1 Ey inanıp güvenenler! Benim ve sizin düşmanlarınızı yakınlar, yol göstericiler, müttefikler edinmeyin [1]. Onlar, size Hak'tan geleni örttükleri ve Rabbiniz olan Allah'a inanıp güvenmenizden dolayı sizi ve elçiyi çıkardıkları halde, onlara içten sevgiyle karşılık veriyorsunuz [9:23, 58:22]. Eğer, rızamı kazanmak adına yolumda elinizden geleni yapmak için çıktıysanız, onlara karşı içten sevgi beslemeyin. Ben, gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da daha iyi bilirim. Sizden onu kim yaparsa, kesinlikle düz yolu şaşırmış olur.
2 Onlar, fırsatını bulsalar size düşmanlar olurlar ve ellerini ve dillerini size kötülükle uzatırlar. Ve gerçekleri örtmenizi arzu ederler [4:89].
3 Evlatlarınız ve kan bağı olanlarınız, kıyamet günü size asla menfaat sağlamaz [1]. Allah aranızı ayırır. Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görendir.
4 Şüphesiz, İbrahim ve onun yanındakilerde, -İbrahim'in, babası için [9:113-114]: ''Sana Allah'tan gelebilecek hiçbir şeye [engel olma gücüne] sahip değilim. Fakat, kesinlikle senin için bağışlanma dileyeceğim [19:47, 26:86].''- sözü dışında, size iyi bir örneklik vardır. Hani, halklarına: ''Biz sizden ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylerden uzağız. Biz sizi görmezden geliyoruz [2:256]. Ve, siz O'nun birliğini kabul ederek Allah'a inanıp güvenene kadar, ebediyen aramızda nefret ve düşmanlık başlamıştır [26:77]. Rabbimiz, sana güvenip dayandık ve daima sana yöneliyoruz, varış yeri de sanadır.'' demişlerdi.
5 ''Rabbimiz, gerçekleri örtenlerin bizi ateşe atmasını [sıkıntıya sokmasını], bize sınav aracı kılma [10:85]. Bizi bağışla Rabbimiz. Sen, adaleti sağlayan en doğru hükümleri vermede üstün olanın ta kendisisin.''
6 Şüphesiz onlarda size, Allah'ı ve ahiret gününü bekleyen kimseler için iyi bir örneklik vardır. Kim yüz çevirirse, Allah, kendisine yetip her işinde kusursuz olan O'dur.
7 Allah'ın, onlardan düşmanlık beslediğiniz kimselerle aranızda içten bir sevgi kılması da olasıdır [1]. Allah, ölçü koyandır. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
8 Allah, din hakkında sizinle çarpışmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere karşı erdemli olmaktan ve onlara hakkaniyetli davranmaktan engellemez. Allah, hakkaniyetli davrananları sever.
9 Allah ancak, din hakkında sizinle çarpışan ve sizi yurdunuzdan çıkaran ve bunlara arka çıkanlara karşı yakınlık, müttefiklik yapmanızı engeller. Ve kim onlarla yakınlık, müttefiklik yaparsa, işte onlar, yanlış yapanların ta kendileridir [1].
10 Ey inanıp güvenenler! Hicret eden inanıp güvenen kadınlar size geldiğinde, onları imtihan edin. Allah, onların inanıp güvenmelerini daha iyi biliyor. İnanıp güvenen kadınlar olduklarını bilirseniz, onları, gerçekleri örtenlere geri göndermeyin. Onlar, onlara [kafir olan eski eşlerine] helal değildir, onlar da onlara helal değildir [1]. İnfak ettikleri şeyleri onlara [eski eşlerine] verin [2:229]. Karşılıklarını [mehirlerini] verdiğinizde, onları nikahlamanızda size bir günah yoktur. Gerçekleri örten [onlara katılmak isteyen] kadınları da [nikah] korumasıyla tutmayın. Onlara infak ettiğiniz şeyleri isteyin [2:229], onlar da infak ettikleri şeyleri istesinler. Allah'ın aranızda hükmettiği, adaleti sağlayan en doğru hüküm budur. Allah, bilgedir, adaleti sağlayan en doğru hükümleri verendir.
11 Eşlerinizden dolayı bir şey elinizden gerçekleri örtenlere gider de misillemede bulunursanız, eşleri gidenlerin harcadıkları şeylerin benzeri kadar onlara verin [1]. Siz, inanıp güvendiğiniz Allah'ın koyduğu sınırlara uyup korunun.
12 Ey Nebi! İnanıp güvenen kadınlar; hiçbir şeyi Allah'a ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina yapmamaları, evlatlarını etkisiz hale getirmemeleri, elleri ve ayakları arasındakiler [karınlarındaki ve doğurdukları] hakkında büyük bir iftira uydurmaya yanaşmamaları, herkesçe kabul edilen ortak iyiler hakkında sana isyan etmemeleri şartıyla, sana biat etmeye geldiklerinde, biatlerini kabul et ve onlar için Allah'a bağışlama dile [1]. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
13 Ey inanıp güvenenler! Allah'ın hoşnutsuzluğuna uğrayan bir halkı, yakın, müttefik yapmayın. Onlar, gerçekleri örtenlerin kabirler ashabından umutlarını kestikleri gibi, ahiretten umutlarını kesmişlerdir.