⚖️ Karşılaştır
10. Sure Mustafa Çavdar Şinasi Güneş

Yûnus Suresi

Şinasi Güneş — Apacikuran.com

1 Güçlü, yönlendirici, lider, işte bu, adaleti sağlayan en doğru hükümleri içeren kitabın ayetleridir.

2 İnsanları uyarması ve inanıp güvenenlere, ''Gerçekten onlara Rablerinin katında bir doğruluk kademesi olduğunu müjdele.'' diye, onlardan bir adama vahyetmemiz, insanlar için hayret edilecek bir şey mi oldu? Gerçekleri örtenler: ''Şüphesiz bu, açıkça bir büyüleyicidir [1].'' dedi.

3 Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeryüzünü altı aşamada oluşturan [1], sonra en büyük egemenlik makamını düzenleyendir [2]. İşi döndürüyor [çekip çeviriyor][3]. O'nun koyduğu kuralların ardından bir şefaatçi yoktur [4]. İşte bu, Rabbiniz Allah'tır, O'na kulluk edin. Bu bilgileri kullanmaz mısınız?

4 Dönüşünüz topluca O'nadır. Allah'ın vaadi gerçektir. Şüphesiz O, oluşturuluşu başlatıyor ve inanıp güvenen ve düzeltici işler yapanların karşılığını hakkaniyetle vermek için onu [yaratılışı] döndürüyor. Gerçekleri örtenlere ise, sıcak sudan bir içecek ve gerçekleri örtmüş olmalarından dolayı can yakıcı bir azap vardır.

5 O, güneşi bir ışık ve ayı aydınlık kıldı. Senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için ona menziller ölçümledi. Allah bunları gerçek bir amaç dışında oluşturmadı. Bilinçli bir halk için ayetleri ayrı ayrı açıklıyor.

6 Şüphesiz gece ve gündüzün art arda gelmesinde ve Allah'ın göklerde ve yeryüzünde oluşturduğu şeylerde, vahyin sınırlarına uyup korunan bir halk için ayetler vardır [1].

7 Bizimle karşılaşmayı beklemeyenler, dünya hayatına razı olanlar, onunla tatmin olanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar...[1].

8 İşte bunların barınağı, kazanmış oldukları şeylerden dolayı ateştir.

9 İnanıp güvenenler ve düzeltici işler yapanlara, Rableri, imanlarıyla doğru yolu gösterir [1][2]. Nimetlerle dolu bahçelerde, altlarından nehirler akar.

10 Oradaki çağrıları: ''Allah'ım, sen bütün noksanlıklardan münezzehsin'' dir. Ve orada iyi dilekleri "Esenlik" tir [1]. Çağrılarının sonu da: ''Her işini kusursuz yapmak alemlerin Rabbi Allah'a aittir'' dir.

11 Onların hayrı acele ettirdikleri gibi, şayet Allah, insanlar için şerre acele etseydi, kesinlikle onların son sürelerini gerçekleştirirdi [işlerini bitirirdi][1]. Bizimle karşılaşmayı beklemeyenleri tuğyanlarında [bardağı taşırmalarında] bocalar halde bırakırız.

12 İnsana bir darlık temas edince, ayakta veya otururken veya yanı üzerinde bize dua eder. Ondan darlığını kaldırdığımızda da, ona temas eden darlık hakkında bize dua etmemiş gibi geçip gider. Ölçüsüz davrananlara, yapmakta oldukları şeyler işte böyle çekici gösterilmiştir.

13 Şüphesiz sizden önceki kuşakları, yanlış yaptıklarında, elçileri onlara apaçık kanıtlarla geldiği halde inanıp güvenmedikleri için yıkıma uğrattık. Suçta ileri gidenler halkına işte böyle karşılık veririz.

14 Sonra, onların ardından nasıl davranıyorsunuz gözlemlememiz için [7:129] sizi o yerde halifeler kıldık [1].

15 Apaçık kanıtlı ayetlerimizi onlara okuyup aydınlattığında, bizimle karşılaşmayı beklemeyenler: ''Bize bundan başka bir kur'an [hitap / bilgi kümesi] getir veya onu değiştir'' dedi. De ki! ''Onu kendi tarafımdan değiştirmem, benim için olur şey değildir. Ben bana vahyolunan şeyden başkasına uymam. Şüphesiz ben, Rabbime asi olursam dehşetli bir günün azabından korkarım [1].”

16 De ki! ''Şayet, Allah gerekli görseydi, onu size okuyup aydınlatmazdım ve onunla sizi bilgilendirmezdim. Şüphesiz onun öncesinde içinizde bir ömür kaldım. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

17 Yalanı Allah'a iftira atan veya O'nun ayetleri hakkında yalana sarılandan daha yanlışta olan kimdir? Şüphesiz O, suçta ileri gidenleri başarıya ulaştırmaz [6:21].

18 Onlara darlık veremeyen veya menfaat sağlamayan şeylere, Allah'ın yanı sıra kulluk ediyorlar ve: ''Bunlar Allah katında şefaatçilerimizdir'' diyorlar. De ki! ''Allah'a göklerde ve yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?'' O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir ve yüceler yücesidir [1].

19 İnsanlar tek bir önderli bir toplumun dışında bir şey değildi fakat ihtilafa düştüler. Şayet, Rabbinden, önceden bir kelime [takdir ettiği hüküm][1] olmasaydı, ihtilaf ettikleri şeyler hakkında aralarında verilen hüküm kesinlikle gerçekleştirilirdi.

20 Ve: ''Ona Rabbinden bir ayet indirilmesi gerekmez miydi?'' diyorlar. De ki! ''Görünmeyen, bilinmeyen, sezilmeyenler Allah'a aittir, siz gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle birlikte gözleyenlerdenim.''

21 Onlara temas eden bir darlığın ardından insana bir rahmet tattırdığımızda [1], onların ayetlerimiz için uyguladıkları bir planları vardır. De ki! ''Allah, plan uygulamada daha seridir. Şüphesiz elçilerimiz, planlamakta olduğunuz şeyleri yazmaktadırlar.''

22 O, sizi karada ve denizde gezdirendir. Ne zaman ki gemi, onlarla yumuşak bir rüzgarla akıp giderken ve onunla ferahlarlarken, oraya sert bir rüzgar ve her mekandan dalgalar geldi ve onlar onlarla [rüzgar ve dalgalarla] gerçekten kuşatıldıklarını anladıklarında, dini O'na halis kılanlar olarak [1]: ''Eğer bizi bundan kurtarırsan, kesinlikle karşılığını verenlerden oluruz.'' diye Allah'a dua ettiler.

23 Onları kurtarınca ise, haksız yere yeryüzünde taşkınlık yaparlar. Ey insanlar! Şüphesiz taşkınlığınız kendi aleyhinizedir, dünya hayatının bir yararlanmasıdır. Sonra dönüşünüz bizedir. Yapmakta olduğunuz şeyleri size haber veririz.

24 Şüphesiz dünya hayatının örneği, gökten indirdiğimiz o su gibidir ki [18:45], onunla insanların ve etinden ve sütünden yararlanılan hayvanların nasiplendiği şeylerden olan yeryüzünün bitkisi birbirine karışır. Ta ki, yeryüzü süslerini aldığı ve çekici hale geldiğinde ve ahalisinin üzerindekini ölçüp biçmeyi hesapladıklarında, oraya gece veya gündüz emrimiz gelir de, onu, dün hiçbir şeye sahip değilmiş gibi hasat edilmiş kılarız [1]. Devamlı düşünen bir halk için ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.

25 Allah, esenlik yurduna [6:127] çağırır. Ve kim gereğini yaparsa, dosdoğru yolu gösterir.

26 İyilik yapanlara en iyisi ve fazlası vardır. Yüzlerini karalık ve zillet sarmaz. Onlar cennet arkadaşlarıdır. Onlar orada kalıcıdırlar.

27 Kötülükler kazananların cezası ise kötülüğün misli iledir. Onları zillet sarar. Onları Allah'tan koruyacak da yoktur. Onların yüzlerini sanki karanlık geceden bir parça örtmüş gibidir. Onlar ateş arkadaşlarıdır. Onlar orada kalıcıdırlar.

28 Bir gün onların hepsini toplarız. Sonra ortak koşanlara: ''Siz ve ortak koştuklarınız yerlerinize!'' deriz. Böylece aralarını açarız. Ortak koştukları: ''Siz yalnız bize kulluk etmiyordunuz.'' der.

29 ''Aramızda ve aranızda şahit olarak Allah yeter. Biz, sizin kulluğunuzdan kesinlikle gafildik [1].''

30 İşte orada herkesin geçmişte yaptığı ortaya çıkar [69:18, 86:9]. Ve gerçek Mevlaları olan Allah'a kavuşturulurlar. Uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gider [1].

31 De ki! ''Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? İşitme ve görmelere kim malik oluyor? Ve ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor [1] ve işi kim döndürüyor [çekip çeviriyor][2]?'' ''Allah'tır'' diyecekler. De ki! ''Vahyin sınırlarına uyup korunmaz mısınız [3]?''

32 İşte bu, gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Hakkın ardından sapıklıktan başka ne vardır? Nasıl çevriliyorsunuz?

33 İşte böyle, yoldan çıkmışlar üzerinde Rabbinin kelimesi [takdir ettiği hükmü] gerçekleşti. Gerçekten onlar, inanıp güvenmiyorlar.

34 De ki! ''Ortak koştuklarınızdan kim oluşturuluşu başlatıp onu döndürüyor?'' De ki! ''Allah oluşturuluşu başlatıp onu döndürüyor. Nasıl da hakikatten tersyüz ediliyorsunuz?

35 De ki! ''Ortak koştuklarınızdan kim hakka yol gösterebilir?'' De ki! ''Allah hak için yol gösterir.'' Hakka yol gösteren kimseye mi tabi olunması daha haktır, yoksa kendisine yol gösterilmeden yolu bulamayana mı? Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz [1]?

36 Onların çoğu, kanaatin dışında bir şeye uymuyorlar. Şüphesiz kanaat, haktan yana hiçbir şey kazandırmaz [53:28][1]. Şüphesiz Allah, yaptıkları şeyleri bilendir.

37 Şüphesiz bu Kuran, Allah'ın yanı sıra uydurulması olur şey olamamakla birlikte, önündekilerin içeriğindekilerin tasdiki ve kitabın ayrıntılı olarak açıklamasıdır. Alemlerin Rabbinden olduğu konusunda hiçbir tereddüt yoktur.

38 Yoksa onu uydurdu mu diyorlar?1 De ki! ''Öyleyse, onun misli bir sure getirin. Şayet doğru sözlülerden iseniz, Allah'ın yanı sıra gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın.''

39 Bilakis, ilmiyle kuşatamadıkları şey hakkında, onlara tevili gelmeden [1] yalana sarıldılar. Onlardan öncekiler de işte böyle yalana sarılmıştı [2]. Yanlış yapanların akıbeti nasıl oldu bir gözlemle.

40 Onlardan kimisi ona inanıp güveniyor ve onlardan kimisi de ona inanıp güvenmiyor. Rabbin bozguncuları daha iyi bilir.

41 Seni yalancı saydılarsa de ki! ''Benim amelim bana, sizin ameliniz sizedir. Sizin, benim amel ettiğim şeylerle ilişkiniz yoktur, benim de, sizin amel ettiğiniz şeylerle ilişkim yoktur.''

42 Onlardan sana kulak veren kimseler de vardır. Şayet akıllarını kullanmazlarsa, sen sağırlara işittirebilir misin?

43 Onlardan seni gözlemleyenler de vardır. Şayet hakikati görmüyorlarsa, sen körlere yol gösterebilir misin [1]?

44 Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde yanlış yapmaz. Lakin insanlar, kendilerine yanlış yapıyorlar.

45 Onları topladığı gün, aralarında tanıştıkları gündüzden bir saat dışında kalmamış gibi olurlar [1]. Şüphesiz Allah ile karşılaşma hakkında yalanla sarılanlar ve doğru yolda olmayanlar, kaybetmiştir.

46 Onlara vaat ettiğimizin bazısını sana göstersek veya seni vefat ettirsek de, dönüşleri bizedir. Allah, yaptıkları şeylere şahittir [1].

47 Her önderli toplum için bir elçi vardır [1]. Elçileri geldiğinde, aralarında hakkaniyetle hüküm gerçekleştirilir ve onlara yanlış yapılmaz.

48 ''Şayet doğru sözlüler iseniz, o vaat ne zamandır?'' diyorlar.

49 De ki! ''Allah'ın gerekli görmesi dışında, kendim için darlığa veya menfaate malik değilim.'' Her toplum için bir ecel [verilen süresinin sonu] vardır [1]. Ecelleri geldiğinde, saatleri ertelenmezler ve öne de alınmazlar.

50 De ki! ''Dikkat ettiniz mi? Şayet azabı size evde gecelerken veya gündüz gelse [7:4][1].'' Suçta ileri gidenler, ondan neye acele ediyorlar?

51 O şey başınıza geldikten sonra mı ona inanıp güveneceksiniz, şimdi mi? Şüphesiz ona acele ediyorsunuz [1].

52 Sonra yanlış yapanlara: ''Kalıcı azabı tadın!'' denir. Kazanmış olduğunuz şeylerin dışında mı karşılık görürsünüz?

53 ''O gerçek mi'' diye senden haber almaya çalışıyorlar. De ki! ''Rabbim şahit olsun ki, o kesinlikle gerçektir. Ve siz aciz bırakamazsınız."

54 Şayet gerçekten yeryüzündekiler yanlış yapan kimseler için olsa, kesinlikle onu fidye verirlerdi [feda ederlerdi][1]. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını gizlerler. Ve aralarında hakkaniyetle hüküm gerçekleştirilir, onlara yanlış yapılmaz.

55 İyi bilin ki, şüphesiz göklerde ve yeryüzünde ne varsa Allah'ındır. İyi bilin ki, şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Lakin, onların çoğu bu bilinçte değildirler.

56 Dirilten ve öldüren O'dur. Ve O'na döndürülüyorsunuz.

57 Ey İnsanlar! Şüphesiz Rabbinizden size bir öğüt, göğüslerde olana bir şifa [1] ve inanıp güvenenler için bir yol gösterici ve bir rahmet gelmiştir [17:82, 41:44][2].

58 De ki! ''Allah'ın rahmeti ve armağanıyla.'' İşte bununla ferahlasınlar. O, topladıkları şeylerden hayırlıdır.

59 De ki! ''Allah'ın size rızıktan indirdiği, sizin de ondan helal ve haram kıldığınız şeylere dikkat ettiniz mi?'' De ki! ''Size Allah mı izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı atıyorsunuz?''

60 Yalanı Allah'a iftira atanların kıyamet günü kanaati nedir? Şüphesiz Allah, insanlar üzerine armağan sahibidir. Lakin, onların çoğu karşılığını vermiyorlar.

61 Hangi işte olursan, ondaki bilgi kümesinden [1] ne okuyup aydınlatırsan ve bir amelden içine daldırılıp ne amel yapıyorsanız, biz üzerinize şahidiz [57:4, 58:7]. Gökte ve yeryüzünde zerre ağırlığından bir parça bile Rabbinden uzak kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki, apaçık bir kitapta [2] olmasın [3].

62 İyi bilin ki, Allah'ın velilerine [1] korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler.

63 Onlar, inanıp güvenenler ve vahyin sınırlarına uyup korunanlardır.

64 Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjde vardır. Allah'ın takdir ettiği hükümler için değişiklik yoktur [6:34-115, 18:27]. Hak edilen muazzam kazancın ta kendisi işte budur.

65 Onların sözleri seni hüzünlendirmesin [1]. Şüphesiz üstünlüğün tamamı Allah'ındır [2]. O, işitip bilendir.

66 İyi bilin ki, göklerde ve yeryüzünde ortak koştuğunuz kim varsa Allah'ındır. Allah'ın yanı sıra çağrı yapanlar, ortaklara uymuyorlar. Onlar kanaatin dışında bir şeye uymuyorlar. Ve onlar, atıp tutmanın dışında bir şey yapmıyorlar.

67 O ki, size geceyi, içinde sukünet bulmanız için, gündüzü de aydınlık kıldı. Şüphesiz bunda, kulak veren bir halk için ayetler vardır.

68 ''Allah evlat edindi.'' dediler [1]. O bundan münezzehtir. O, hiçbir şeye muhtaç olmayandır. Göklerde ve yeryüzünde ne varsa O'nundur. Bu konuda yanınızda bir yetki yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

69 De ki! ''Yalanı Allah'a iftira atanlar başarıya ulaşamazlar.''

70 Dünyada bir yararlanma. Sonra dönüşleri bizedir. Sonra, gerçekleri örtmüş olmalarından dolayı, onlara şiddetli azabı tattırırız.

71 Nuh'un önemli haberini onlara okuyup aydınlat. Hani halkına: ''Ey halkım! Konumum ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmaya vesile olmam size büyük geldiyse, ben Allah'a güvenip dayandım. İşiniz ve ortaklarınız toplanın. İşiniz üzerinize bir gam olmasın. Sonra, verdiğiniz kararı bana uygulayın ve gözetmeyin.'' demişti.

72 Şayet yüz çevirirseniz / dikkate almazsanız, sizden, karşılıktan yana bir şey istemedim. Benim karşılığım Allah'a aittir. Ve ben, Müslimlerden [1] olmakla emrolundum.

73 Onu yalancı saydılar. Biz de onu ve beraberinde olan kimseleri o gemide kurtardık. Ve onları halifeler kıldık. Ve ayetlerimiz hakkında yalana sarılanları boğduk. Uyarılanların akıbeti nasıl oldu bir gözlemle.

74 Sonra onun ardından, halklarına elçiler görevlendirdik. Onlara apaçık kanıtlarla geldiler. Fakat, önceden yalanladıkları o şeye inanıp güvenmediler. Haddi aşanların kalplerinin üzerini işte böyle damgalarız [7:101].

75 Sonra onların ardından, Firavun ve ileri gelenlerine Musa ve Harun'u ayetlerimizle görevlendirdik. Büyüklendiler ve suçta ileri giden bir halk oldular.

76 Onlara katımızdan hak gelince: "Şüphesiz bu, açıkça bir büyüleyiciliktir [1]." dediler.

77 Musa: "Size geldiğinde hak için, bu bir büyüleyiciliktir mi diyorsunuz? Büyüleyiciler başarıya ulaşamazlar." dedi.

78 "Sen bize, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çevirmek ve bu yerde büyüklük ikinizde olsun diye mi geldin? Biz, ikinize inanıp güvenenler değiliz." dediler.

79 Firavun: "Bütün büyüleyicileri [etkili bilginleri] bana getirin." dedi.

80 Büyüleyiciler [etkili bilginler] geldiklerinde Musa onlara: "Ortaya atacağınız şeyleri ortaya atın.'' dedi.

81 Ortaya attıklarında Musa: "Sizin onunla geldiğiniz şey büyüleyiciliktir [etkili bir aldatmacadır]. Şüphesiz Allah, onu boşa çıkaracaktır. Allah, bozguncuların amelini düzeltmez." dedi.

82 "Suçta ileri gidenler hoşlanmasa da, Allah, kelimeleriyle hakkı gerçekleştirir [8:7][1]."

83 Firavun ve ileri gelenlerinin onları ateşe atmalarının [sıkıntıya sokmalarının] korkusu üzerine, halkından bir soy dışında kimse Musa'ya inanıp güvenmedi. Şüphesiz Firavun, o yerde çok üstündü / galipti [40:29]. Ve şüphesiz o, ölçüsüz davrananlardandı [44:31].

84 Musa: "Ey halkım! Eğer Allah'a inanıp güvendiyseniz, O'na güvenip dayanın. Eğer Müslimler [1] olduysanız" dedi.

85 "Allah'a güvenip dayandık. Yanlış yapanlar halkı için bizi fitne kılma [1]." dediler.

86 "Ve rahmetinle, bizi gerçekleri örtenler halkından kurtar."

87 Musa ve kardeşine: "Halkınız için Mısır'da kurumlar yerleştirin. Ve bu kurumları kıble kılın ve salâtı ikame edin [1]. İnanıp güvenenleri müjdele." diye vahyettik.

88 Musa: "Rabbimiz, şüphesiz sen, Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında bir çekicilik ve mallar verdin. Rabbimiz, senin yolundan saptırmaları için [1]. Rabbimiz, mallarını sil, kalplerini şiddetlendir [2]. Onlar, can yakıcı azabı görene kadar inanıp güvenmiyorlar." dedi.

89 ''İkinizin duasına cevap verilmiştir. Dosdoğru olun. Bilinçsizlerin yoluna uymayın.'' dedi.

90 İsrailoğullarını bol sudan geçirdik. Firavun ve orduları, azgınlık ve düşmanlıkla onların izini sürdü [1]. Boğulmak onu yetişince: ''Gerçekten O, İsrailoğulları'nın inanıp güvendiğinin dışında bir ilah olmadığına inanıp güvendim ve ben Müslimlerdenim [2]'' dedi [51:40].

91 ''Şimdi mi? Şüphesiz önceden isyan etmiştin ve sen bozgunculardandın [1].''

92 Bugün seni, senden sonrakilere bir ayet olman için bedeninle / zırhınla kurtarırız. Şüphesiz insanların çoğu ayetlerimizden gafildirler.

93 Şüphesiz İsrailoğullarını doğruluk yerleşkesine yerleştirdik ve onları temiz şeylerden rızıklandırdık. Onlara ilim gelinceye kadar ihtilafa düşmediler [1]. Şüphesiz Rabbin, ihtilafa düşmekte oldukları konularda kıyamet günü aralarında hükmünü gerçekleştirir.

94 Sana indirdiğimiz şeyden ikna edici bilgiye sahip değilsen, senden önce kitabı öğrenip öğretenlere sor [21:7, 16:43]. Şüphesiz Rabbinden sana hak geldi [1]. Sakın tartışmaya girenlerden olma.

95 Sakın Allah'ın ayetleri hakkında yalana sarılanlardan olma. Yoksa kaybedenlerden olursun.

96 Şüphesiz üzerlerine Rabbinin kelimesi [takdir ettiği hükmü] gerçekleşenler inanıp güvenmezler…..

97 Onlara her ayet gelse de, can yakıcı azabı görene kadar inanıp güvenmezler.

98 Yunus'un halkı dışında, inanıp güvenen ve inanıp güvenmesinin fayda verdiği bir kent olsaydı [1]. İnanıp güvendiklerinde, dünya hayatındaki rezillik azabını onlardan kaldırdık ve bir süreye kadar da yararlandırdık [37:148].

99 Şayet Rabbin gerekli görseydi, yeryüzünde kim varsa tamamı kesinlikle topluca inanıp güvenirdi. Sen insanları, inanıp güvenenler olana kadar zorlayacak mısın [1]?

100 Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesi dışında hiç kimse için inanıp güvenmesi diye bir şey yoktur [1]. Allah, ahlaki kokuşmuşluğu aklını kullanmayanların üzerine kılar [2].

101 De ki! ''Göklerde ve yeryüzünde ne var bir gözlemleyin. Ayetler [1] ve uyarılar, inanıp güvenmeyen bir halka hiçbir şey kazandırmaz.

102 Onlardan öncekilerin geçirdiği günlerin benzerinden başka bir şey mi gözlüyorlar? De ki! ''Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle birlikte gözleyenlerdenim.''

103 Sonra elçilerimizi kurtarırız. İnanıp güvenenleri de işte böyle. İnanıp güvenenleri kurtarmak üzerimize haktır [1].

104 De ki! ''Ey insanlar! Şayet dinimden yeterli, ikna edici bilgiye sahip değilseniz bilin ki; Allah'ın yanı sıra kulluk etmekte olduklarınıza ben kulluk etmem. Lakin, sizi vefat ettiren Allah'a kulluk ederim [1]. Ve bana, inanıp güvenenlerden olmam emredildi.''

105 Ve yüzünü hanif [1] olarak, din için ikame et [2]. Sakın ortak koşanlardan olma.

106 Allah'ın yanı sıra, sana menfaat ve darlık veremeyen şeylere çağrı yapma. Eğer bunu yaparsan, şüphesiz sen o zaman yanlışta olanlardansın.

107 Allah sana bir darlık temas ettirirse, onu O'nun dışında kaldıracak yoktur. Senin için bir hayır dilerse, O'nun armağanını geri döndürecek de yoktur [6:17]. Onu, kullarından kim gereğini yaparsa ona isabet ettirir. O, bağışlayıp merhamet edendir.

108 De ki! ''Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden hak geldi [1]. Kim doğru yolu görürse, şüphesiz kendisi için doğru yolu görür. Kim saparsa da kendi aleyhine sapar. Ben üzerinize bir dayanak değilim.''

109 Sana vahyedilen şeye uy. Allah hükmünü verene kadar diren [1]. O, hüküm verenlerin hayırlısıdır.

← 9. Tevbe 11. Hûd →