemek yemeyen bir ceset kılmadık. Onlar, kalıcılar [ölümsüzler] de değildi [1].

9 Sonra, onlara verdiğimiz vaade sadık kalarak, onları ve gerekli gördüğümüz kimseleri kurtardık. Ve ölçüsüz davrananları yıkıma uğrattık.

10 Şüphesiz size içinde zikriniz [1] olan bir kitap indirdik. Aklınızı kullanmaz mısınız?!

11 Yanlış yapan kentten nicelerini kırıp geçirdik. Onun ardından başka bir halk inşa ettik [1].

12 Sıkıntı vermemizi hissettiklerinde, ondan kaçmaya çalışıyorlardı.

13 ''Kaçmaya çalışmayın, hesabınızın sorulması için, varlık içerisinde şımartıldığınız şeylere ve meskenlerinize dönün!''

14 ''Eyvah bize! Şüphesiz biz yanlış yapanlardık.'' dediler.

15 Onların bu çağrıları, onları sönmüş, hasat edilmiş kılana kadar son bulmadı.

16 Biz, gökleri ve yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri oynayanlar olarak oluşturmadık.

17 Eğer oyalanma edinmek isteseydik ve yapanlar olsaydık, kesinlikle onu katımızdan edinirdik.

18 Bilakis biz, hakkı batılın üzerine atarız da onun işini bitirir. O yok olup gittiğinde, nitelediğiniz şeylerden dolayı size eyvah!

19 Göklerde ve yeryüzünde kim varsa O'nundur. O'nun katında olan [1] kimseler, O'na kulluktan büyüklenmezler ve bıkmazlar.

20 Gece gündüz [devamlı] verilen görevi yaparlar ve ara vermezler.

21 Yoksa onlar, yeryüzünden ilahlar edindiler de, onlar mı yeniden yaşam verip yayacak?

22 Eğer o ikisinde [göklerde ve yeryüzünde], Allah'ın dışında bir ilah olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu [17:42, 23:91]. Arşın Rabbi [1] olan Allah, onların nitelediği şeylerden münezzehtir.

23 O, yaptıklarından sorulmaz, onlar sorulurlar.

24 Yoksa O'nun yanı sıra ilahlar mı edindiler? De ki! ''Kesin delilinizi getirin!'' Bu, benimle birlikte olanların ve benden öncekilerin Zikridir [1]. Bilakis onların çoğu, gerçek hakkında bilinçsizler ve onlar geri duruyorlar [duyarsız kalıyorlar, umursamıyorlar].

25 Senden önce bir elçi göndermedik ki; ''Gerçekten benim dışımda bir ilah yoktur, öyleyse bana kulluk edin.'' diye kendisine vahyetmiş olmayalım [16:36, 43:45].

26 ''Rahman evlat edindi.'' dediler [1]. O bundan münezzehtir. Bilakis, saygınlaştırılmış kullardır.

27 Onlar, sözle O'nun önüne geçmezler ve O'nun emrini yaparlar.

28 Onların öndekilerini ve arkalarındakini [her hallerini] bilir. Razı olduğu dışındakilere şefaat etmezler [arka çıkmazlar][1] Ve onlar, O'na duydukları derin saygı ve rızasını kaybetme endişesinden titrerler.

29 Onlardan kim ''O'nun yanı sıra ben de ilahım.'' derse, bunun karşılığı cehennemdir. Yanlış yapanlara işte böyle karşılık veririz [1].

30 Gerçekleri örtenler, gökler ve yeryüzü, ikisi tek bir bütün iken parçalara ayırdığımıza dikkat etmediler mi? Ve sudan, her şeye hayat kaynağı kıldık [24:45]. İnanıp güvenmez misiniz?

31 Onlara sofra olsun diye, yeryüzüne sabit ağırlıklar kıldık [1]. Ve orada, doğru yolda gitsinler diye geniş geniş yollar kıldık.

32 Göğe de koruyucu bir tavan kıldık. Ve onlar, O'nun ayetlerinden geri duruyorlar [duyarsız kalıyorlar, umursamıyorlar].

33 Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı oluşturan O'dur. Hepsi bir yörüngede yüzerler / hareket ederler [36:37…40][1].

34 Senden önce bir beşer için kalıcılık [ölümsüzlük] kılmadık. Sen ölürsen onlar kalıcı [ölümsüz] mı olacaklar [1}?

35 Her benlik [can] ölümü tadıcıdır [1]. Sizi hayırla ve şerle bir fitne olarak belalandırırız [2]. Dönüşünüz bizedir.

36 Gerçekleri örtenler seni gördüklerinde: ''İlahlarınızı zikreden [sistemlerini deşifre edip dillerine dolayan] bu mu?'' diyerek, seni alaya almanın dışında bir şey yapmıyorlar [25:41]. Onlar, Rahman'ın zikrini [1] örtenlerdir.

37 İnsan aceleden oluşturuldu. Acele etmeyin [1]. Size ayetlerimi göstereceğim.

38 ''Doğru sözlüler iseniz, bu vaat ne zamandır?'' diyorlar [36:48, 67:25].

39 Gerçekleri örtenler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından çekemeyecekleri ve onlara yardım olunmayacağı zamanı bilselerdi.

40 Bilakis, onlara ansızın gelip onları şaşkına çevirir. Onun döndürülmesine güçleri de yetmez ve onlar gözetilmezler.

41 Şüphesiz, senden önceki elçilerle de alay edildi. Onlardan küçümseyenleri, alay ettikleri şeyler kuşattı [6:10].

42 De ki! ''Gece ve gündüz Rahman'dan sizi kim koruma altına alabilir?'' Bilakis onlar, Rablerinin zikrinden [1] duyarsız kalanlardır.

43 Yoksa, onların yanı sıra men eden [engel olan] ilahları mı var [1]? Onlar, kendilerine yardıma güç yetiremezler ve onlar tarafımızdan sahip çıkılmazlar.

44 Bilakis, bunları ve atalarını uzun bir ömür boyunca yararlandırdık. Gerçekten bizim, yere gelip onun etrafından eksilttiğimize dikkat etmiyorlar mı [13:41][1]? Galip olanlar onlar mı?

45 De ki! ''Sizi ancak vahiyle uyarıyorum [1].'' Ve sağırlar, uyarıldıklarında çağrıya kulak vermezler.

46 Eğer onlara, Rabbinin azabından bir esinti temas etse, kesinlikle: ''Eyvah bize! Şüphesiz biz, yanlış yapanlarmışız.'' derler.

47 Kıyamet günü için hakkaniyet terazileri kurarız [7:8, 101:6…10]. Ve kimseye, hiçbir şekilde yanlış yapılmaz. Eğer hardaldan bir tane ağırlığında da olsa, onu getiririz [31:16, 99:7-8]. Hesap görenler olarak biz yeteriz.

48 Şüphesiz Musa ve Harun'a, vahyin sınırlarına uyup korunanlar için bir ışık ve bir zikir olan furkanı [1] verdik.

49 Onlar [takvalılar], görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyen yerde Rablerine derinden saygı duyup rızasını kaybetme endişesi taşırlar [1]. Ve onlar, o saatten [hesap gününden] de titreyenlerdir.

50 Bu, indirdiğimiz bereketli bir zikirdir. Siz onu tanımıyor musunuz / inkar mı ediyorsunuz?

51 Şüphesiz, daha önceden İbrahim'e rüşdünü [1] vermiştik. Ve biz onu bilenlerdik.

52 Hani babasına ve halkına: ''Bu kendinizi ona adayanlar [26:71] olduğunuz simgeler nedir?'' demişti.

53 ''Atalarımızı ona kulluk edenler olarak bulduk.'' dediler [26:74].

54 ''Şüphesiz siz ve atalarınız, açıkça bir sapıklığın içindesiniz.'' dedi.

55 Bize gerçekle mi geldin, yoksa oyun oynayanlardan mısın?'' dediler.

56 ''Bilakis, Rabbiniz onların fıtratını belirleyen [1] göklerin ve yeryüzünün Rabbidir. Ve ben böyle olduğunuza [2] şahitlik edenlerdenim.'' dedi.

57 ''Ve Allah şahit olsun ki, arkanızı dönüp uzaklaşmanızın ardından, putlarınıza bir plan yapacağım.''

58 Onlar, ona dönerler diye, büyüğü dışında, onları parça parça kıldı.

59 "İlahlarımıza bunu kim yaptıysa, şüphesiz o, yanlış yapan kimselerdendir." dediler.

60 "Onları anıp / hatırlatıp duran, ona İbrahim denilen genç bir delikanlı işittik." dediler.

61 "Şahitlik etsinler diye, onu insanların gözleri önüne getirin." dediler.

62 "Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?" dediler.

63 "Bilakis, onu onların büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun." dedi.

64 Kendi benliklerine dönüp: "Şüphesiz siz yanlış yapanlarsınız." dediler.

65 Sonra yine başa, kendi kafalarına döndüler: "Şüphesiz bunların, konuşan şeyler olmadığını bilirdin."

66 "Size darlık veremeyen ve hiçbir şekilde menfaat da sağlamayan şeylere, Allah'ın yanı sıra kulluk mu ediyorsunuz?" dedi.

67 "Size ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylere yuh olsun! Aklınızı kullanmaz mısınız?!"

68 "Yapabilirseniz onu tahrik edin [1] ve ilahlarınıza yardım edin." dediler.

69 "Ey ateş! İbrahim'e soğuk ve esenlik ol!" dedik.

70 Ona bir plan yapmak istediler, onları daha da kayba uğrayanlar kıldık.

71 Onu ve Lut'u, alemler için bereketli kıldığımız o yere kurtardık.

72 Ek bir bağış olarak, ona İshak ve Yakub'u bahşettik [29:27]. Ve hepsini salihler [düzelticiler] kıldık.

73 Onları, emrimizle yol gösteren önderler kıldık [2:124, 16:120]. Onlara, hayırlar yapmayı, salatı ikame etmeyi ve arınmanın bedelini yerine getirmeyi [1] vahyettik. Ve onlar, bize kulluk edenlerdi.

74 Ve Lut. Ona hüküm ve ilim verdik. Ve onu, pis işler yapan kentten kurtardık. Şüphesiz onlar, yoldan çıkmış, kötü bir halktı [29:34].

75 Ve onu, rahmetimize dahil ettik. Şüphesiz o, salihlerdendi.

76 Ve Nuh. Hani o, önceden bize seslenmiş, ona icabet edip onu ve ahalisini önemli bir kederden kurtarmıştık.

77 Ayetlerimiz hakkında yalana sarılan halktan ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar, kötü bir halktı. Bu yüzden, hepsini boğduk.

78 Ve Davud ve Süleyman. Hani, ikisi halkın koyunlarının yayıldığı ekinde hüküm veriyordu. Ve hükümlerine şahitlerdik.

79 Süleyman'a onu bellettik. Hepsine hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Davud'la birlikte görevlerini yerine getirsinler diye buyruk altına aldık. Biz yapanlardık.

80 Ona, sıkıntınızdan sizi korumamız için elbise [zırh] sanayisini öğrettik. Karşılığını verenler misiniz?

81 Ve Süleyman için, orasını bereketlendirdiğimiz yere emriyle hızlı akan rüzgarı [1]... Biz her şeyi bilenlerdik.

82 Ve şeytanlardan [1], ona dalgıçlık ve buna yakın işler yapan kimseler vardı. Ve biz, onları koruyanlardık.

83 Ve Eyyub. Hani Rabbine: "Gerçekten bana zarar, yokluk temas etti. Ve sen, merhamet edenlerin en merhamet edenisin." diye seslenmişti.

84 Ona icabet edip ona darlık, yokluk veren şeyi kaldırdık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir zikir [ders alınacak, aklı başa getirecek mesaj] olarak, ona ahalisini ve beraberinde bir o kadarını verdik [1].

85 Ve İsmail, İdris ve Zelkifl. Hepsi dirençli kimselerdi.

86 Onları rahmetimize dahil ettik. Şüphesiz onlar salihlerdendi.

87 Ve Zennun [kılıç sahibi / Yunus]. Hani, hoşnutsuz olarak gitmişti. Ona asla bir ölçü koymayacağımıza kanaat getirmişti. Karanlıklar içinde: "Senin dışında bir ilah yoktur. Seni tenzih ederim [kusursuz olan sensin]. Şüphesiz ben yanlış yapanlardan oldum." diye seslendi.

88 Bunun üzerine ona icabet ettik ve onu gamdan kurtardık. İnanıp güvenenlere işte böyle karşılık veririz [1].

89 Ve Zekeriya. Hani Rabbine: "Rabbim, beni tek başıma bırakma. Sen varislerin hayırlısısın." diye seslenmişti [3:38, 19:5].

90 Bunun üzerine ona icabet edip ona Yahya'yı bahşettik ve ona eşini ıslah ettik [düzelttik]. Şüphesiz onlar, hayırlarda yarışıyorlardı. Ve kaygı ve rağbetle [1] bize dua ederlerdi. Ve bize karşı derinden saygı ve rızamızı kaybetme endişesi taşıyanlardı [2].

91 Ve ırzını koruyan Meryem. Ona ruhumuzdan üfledik [1]. Ve onu ve oğlunu, alemler için bir ayet kıldık [2].

92 Şüphesiz bu ümmetiniz tek bir ümmettir ve ben de Rabbinizim. Öyleyse, bana kulluk edin.

93 Ve işlerini aralarında paramparça ettiler. Hepsi bize dönücüdürler [1].

94 Kim inanıp güvenerek düzeltici işlerden yaparsa, onun koşturmasına [gayretine] kafirlik edilmez [örtülmez]. Şüphesiz biz, onu yazanlarız.

95 Yıkıma uğrattığımız bir kentin dönmeleri haramdır [36:31].

96 Ye'cuc ve Me'cuc [1] açılınca ve onlar her tepeden akın edene kadar [2].

97 Ve gerçek vaat yaklaştığında, bakışları donup kalan o gerçekleri örtenler: "Eyvah bize! Şüphesiz biz bundan gafletteydik. Bilakis biz yanlış yapanlardık [1]."

98 Şüphesiz siz ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettikleriniz cehennem yakıtısınız [1]. Siz oraya varıcısınız.

99 Bunlar ilahlar olsaydı, oraya varmazlardı. Ve hepsi orada kalıcılardır.

100 Onlara orada inleme vardır. Onlar orada işitmezler [1].

101 Şüphesiz, bizden onlara en iyisi geçmiş olanlar [1], onlar ondan uzaklaştırılanlardır.

102 Onun hissini duymazlar [1]. Onlar, canlarının çektiği şeyler içerisinde kalıcıdırlar.

103 O daha büyük tedirginlik, onları hüzünlendirmez ve onları melekler [haberciler] karşılarlar: "Bu, vaat olunduğunuz gününüzdür [1]."

104 Kitapların sayfalarını dürer gibi göğü dürdüğümüz gün [81:11], ilk oluşturuşu başlattığımız gibi onu döndürürüz. Bu, üzerimize vaattir. Şüphesiz biz yapanlardık.

105 Şüphesiz biz, zikrin ardından, zeburda da: "Gerçekten yeryüzüne salih [düzeltici] kullarım varis olacak." diye yazdık [24:55].

106 Şüphesiz bunda, kulluk edenler halkı için bir tebliğ vardır [14:52].

107 Seni / sana, alemler için bir rahmet olması dışında göndermedik [1].

108 De ki! "Bana, ilahınızın ancak tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Artık Müslimler misiniz [1]?"

109 Eğer yüz çevirirlerse / dikkate almazlarsa de ki: "Size eşit olarak duyurdum. Size vaat edilen uzak mı yoksa daha yakın mı idrak edemiyorum."

110 "Şüphesiz O, sözden açık olanı da bilir ve gizlediğiniz şeyleri de bilir."

111 "İdrak edemiyorum. O [1], belki size bir fitne [sınav] ve bir zamana kadar yararlanmadır."

112 De ki! "Rabbim, gerçekle hüküm ver. Rabbimiz, nitelediğiniz şeyler üzerine yardım istenecek olan Rahman'dır."

← 20. Tâhâ 22. Hac →