Kavramlar

Abdest

MAİDE 6 ve NİSA 43 ABDEST ALIN MI DİYOR

MAİDE 6 ve NİSA 43 ABDEST ALIN MI? YOKSA..

Maide 6 : Ey inanıp güvenenler; salata doğru kalktığınız zaman, hemen yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı ve iki topuğa kadar ayaklarınızı el ile silin. Ve eğer cünüb/aşın şehvet nedeniyle aklınız başında olmayacak durumda iseniz temizlik üstüne temizlik yapın. Ve eğer hasta iseniz yahut yolculukta iseniz yahut sizden birisi tuvaletten gelmişse yahut kadınlarla temaslaştıysanız/ cinsel ilişkiye girdiyseniz, sonra da su bulamamışsanız, hemen temiz bir toprağa yönelin. Sonra da temiz topraktan yüzlerinizi ve ellerinizi el ile silin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat sizi temizlemek ve kendinize verilen nimetlerin karşılığını ödemeniz için üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister.

Cünüb/c-n-b kelimesi genel olarak orgazm hali diye anlaşılmaktadır. Oysa bu doğru değildir. Orgazm hali zaten ayetin devamında "kadınlarla temaslaştıysanız" kelimelerinde ifade edilmektedir.

C-n-b kökü Kuranda birçok ayette geçmektedir. Uzak durmak, uzak olmak, kaçınmak, kopuk olmak anlamlarında kullanılmaktadır. Bu kelimeden türeyen "cenabet" ise, bir şeyden (salattan) uzak durması gereken kişi için söylenir.

İbrahim 35: Beni ve çocuklarımı putlara kulluk yapmaktan uzak tut.
Kasas 11; O da onlar farkında olmadan onu uzaktan izledi.
Hac 30; Artik putların pisliğinden kaçının. Yalan sözden kaçının.

Velhasılı cünüplük; güncel sorunlardan veya cinsel arzunun tavan yapmasından dolayı hayattan kopuk olma, gündemden uzak olma, orgazm olma hali değil orgazm olması gereken, şehveti tavan yapmış durumda olma, aklın başka yerlerde olma halidir.

Devamındaki tettahhiru emri temizlik ustune temizliği emreder. T-h-r kökü Kuranda birçok ayette geçer ve hem maddi, hem de manevi
temizlik için kullanılır.

Maddi temizliğe örnek:

Furkan 48: Biz, gökten tertemiz bir su indirdik.
insan 21: Rableri onlara tertemiz içecekler sunacak.

Bakara 222: Temizleninceye kadar onlara (cinsel olarak) yaklaşmayın!

Manevi temizliğe örnek:

Ali İmran 42: "Ey Meryem! Allah, seni seçti, temizledi/ arındırdı

Tevbe 103: Onların mallarından sadaka al; onları temizleyip arındırırsın.

Beyyine 2: Allah'tan gelen tertemiz sahifelerden okuyan bir resul

Temizlik üstüne temizlikten kast; aklını kurcalayan güncel sorunlardan arınmış, cinsel arzusu varsa orgazm olmuş ve bedensel olarak da temizlenmiş olarak salata katılmaktır. Bunun istenmesinin nedeni; bu hallerden temizlenmemiş kişinin salata ne bir katkısı, nede salatın ona bir katkısı olmayacağındandır.

Elbetteki maddi temizlik de çok önemlidir. Toplu ortamlarda üstü kirli pash, terli veya ter kokulu olmak diğer insanları rahatsız edecektir.

Benzer vurgular Nisa 43'te de vardır:

Nisa 43: Ey inanıp güvenenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüb iken de-yolcu olanlar bu hükmün dışındadır- yıkandırılıncaya kadar, saláta yaklaşmayın. Eğer hasta iseniz veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz tuvaletten geldiyse veya kadınlarla temaslaştıysa, su da bulamamışsanız o zaman, hemen tertemiz bir toprağa yönelin. Sonra da yüzlerinizi ve ellerinizi el ile silin. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

Ayetteki "tectesilu" kelimesi "yıkanıncaya kadar" diye çevrilmektedir. Oysa bu çeviri doğru değildir. Doğru çeviri "yıkandırılıncaya kadar olmalıdır. Yıkanıncaya kadar diye çevrilebilmesi için "hatta teğilu" demesi gerekirdi.

Yıkandırılmaktan kastin ne olduğunu daha doğru anlamak için sarhoşluktan kastin ne olduğunu doğru anlamak gerekir. Cünüplüğü zaten yukanda tarif ettik.

Ayette kastedilen sarhoşluk sadece aklı örten içeceklerden kaynaklanan sarhoşluk değildir. S k-r kökü Kuranda hem maddi, hem manevi sarhoşluğa vurgu yapar. İkisinin ortak noktası ise; bu halde olan kişi ne dediğini, ne yaptığını, haddini, hududunu bilmez.

Kuranda geçtiği ayetlere bakmak gerekirse:

Nahl 67: Üzüm ve hurma meyvelerinden sarhoşluk veren içecekler.

Hac 72: Lut kavminin sapıkça sarhoşluğu. Hac 2: Son saate tanık olan insanların sarhoşluğu. Kaf 19: Ölüm sarhoşluğu.

Bir insanın salata katılması için maddi ve manevi sarhoşluk halinden uzak olması gerekir. Sarhoşluktan uzaklıktan kasıt; ne dediğini, ne yaptığını, haddini hududunu bilen, velhasılı bilinçli bir durumda olmasıdır.

Ayrıca; cünüplüğü tanımlarken söylediğimiz gibi; hayattan kopuk, aklı başka yerlerde olmamak gerekir. Aksi takdirde; ne kişinin salata bir faydası, ne de salatın kişiye bir faydası olur. Aksine, salata zararı bile dokunabilir.

Kısaca; yukarıdaki zikrettiğimiz 2 ayetin bize verdiği mesaj şudur: Haftalık vahiy eğitim öğretim ve dayanışma toplantısına katılmadan önce; hem aklınıza, hem bedeninize, hem de elbisenize abdest aldırıp herşeyinizle tertemiz gidin.

Ne cuma toplanmasının, ne Nisa 43 ve Maide 6'nın ritüel namazla bir ilgisi yoktur. Toplumda abdest ayeti diye bilinen Maide suresi 6, ayet risaletin sonuna doğru inen bir ayettir. Bunu, 3. ayetteki "bugün dininizi kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım" cümlesinden anlayabilirsiniz.

O zaman şu soruyu sorabiliriz: Maide 6 ritüel namazdan bahsediyorsa, bu ayet inene kadar Müslümanlar abdestsiz ve cünüb mü namaz kaldı? Size göre; namazı emreden Allah, abdesti unuttu mu? Yoksa sizin namaza yüklediğiniz anlamda bir sorun mu var?...

Çok sorun var.

Bir de şunu soruyorlar: Maide 6'nin cuma salati için istendiğine deliliniz nedir?

Cevabımız şudur:

1: Cuma suresinin medeni Medinede inen bir sure olduğunu anlamak zor olmasa gerek. Kaldı ki, nebi bu toplantıların Mekkede yapabilseydi Medineye hicret etmezdi. Maide suresinin de Cuma suresinden sonra indiği apaçık

2: Cuma suresinde haftalık bir toplantıya/salata çağrıdan bahsedilmektedir. Maide 6, ayet de; salata kalktığınızda" diye başlamaktadır. Yani birinde çağrı, diğerinde çağrıya icabet için harekete geçme vurgusu var. Bu iki vurguyu birbirine bağladığınız da Maide 6'nın Cuma 9 için olduğunu anlamak temiz akıl sahiplerine zor olmasa gerek.

3: Bize göre salat asla namaz diye çevrilemez, namazın Kurandaki karşılığı duadır. Farsça olan bu kelime farsçada da dua anlamına gelmektedir. Dolayısıyla 2 ayetin de ritüel namazla ilgisi yoktur.

4: Namazın Kurandaki karşılığı olan dua için Araf suresi 55 ve 56. ayetlerde belirtilen vurgularia, duanın yalnız Allah'a özgü kılınır. Şirk bulaştırılmaması dışında bir şart yoktur. Dolayısıyla; Maide 6'nın namazla bir ilgisi yoktur.

5: Temiz akıl ve fıtrat, birçok insanın katılacağı bir toplantıya temiz gitmeyi telkin eder. Düğünlere, konferanslara ilahi bir emir olmadan insanların nasıl gittiğini görüyoruz.

Cuma toplanmasına vurgu yapan bir diğer ayet de Bakara 238. ayettir:

Salatları ve en hayırlı salatı elbirliği ile koruyun. Ve Allah için sürekli saygıda durarak kalkın.

Bakara 239: Ama eğer korkulu bir ortamda bulunuyorsanız, o zaman yaya veya binekli olarak giderken; hareket halinde koruyun, yerine getirin. Sonra da güvene erdiğinizde bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi Allah'a hemen anin.

En hayırlı, en yararlı salat. Vusta, sözcük olarak "hayırlı, üstün, sağlam" gibi anlamlara gelir. "Salati Vusta" "Cuma Salatidir." Cuma salati, diğer salatlara kıyasla daha önemli olduğu için, daha hayırlı ve daha üstün olarak nitelendirilmiştir.

Cuma 11. ayette Rabbimiz, ticareti salata değişip Nebimizi yüzüstü bırakanlara karşı "eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır" vurgusu da salatı vusta'nın cuma salatı olduğunu teyit etmektedir. Kaldı ki, tek çağrı yapılan salat da cuma salatidir. Ankebut 45 teki "Allah'ın zikri en büyüktür" ile

Cuma 9'daki "Allah'ın zikrine koşun" vurgusu da Cuma salatinin önemini ortaya koymaktadır.

Tevbe 84, 99 ve 103. ayetler:
Tevbe 84: Onlardan ölen hiçbir kimseye, asla salat etme ve kabirlerinin başında da durma. Çünkü onlar, Allah ve Resulünü Küfrettiler. Ve onlar fasık olarak öldüler.
Ayette bahsi geçenler Medineli münafıklardır. Rabbimiz, onlardan ölen birinin cenaze defin işlerinde asla onlarla birlikte olmamasını, onlara hiçbir şekilde destek vermemesini, çünkü onların fasik olarak öldüklerini bildirmektedir.
Malumdur ki; Resul yönetici konumundadır. Yönetici ve aynı zamanda nebi olarak cenaze defin işlerinde halka destek olmaktadır. Fakat nebi gaybı bilmediğinden kimin mümin, kimin münafık olduğunu seçememektedir. Bunu Tevbe 101. ayetten anlıyoruz:

Çevrenizdeki Bedevi Araplardan münafık olanlar vardır. Ve Medine halkından da nifakta ileri gidenler vardır. Sen onları bilemezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra onlar, daha büyük azaba uğratılacaklardır.
Konuyu daha iyi anlamamız için Tevbe 113. ayeti de paylaşmamız lazım gelir. Allah nebinin onların cenazelerine katılmasını, onlara salat/ vahiyle maddi manevi destek, sosyal dayanışma içerisinde olmasını neden istemiyor:
Tevbe 113: Nebi ve mü'minlere; Cehennemlik oldukları açıkça belli olduktan sonra, yakınları da olsa, müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.
3 ayeti bir araya getirdiğimizde görüyoruz ki; Rabbimiz, cehennemlik oldukları açıkça belli olan kişilerin cenazelerine katılmayı, onlara maddi manevi destek olmayı, yasaklamaktadır.

Gelelim Tevbe 99. ayete:

Bedevi Araplardan kimisi de Allah'a ve Ahiret Gününe inanır. İnfak ettiğini Allah katında yakınlığa ve Resul'ün salavatına vesile sayar. Gerçekten o, kendileri için yakınlık vesilesidir. Allah, onları rahmetine alacak. Allah, Çok Bağışlayıcıdır, Rahmeti Kesintisizdir.
Ayette salatın çoğul formu salavat geçmektedir. Daha önce Bakara suresi 157. ayette Allah'ın salavatını işlemiştik. Buradaki resulun salavatını iyi anlamamız için resul kavramına odaklanmamız gerekir. Neden nebi değil de resul?
Bu ayetin Medeni olduğunu düşündüğümüzde Resulluğun 3 boyutu ortaya çıkıyor:

1: Vahyin bizzat kendisi de resuldür ve Kuranda birçok ayette kitap anlamında kullanılmaktadır. (Bkz: 3/81, 48/9, 5/15. Ve 2/89 ve 2/101. ayetlerde resul ve kitap birbirlerinin yerinde kullanılmıştır.)
Ve kitabın bizzat kendisi müminlere Allah'ın salati/ desteği, vahiyle insanlarla etkileşimidir. 33/43 ve 57/9. ayetlerini birlikte okuyunuz.

2: Resul Muhammed konuşan vahiydir. Daha doğrusu kitabı konuşturan, duyuran tebliğ edendir. Resul vahiyle tebliğ yapar, insanlarla vahiyle etkileşim kurar, resulun ağzından çıkan her söz resulluğunu yaptığı makamın sözüdür, ayettir.
Resul müminlerle vahiy vasıtasıyla etkileşim kurar, tebliğ eder 5/67, vahiyle insanları aydınlatır, arındırır, yasaları ve doğru hüküm vermeyi ve insanların bilmediği bir çok şeyi öğretir 2/151.
3: Resul Muhammed aynı zamanda Medinedeki yönetimin başıdır. Sadakaları/vergileri alan, paylaştırandır 9/59, 60,103, 58/12. Feyleri (savaşmadan elde edilen ganimetler) alan ve paylaştırandır 59/7. Ganimetleri ve fazladan gelen hediye veya gelirleri alan ve paylaştırandır 8/1, 41. vs.
Velhasılı Resul Muhammed; vahyin önderliğinde, maddi ve manevi olarak toplumu bilinçlendiren, eğitim öğretim, toplumsal dayanışma vb. kurumları oluşturup ayağa kaldıran/ salatı ikame edendir.

Resulun salavatı; resulun vahyin önderliğine, eğitim öğretim ve toplumsal dayanışma faaliyetleriyle topluma olan maddi ve manevi desteklerinin hepsini içine alır.
Tevbe 103: Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizleyip arındırırsın. Ve onlara salat et, kuşkusuz senin salatın onlara dinginlik/ huzur verir. Allah, Her Şeyi Duyandır, Herşeyi Bilendir.
Bu ayeti doğru anlamamız için bir önceki 102. ayete bakmamız lazım:
Diğer bir kısmı da suçlarını itiraf ettiler. Onlar, iyi bir ameli kötü bir amelle karıştırmışlardı. Belki Allah, onların tevbesini kabul eder. Allah, Çok Bağışlayıcıdır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Tevbe 103, daha önce münafıklık edip tevbe eden gruptakilerden bahsetmektedir. Rabbimiz elçisinden; onlarla vahiyle etkileşimde olmasını, onlara maddi ve manevi destek olmasını, bunun onları mutlu edeceğini, onlara dinginlik vereceğini buyurmaktadır.

Tevbe 84 ve 103.. ayetlerin çevirilerine baktığımda, salat kavramının en çok dua olarak çevirildiğini gördüm. Oysa dua da arapça bir kelimedir ve Kuranda ayrı olarak bir çok yerde geçmektedir. Arapça bir kelimeyi arapça bir kelime ile çeviremezsiniz.
Kaldı ki; İbrahim suresi 40. ayette salat ve dua ikisi birden geçmektedir:
"Rabbim! Beni ve soyumu salatı ikame eden kıl. Rabbimiz duamı kabul et."
Bu ayet salat ile duanın ayrı kavramlar olduğunu ve birbirinin yerini tutamayacağını bize öğretmektedir. Velhasılı salat dua diye çevrilemez.
Namaz, dua kavramının karşılığıdır, salatın dua / namazla ilgisi yoktur.

Maun suresi üzerinden boşa giden salat:

Din hakkında yalana sarılanı gördün mü. Odur yetimi itip kakan,
Yoksulu/ çaresizi doyurmaya teşvik etmeyen. Onların salatları boşa gitmiştir.
Onlar salatlarında yanılgıdadırlar.
Onlar sadece gösteriş yaparlar,
En küçük yardıma bile engel olurlar.
-Maun suresi
Öncelikle şunu belirtelim:
Kezzebe/yukezzibu yalanlamak değil, yalana sarılmak demektir. Kök anlamı kumaş boyası, kumaşı orjinal renginden başka renge boyamak, olduğundan farklı göstermektir.
Dolayısıyla; ayette eleştirilen eylem dini yalanlamak değil, din hakkında yalana sarılmaktır. Dinsizlik değil, salatsız bina edilmiş içi boş bir din vurgulanmaktadır.
Tıpkı bugün salatın gerçek anlamından saptırılıp/ farklı renge boyanıp ritüel namaza dönüştürüldüğü gibi.

Elbette bu apaçık bir sihir (insanların aklını yanlış bilgilerle bulandırmak) dir. Fakat gerçeği bilen Musa'lar (!) asalarıyla (vahiyle) bu sihirbazların (salatı tahrif eden, başka renge boyayan ruhban şeytanların) sihrini boşa çıkaracaktır.
Bu ayet hakkında düşünmemiz, sorgulamalar yapmamız gerekiyor.
Öncelikle bu ayet kimlerden bahsediyor diye soralım. Muhammed nebi ve arkadaşlarından bahsetmesi mümkün değil. Mekke döneminde indiğini düşünürsek, müşriklerden bahsettiği anlaşılıyor. Öyleyse, mekke müşrikleri namaz mı kılıyordu, Allah onların kıldığı namazı mı eleştiriyor?
Hani namaz miraçta farz olmuştu? Risaletin 11. yılında farz olduysa, daha önce inmiş Maun suresindeki salata nasıl namaz manası veriyorsunuz?
Hatta sadece Maun suresindeki salata değil, Müzzemmil, Müddessir, Kevser, Alak surelerindeki salata da namaz manası veriyorsunuz. Farkında mısınız, namazı bina ettiğiniz temel her tarafından çatlak veriyor.

Bu ayetin çevirilerine baktığım zaman 2 grupla karşılaşıyorum:

1: Ayetteki salata namaz manası verenler, 2: Ayetteki salata ibadet manası verenler.
Biz salatın namaz olmadığını zaten söylüyoruz. Fakat geleneğin iddialarına baktığımızda şu çelişkiler ortaya çıkıyor:
1: Mekke müşrikleri namaz kılmıyordu. 2: Maun suresi namazın farz olduğunu iddia ettikleri süreden daha önce inmiş bir sure 3: İlk inen Alak suresinde de salat kavramının geçtiğini düşünürsek, salat o toplumda bilinen, yanlış olsada uygulanan bir kavram ve namaz değil.
Şimdi verilen manalara bakalım:
Salata ibadet manası da verilemez. Çünkü ibadet de arapça bir kelime ve Kuranda çokça geçiyor.
İbadet kavramı zaten ritüel bir amel değil, bir yaşam tarzını ifade eder. Fe'budullah/ Allah'a ibadet edin değil Allah'a kulluk edin, iyyake na'budu/yalnız Sana ibadet ederiz değil yalnız Sana kulluk ederiz demektir.

Abdullah; Allah'ın ibadeti değil Allah'ın kulu demektir. Ritüeller belli vakit ve zamanlara göredir. İbadet kavramı ise; ritüelleri değil, hayatın tamamını, hayatına Allah'ın ilkelerine göre şekillendirmeyi ifade eder. A-b-d kelimesinin ritüellerle bir ilgisi yoktur.
Allah; Kendisinden başkasına kulluk etmeyelim diye doğru hükümlerle sabitlenmiş ve Kendisi tarafından detaylı olarak açıklanmış kitabı indirmiştir. Bkz: 11/1,2-39/2
Kuranda ritüel ibadetler nusuk kavramıyla ifade edilmektedir.
Bakara 128: Bize menasikimizi/ ibadet usullerimizi göster.
Ve daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Enam suresi 162. ayet salat ile nusuku/ ritüel ibadetleri ayırmıştır.
Velhasılı; Maun suresinde geçen salat kavramı namaz diye de, ibadet diye de çevrilemez.
Öyleyse Maun suresindeki salat neden bahsediyor?

Bu sureyi doğru anlamak için Enfal suresi 35 ve 36. ayeti paylaşmak istiyorum:
35: Onların, Beyt'in yanındaki salatları, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Öyleyse küfrünüzden dolayı azabı tadın.
36: Gerçeği örtenler, Allah yolundan alıkoymak için mallarını harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra, bu kendilerine pişmanlık olacak ve sonra mağlup olacaklar. Kafirler Cehennemde toplanacaklardır.
El çırpmak ve ıslık çalmanın namazla ne alakası var diye sormayalım mı?

Aslında Maun suresinin tamamına baktığımızda surede eleştirilen salatın, salatın ikinci boyutu olan toplumsal dayanışma destekleşme olduğunu görüyoruz.

Enfal suresi 15 ve 36. ayetlerle birlikte okuduğumuzda şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor:

Ortada bir salât var fakat içi boşaltılmış, başka renge boyanmış, niması gerranden başka kalıplara sokulmuş salât.

Insanlar Kabede salat için toplanıyor fakat bu salatları el çırpmak, ıslık çalmaktan kuru gürültüden, gösterişten ibaret. Toplantılar amacından yoksun, kimsenin derdine çare olmuyor. Yapılan yardımlar gerçek ihtiyaç sahiplerine değil başka yerlere veya Allah'ın yolundan aоутеця Ватсаптун.

Şimdi düyünün, bugün de böyle değil mi?

Cuma günü insanlar camide toplanıyor. Kimin derdi soruluyor, kimin derdine çare olunuyor? Cami çıkışında yardımlar ihtiyaç sahipleri için değil başka şeyler için toplanıyor

Yok cami yapılacak deniyor (ülkede fazlasıyla cami olduğu halde), kimi kuran kursu için deniyor (kuran kursları da amacından yoksun Kuranın içeriği değil alfabesi öğretiliyor, ezberletiliyor ve daha da kötüsü, Kuran'a rağmen Kurana aykırı bir din öğretiliyor ve insanlar Allah'ın yolundan uzaklaştırıyor).

Yani, hep gösteriş, hep kuru gürültü ve insanları Allah'ın yolundan alıkoymak. Bu yapılan salâtın , Rabbimizin yukarıdaki ayetlerde eleştirdiği salattan ne fariı var?

Rabbimiz buyurdu ki: Meryem 59: Bundan sonra arkalarından gelen sonraki nesil, salatı zayi ettiler ve şehvetlerine uydular. Yakında kötülükleri kendilerine dönecektir. Tıpkı bugünkü gibi zayi edilmiş, anlamından, içeriğinden, amacından saptırılmış, hiç kimseye faydası olmayan, anlamsız ve bilinçsiz hareketlerle, hayat tarzından ritüele dönüştürülmüş bir salat

Gerçeği örtenler Cehennemde toplanacaktır. Bka: 2/159, 160-8/36 Maun suresindeki bir önemli vurgu da, salatin amacından saptırılmasının din halkunda yalana sarılmak olduğunun vurgulanmasıdır. Buna binaen şumu diyebiliriz.

Salat dinin direğidir. Salatı yalan olanın dini de yalandır. Ümmet namazsızlığın değil, salat'sızlığın bedelini ödüyor. Uyanmadıkça da ödemeye devam edecek. Allah'ın sünneti budur ve sen Allah'ın sünnetinde değişme bulamazsın...

Yinede en doğrusunu Allah bilir.

Yorumlar

← ÖNCEKİLERİN ORUCU İSLAMDA GDO (KİTAP) →