⚖️ Karşılaştır
14. Sure Mustafa Çavdar Şinasi Güneş

İbrâhim Suresi

Şinasi Güneş — Apacikuran.com

1 Güçlü, yönlendiren, lider bir kitaptır. Onu sana; insanları karanlıklardan aydınlığa ve Rablerinin koyduğu kurallar çerçevesinde, her işini kusursuz yapmada üstün olanın yoluna [22:24, 34:6] çıkarman için indirdik [1].

2 Göklerde ve yeryüzünde olanlar O'nun olan Allah'tır. Şiddetli bir azaptan dolayı, gerçekleri örtenler için eyvah!

3 Onlar, dünya hayatını, ahiretin üstünde severler [1], Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onda eğrilik ararlar. Onlar, uzak [geri dönüşü olmayan] bir sapıklığın içerisindedirler.

4 Bir resulü [mesajı]; onlara açıkça ortaya koyması için, halkının diliyle olması dışında göndermedik [1]. Böylece Allah, gereğini yapanı sapıklıkta bırakır ve gereğini yapana yol gösterir [2]. Ve O, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olandır.

5 Şüphesiz Musa'yı; halkını karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini [hesap gününü: 45:14] hatırlat, bilgilendir diye, ayetlerimizle gönderdik [1]. Şüphesiz bunda, çok dirençli olan ve nimetlerin karşılığını çokça verenler için ayetler vardır.

6 Hani Musa halkına: "Oğullarınızı mağdur, perişan bırakıp, kadınlarınızı hayasızlaştırarak, size azabın kötüsünü reva gören Firavun ailesinden kurtardığı üzerinizdeki Allah'ın nimetini aklınızdan çıkarmayın [1]. Bunda, Rabbinizden size önemli bir yıpratıcı sınav vardı." demişti [2].

7 "Hani Rabbiniz: "Eğer karşılığını verirseniz size arttırırım, nankörlük ederseniz de, şüphesiz azabım şiddetlidir." diye duyurmuştu.

8 Ve Musa: "Eğer siz ve yeryüzündekiler, topluca gerçekleri örtseniz, şüphesiz Allah, hiçbir şeye muhtaç olmayandır, her işini kusursuz yapandır [64:6]." demişti.

9 Sizden önceki Nuh, Ad ve Semud halkının ve onların ardından gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Allah'ın dışında kimse onları bilmez. Onlara elçileri apaçık kanıtlarla geldiğinde, ellerini [güçlerini] ağızlarına döndürdüler [elçileri susturmaya çalıştılar] ve: "Şüphesiz biz, onunla gönderildiğiniz şeye kafirlik ediyoruz. Ve şüphesiz biz, bizi davet ettiğin şey konusunda yeterli bilgiye sahip olmamaktan tereddüt içindeyiz." dediler.

10 Elçileri: "Sizi suçlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi adı belirlenmiş son süreye ertelemek için davet eden, göklerin ve yeryüzünün fıtratını belirleyen [1] Allah hakkında mı yeterli bilgiye sahip değilsiniz?" dedi. "Siz de bizim gibi bir beşerin dışında bir şey değilsiniz. Atalarımızın kulluk ettiği şeylerden bizi alıkoymak istiyorsunuz [7:70, 46:22]. Bize açıkça bir yetki getirin." dediler.

11 "Elçileri onlara: "Biz de sizin gibi bir beşerin dışında bir şey değiliz. Fakat Allah, kullarından gerekli gördüğü kimseyi memnun eder. Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesi dışında size bir yetki getirmemiz bize olur şey değildir [13:38, 40:78]. Ve inanıp güvenenler Allah'a güvenip dayansınlar." dediler.

12 "Bize ne oluyor ki Allah'a güvenip dayanmayalım? Şüphesiz bize yollarımızı gösterdi. Kesinlikle, bize yaptığınız eziyetlerinize direniriz. Güvenip dayananlar Allah'a güvenip dayansınlar."

13 Gerçekleri örtenler elçilerine: "Kesinlikle sizi yerimizden çıkarırız veya inanç sistemimize [yaşam tarzımıza] dönersiniz." dediler [7:88-89]. Bunun üzerine Rableri onlara: "Yanlış yapanları kesinlikle yıkıma uğratırız." diye vahyetti.

14 "Kesinlikle, onların ardından, o yeri size mesken yaparız. İşte bu, makamımdan ve vaadimden korkan içindir."

15 Önlerinin açılmasını istediler. Ve her inatçı zorba kaybetti.

16 Önünden cehennem vardır. Ve itici bir sudan sulanırlar.

17 Onu yutmaya çalışır ve neredeyse boğazından geçiremez. Her mekandan ona ölüm gelir de o ölmez [1]. Ve önünden katı [sağlam] bir azap.

18 Rableri hakkında gerçekleri örtenlerin yaptıklarının örneği; sert bir günde rüzgarın onu savurduğu kül gibidir. Kazandıklarından dolayı hiçbir şeye ölçü koyamazlar. İşte uzak [dönüşü olmayan] sapıklık odur.

19 Gerçekten Allah'ın gökleri ve yeryüzünü gerçek bir amaçla oluşturduğuna dikkat etmediler mi? Gerekli görürse sizi giderir ve yeni bir oluşturuş getirir [1].

20 Bu, Allah'ın üstesinden gelemeyeceği bir şey değildir [35:17].

21 Ve topluca Allah için ortaya çıktılar. Zayıf olanlar büyüklenenlere: "Şüphesiz biz size uyanlardık. Allah'ın azabından bir şeyi bizden savabilenler olabilir misiniz?" dediler. "Eğer Allah bize yol gösterseydi, kesinlikle biz de size bir yol gösterirdik [1]. Dirensek de, sızlansak da bizim için aynıdır. Bize kaçacak bir yer yoktur." dediler.

22 İş gerçekleştiğinde şeytan dedi ki: "Şüphesiz Allah, size vaadin gerçeğini vaat etti. Ben de size vaat ettim fakat hemen ihtilaf ettim [değiştirdim][1]. Sizi davet etmeme icabet etmeniz dışında, benim üzerinize bir yetki yoktu. Beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben feryadınıza yetişebilirim, ne siz feryadıma yetişebilirsiniz. Şüphesiz ben, önceden de, beni ortak koşmanızı örtmüştüm. Şüphesiz yanlış yapanlara can yakıcı bir azap vardır."

23 İnanıp güvenen ve düzeltici işler yapanlar, Rablerinin koyduğu kurallar çerçevesinde orada kalıcılar olmak üzere, altından nehirler akan bahçelere girdirildiler. Orada iyi dilekleri "Esenlik" tir.

24 Allah, nasıl bir örnek vurguladı dikkat etmedin mi? Temiz kelime [söz, hüküm, ilke], temiz ağaç gibidir. Kökü sabit, tepesi göktedir.

25 Rabbinin koyduğu kurallar çerçevesinde nasibini [ürününü] her zaman verir. Allah, insanlar için örnekleri vurguluyor ki, bilgilerini devamlı kullanıp akıllarını başlarına alsınlar.

26 Habis [pis] bir kelimenin [sözün, hükmün, ilkenin] örneği de, yerin üstünden sökülmüş, sabit kalamayan habis bir ağaç gibidir.

27 Allah, inanıp güvenenleri dünya hayatında ve ahirette sabit [sağlam] sözle sabit [sağlam] kılar [22:24]. Ve yanlış yapanları da sapıklıkta bırakır [1]. Allah, gerekli gördüğünü yapar.

28 Allah'ın nimetini nankörlüğe değişenlerin [1], halklarını bozulma [dağılma] yurduna soktuklarına dikkat etmedin mi?

29 Cehennem. Oraya yaslanırlar. Ne sıkıntılı bir kalıcı yerdir.

30 Onun yolundan saptırmak için Allah'a eşler kıldılar. De ki! ''Yararlanın bakalım. Şüphesiz varış yeriniz ateşedir.''

31 İnanıp güvenen kullarıma de ki! ''İçerisinde pazarlığın ve aracılığın olmadığı bir günün gelmesinden önce, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık infak etsinler [2:254, 63:10] ve salatı ikame etsinler [1].''

32 Gökleri ve yeryüzünü oluşturan Allah'tır. Gökten su indirip, onunla size ürünlerden rızık olarak çıkardı [1]. Emriyle denizde akıp gitmeleri için gemileri buyruğunuz altına hizmetinize verdi. Nehirleri de buyruğunuz altına [hizmetinize] verdi.

33 Düzenli bir şekilde hareket eden güneşi ve ayı buyruğunuz altına [hizmetinize] verdi. Ve gündüzü ve geceyi buyruğunuz altına [hizmetinize] verdi.

34 O'ndan istediğiniz her şeyden size verdi. Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu hesap edemezsiniz [16:18]. Şüphesiz o insan, çok yanlış yapandır, çok nankördür.

35 Hani İbrahim: ''Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl [1]. Beni ve oğullarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.'' demişti.

36 ''Rabbim, şüphesiz onlar, insanlardan çoğunu saptırdılar. Kim bana uyarsa, şüphesiz o bendendir. Kim bana asi olursa da, şüphesiz sen, bağışlayansın, merhamet edensin.''

37 ''Rabbimiz, şüphesiz ben, soyumdan bir kısmını ziraat yapılmayan korunmuş evinin yanında bir vadiye mesken edindirdim ki; Rabbimiz, salatı ikame etsinler [1]. İnsanlardan bir kısmının gönüllerini de onlara heveslendir. Ve karşılığını versinler diye, onları ürünlerden rızıklandır [2:126].''

38 ''Rabbimiz, şüphesiz sen, gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bilirsin. Gökte ve yeryüzünde hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.''

39 ''Her işini kusursuz yapmak, büyüklükte [yaşlılıkta] bana İsmail ve İshak'ı bahşeden Allah'a aittir. Şüphesiz Rabbim, duayı işitendir.''

40 ''Rabbim, beni ve soyumdan bir kısmını, salatı ikame eden kıl. Rabbimiz, duamı kabul et [1].''

41 ''Rabbimiz, hesabın kurulduğu günde, beni, anne babamı ve inanıp güvenenleri bağışla.''

42 Allah'ı, yanlış yapanların yaptığı şeylerden gafil hesap etme. Şüphesiz onları, bakışların dehşetten donup kalacağı gün için erteliyor [1].

43 Yönleri kendilerine kavuşmadan [kendilerine gelemeden], başlarını dikmiş, bakışları sabit bir şekilde hızla ilerlerler. Gönülleri tepe taklaktır.

44 İnsanları uyar. Onlara azabın geldiği gün, yanlış yapanlar: ''Rabbimiz, bizi yakın bir sürenin sonuna kadar ertele de, davetine icabet edelim ve elçilere uyalım.'' derler [63:10]. Size bir zeval gelmeyeceğine dair, önceden kanıt göstermiyor muydunuz?

45 Kendilerine yanlış yapanların meskenlerini mesken edindiniz. Onlara nasıl davrandığımız size açıkça belli olmuştu. Ve size örnekler vurgulamıştık [1].

46 Şüphesiz yaptıkları planları uyguladılar. Uyguladıkları planlar Allah'ın katındadır [kontrolü altındadır]. Dağlara zeval verecek planlar uygulasalar bile.

47 Allah'ın, elçilerine olan vaadine ihtilaf edeceğini [değiştireceğini] sakın hesap etme. Şüphesiz Allah üstündür, suçun tam karşılığı olan cezayı verme ilkesine sahiptir.

48 Bir gün, yeryüzü başka bir yeryüzü olarak değiştirilir [69:17] ve gökler de [1]. Ve, bir tek ezici güce sahip olan Allah için ortaya çıkarlar.

49 O gün, suçta ileri gidenleri, zincirlerde birbirine bağlanmış görürsün.

50 Giysileri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar.

51 Allah'ın, herkesin kazandığının karşılığını vermesi için. Şüphesiz Allah, hesabı seri olandır [1].

52 Bu; onunla uyarılmaları, ''Gerçekten O, tek bir ilahtır'' bilmeleri ve sağlam duruşlu akıl sahiplerinin bilgilerini kullanmaları için, insanlara bir tebliğdir [21:106, 38:29].

← 13. Ra'd 15. Hicr →